12 Aralık 2014 Cuma

Malta'da Türk Yelkenleri!!!





Ercüment Gümrük ve kızı Elif'i geçen sene başlattığımız #VeloSlow aktivitesinde tanıdım. Ercüment Abi'nin, uğruna yuva yıkılacak güzellikte bir Wilier Triestina'sı vardır, eski milli bisikletçi olarak da hakkını verirdi. Ama o ve Elif yazın hafta sonu binişlerine pek katılmazlardı. İkisinin de sıkı birer yatçı olduklarını, Keyif 60 tekneleriyle yarışlara katıldıklarını öğrenince hafta sonu kaybolmalarının nedeni ortaya çıktı. Ercüment Abi, kalbinin teklemesi sonucu bisiklete biraz ara verdi ama aşağıdaki yazıda da okuyacağınız gibi spora ve yarışmaya ara vermedi. Keyif 60 ekibi, Malta Kraliyet Yat Kulübü'nün 1968'den beri düzenlediği zorlu Rolex Middle Sea Race'e katılan ilk Türk teknesi oldu.  

Elif Gümrük'ün kaleminden çıkan bu zorlu yarışın tam hikayesini "futbol dışı hareketleri ekrana getirme" misyonunu kararlılıkla sürdüren Spor Locası'nda yayınlamaktan sevinç duyarız. - SG




Malta'da Türk Yelkenleri!!!


Elif Gümrük - Keyif 60





Dünyanın sayılı yat yarışlarından olan Rolex Middle Sea Race’e (RMSR), Siyami Ersek Hastanesi yoğun bakım ünitesinde karar verdik dersem, dalga geçiyorum zannedersiniz. Keyif 60 ekibi için Malta’daki yarış hikayesi gerçekten böyle başladı. Eski milli bisikletçi ve 2013 yılının Ekim ayına kadar master kategoride bisiklet yarışlarına katılan Ercüment Gümrük, geçirdiği ufak sağlık sorunu nedeniyle bisiklet yarışlarını bırakması gerektiğini öğrenir öğrenmez, 2014 yılında bisiklete binmeyi planladığı coğrafyada yat yarışlarını araştırmaya başladı. Malta’da start alan, Sicilya adasının etrafında dolaşıp yine Malta’da biten 610 millik bu yarışa katılan ilk Türk ekip olma serüvenimiz böyle başladı. 


Şimdiye kadar bütün ekibimizin katıldığı en büyük yarış, Türkiye’de her sene İstanbul-Bodrum arasında gerçekleşen Aşağı Yarışı olduğu için, bu karar aslında bizim için bir tür çılgınlıktı. Ama zaten neredeyse bütün ekip yarı delilerden oluştuğundan ekip arkadaşlarımız arasında bu karara karşı çıkan kimse olmadı. Aksine herkes büyük bir heyecanla karşıladı. Tabii ki böyle bir yarışa “Hadi!” der demez katılamazdık. Her türlü yarış ve güvenlik dokümanını defalarca okuduk, teknede gerekli değişiklikleri yaptık, onu şimdiye kadar gördüğü en detaylı bakımdan geçirdik. 



Keyif 60, yarışın tüm güvenlik önlemlerine uygun olduğunu sandığımız şekilde, starttan bir hafta önce Malta’ya ulaştı. Ancak yapılan güvenlik kontrolleri sonucu birçok ufak tefek eksiklik bulundu. Ama asıl, yayınlanan ek talimatta belirtilen, teknede AIS bulundurma zorunluluğunu atladığımızı fark ettik. Hatta güvenlik kontrolüne gelen görevlilerden “Siz bu şekilde Türkiye’de nasıl yarışıyorsunuz?” sorusunu bile aldık. Starttan önce kalan 3 günde bütün eksiklerimizi kısmen Malta’dan, kısmen de Türkiye’den daha geç gelen ekip arkadaşlarımız sayesinde tamamladık. Bu arada, asıl yarıştan 3 gün önce yapılan 30 mil mesafeli “Coastal Race”de kategorimizde 3. olmayı başadık. 


Asıl macera, 18 Ekim Cumartesi günü, Malta’nın Grand Harbour’unda, büyük bir ihtişamla başladı. Hem karada hem de denizde, tahmin edemeyeceğimiz sayıda çok izleyicinin arasından start verildi. Teknedeki 10 kişi de hayran hayran top atışıyla verilen startı ve etrafımızda o ana dek sadece internet sayfalarında gördüğümüz yarış makinelerini izlemeye dalmıştı. İlk kavança atmamız gerektiğinde yarıştığımızı unuttuğumuzu fark ettik. Başüstünde, elimde rüzgar üstü iskotasıyla gönderin bana gelmesini beklerken, piyanoda üst baskıyı bırakan kimsenin olmadığını fark ettim. Neyse ki çok korunaklı bir limandan start aldığımız ve henüz limandan çıkmadığımız için hava çok hafifti. Ama bu hata bizi kendimize getirdi. 



Yarışın ilk gününü ideal bir havada, ortalama 8 knot hızla geçirdik. Ancak ikinci günden itibaren 60 saate yakın bir süre çok düşük havayla boğuştuk. Akşamüzerleri, hafif artan, gündüzleri ise iyice düşen havayla cebelleşerek Messina Boğazı’nı geçtik. Bu sırada Ercüment Gümrük başta olmak üzere, ekibin bisiklet meraklıları, Fransa Bisiklet Turu şampiyonu “Messina Camgözü” Vincenzo Nibali’ye selam çakmayı unutmadık! 


Hafif havayla mücadele ederken ekibin morali neredeyse hiç düşmedi. Hafif hava, Türkiye’de bizim için genellikle olduğumuz yerde çakılı kalıp, hafif teknelerin bizi yavaş yavaş geçmesini beklemek demekken, Tiran Denizi’nde aslında bizim avantajımıza olduğunu fark ettik. Hiç pes etmeden en ufak esintiyi bile sabırla kullanarak sınıfımızdaki birçok tekneyi bu sefer biz geride bıraktık. Yarışın takip app’inde bir tekneyi daha geçtiğimizi her görüşümüzde havasızlığın getirdiği bıkkınlık bir anda üstümüzden kalkıyor, böylece adım adım ilerliyorduk. Sicilya’nın kuzeyindeki, başta Stramboli olmak üzere, bütün Aeolian adalarını yavaş yavaş geçtikten -ve güzelliklerine hayran olduktan sonra- yarışın 4. gününün akşamına doğru, Palermo açıklarındayken rüzgar yavaş yavaş artmaya başladı. Hava tahminini sürekli kontrol ettiğimiz için zaten rüzgarın artacağını biliyorduk ama tahminlerin hiçbiri havanın 40 knot’ın üzerine çıkacağını söylememişti. 

22 Ekim sabahı 04:00 sularında hava 25 knot’un da üzerine çıktı. Artış trendinin durmayacağını anlayınca ana yelkene ilk camadanı vurarak yarışa devam ettik. Ancak 04:00’deki vardiya değişiminden sonra sabah 08:00’e dek ciddi bir hızla artan rüzgar 40 knotların üzerine kadar çıkarken ana yelkenimize 2. ve hatta donanımı olmamasına rağmen 3. camadanı vurmuş, cenovayı da furlingden ufalta ufalta 1 metre açık şekle getirmiştik. Ancak cenovamızı küçültmekte geciktiğimiz için, kapatırken yırtılmaya başlamıştı. Bütün bu rüzgara bir de Sicilya adasını bitirip rotamızı Pantelleria’ya, yani hafif güneybatıya çevirirken yaklaşık 90 derece dönen rüzgar yönü de eklenince iş iyice zorlaştı. Şiddetli rüzgarla 6 metreye ulaşan dalgaların geliş yönünün farklılık yaratması ekibimiz için asıl büyük sorunu yaratmaya başladı. Sancak kontra apaz-dar apazdan aldığımız rüzgara iskele baş omuzluktan yediğimiz dalgalar, yırtılmaya başlayan yelkenlerimiz, ve bu hava şartlarını ilk defa yaşayıp midesi kötüleşen ekip eklenince yarışın rotasında devam etmemiz iyice zorlaşmaya başladı. O sırada en sağlam kalan ve dümende olan Levent Moldur, yelkenlerimizin durumuyla yarış rotasında gidemeyeceğimizi bildirdi. Normalde kuzeyinden dolaşarak iskelede bırakmamız gereken Pantelleria adasının güneyinde güvenli olduğunu düşündüğümüz bir koya ulaşıp demir atarak fırtınanın azalmasını beklemeyi ve teknemizin durumunu kontrol etmeye karar verdik. 


İlk camadanı vurduktan yaklaşık 12 saat sonra hedeflediğimiz koya ulaşmış ve demir atmıştık. Şansımıza Türk yelkenci Enes Çaylak’ın da yarıştığı XPlane teknesi bizden yarım saat önce aynı koya ulaşıp demir atmıştı. Hem onlarla konuşup bizden başka teknelerin de çeşitli badireler atlatmış olduğunu duymak, hem de o kadar uzun süre fırtınayla boğuştuktan ve sırılsıklam kaldıktan sonra az da olsa korunaklı ve sakin bir alana varmış olmak bütün ekibin rahatlayıp kendine gelmesini sağladı. Tabi ki bu arada cenovamızı değiştirip yarışa devam edip etmeyeceğimizi konuşmaya başladık. Bu sırada sığındığımız ufacık koya yarıştan 2 tekne ve ayrıca birkaç balıkçı teknesi daha gelip sığınmıştı. Ancak bulunduğumuz noktada telefonlarımız çekmediği için havanın ne şekilde ilerlediğini göremiyorduk. Hava kararmaya başladığı sıralarda rüzgar tekrar döndü ve geceyi bulunduğumuz noktada geçirmenin tehlikeli olacağına karar verdik. Bizden önce demir alan iki teknenin arkasından, haritada gördüğümüz, yaklaşık 6 mil batıdaki balıkçı barınağına gitmeye karar verdik.

Barınağa vardığımızda, bizden önce 4 teknenin daha oraya sığınıp bağlandığını görünce şimdiye kadar hiçbir yarışta yaşamadığımız bir rahatlama duygusuyla karşılaştık. Meğerse saatlerce etrafta kimseyi görmeden ilerledikten sonra kendi teknemiz dışında birilerini görmek insanı çok rahatlatan, bu işte yalnız olmadığımızı hatırlatan bir duyguymuş. Vardığımızda zaten geceydi. Hepimiz çok yorgun ve ıslak olduğumuzdan kaloriferi çalıştırıp ıslakları havuzluğa yığdıktan sonra karnımızı doyurduk. Sonra erkenden uyuyup sabaha sağlam kafayla, barınağa vardığımızda çekmeye başlayan internetten hava raporlarını inceleyip teknenin durumunu tekrar inceleyip ne yapacağımızı konuşmaya karar verdik. Sabah bütün bu kontrolleri yapınca, o gün (Perşembe) tekrar denize çıkamayacağımıza karar verdik. Çünkü hava şiddetini düşürmeden esmeye devam ediyordu. Bulunduğumuz noktadan finişe kadarki mesafeyi, perşembe gecesi azalmaya başlayan hava ile yola çıksak bile, yarış süresi içinde tamamlayamayacağımızı üzülerek hesap ettik. 23 Ekim sabah 11:00 sularında yarış ofisini arayarak yarışı resmi olarak bıraktığımızı haber verdik.

Günü eşyalarımızı kurutarak, gün içerisinde barınağa gelen teknelere yardım ederek, su ve yakıt ikmali yaparak ve teknede çalışarak geçirdik. Diğer teknelerin, özellikle de yaklaşık 24 saattir dümen palası kırık şekilde fırtınada boğuşan Scarlet Oyster teknesinin yaşadıklarını dinleyince bizim başımızdan geçenlerin çok ufak şeyler olduğunu fark ettik. Açıkçası bu fırtına sonrasında Keyif 60’ın gerçekten sağlam olduğunu da öğrenmiş olduk. Bu şiddette havalar görürse dayanmayacağını zaten bildiğimiz yelkenlerimiz dışında teknede hiçbir hasar olmadı. 


Rolex Middle Sea Race, bütün ekibe gerçek bir offshore yarışın nasıl olduğunu öğretti. Meğer biz Türkiye’de offshore yarış neymiş bilmiyormuşuz. Geri dönüp baktığımızda, ilk gün 15 knotlarla ideal bir havada başladığımız yarışta, 2. ve 3. gün 5 knot’un üzerine çıkmayan rüzgarda dahi mücadeleye devam edip normalde iddialı olmadığımız havalarda adım adım rakiplerimizi geçmenin bize moral kattığını anladık. Ayrıca, Malta’ya döndüğümüzde 4. gün başlayan fırtınanın, yarışın 49 yıllık tarihinin en zorlu 48 saati olarak adlandırıldığını öğrendik. Fırtınada camadan vurmak, fırtına flokuna geçmek gibi bazı işlemleri yapmaktan geç kaldığımıza karar verdik. Bir de, her ne kadar denizlerimizde bu şartlara çok ender rastlansa da, böyle bir yarışa gitmeden önce, hem uzun süre denizde olup vardiya şartlarına alışmak, hem de uzun süre fiziksel çalışmaya dayanıklı olabilmek için Marmara Adası’na antrenman amaçlı gidip dönmek gibi hafta sonu planları yapmamız gerektiğini kararlaştırdık. 


Normal şartlarda böyle bir macera atlattıktan sonra çoğu insan “Bir daha asla!” diye düşünebilir. Ancak Malta’dan dönüş uçağında tüm ekibin aklındaki soru “Önümüzdeki sene tekrar nasıl gelebiliriz?”di. Kısacası, 2015 yılında, bizi nelerin beklediğini bilerek, daha hazırlıklı şekilde Rolex Middle Sea Race’e tekrar katılmak ve bu sefer 610 millik rotayı tamamlayabilmek umudumuz var.