5 Şubat 2017 Pazar

Super Bowl LI - Yurtseverler Şahinlere Karşı

Blogumuzun abisi Sarper Günsal geçen sezon Super Bowl 50'yi yazarken "tarih dürbünüyle bakmak", "devrimsel değişimleri tetiklemek", "Establishment vs New kids on the block" falan gibi entellektüel göndermeler yaparak beyaz QB Peyton Manning ile siyahi ve laubali(!) QB Cam Newton arasında geçecek maçın önemine nazar-ı dikkatimizi celbetmişlerdi.

(Dikkat: Bu yazıdaki bazı linkler Wikipedia iken bazıları sürprizlidir. Açmanızı tavsiye ederim)


Aradan geçen 364 günde, önce Peyton Manning 24-10 ile Cam Newton'un tozunu attırdı. Sonra establishmentın daniskası Donald Trump başkan seçildi. Tersten tarihi günler yaşayacağımız kesin, sonumuz hayır olsun inşallah. Bloga kayyum atanmadan bu konuyu kapatalım.
Sonuç olarak bu sezon da devrim mevrim yok. QB'ler beyaz, diğerleri siyah. Super Bowl'un Patriots (Yurtseverler) ile Falcons (Şahinler) adlı takımlar tarafından oynanması da ayrı bir ironi tabii. Bu maçın karşı karşıya gelecek olan QB'leri Tom Brady ile Matt Ryan. Konferans finallerinde eledikleri QB'ler de Aaron Rodgers ile Ben Roethlisberger. Bu yazıya yanlışlıkla girmiş, "Kim bu adamlar?", "Super Bowl da ne?" diyen bir kişiyseniz bile isimlerinden beyaz olduklarını anlarsınız. Tabii bu tespitler ilginçlik olsun diye, maksadımızı aşmayalım. En azından ABD'nin geçmişte geldiği nokta açısından bakıldığında kimse -şimdilik- siyahlar aleyhine şike yapamaz. Bunun yanında Matt Ryan bizzat Obama destekçisi imiş, Tom Brady ise Trump'ı desteklemek için karısından izin alamaz.

Tom Brady'in karısı da kim diyen varsa

İki takımın da QB'leri çok iyi. O açıdan iki takımı eşit sayabiliriz. Brady (39) eşleşme belli olduktan sonra Ryan (32) ile fi tarihinde Boston College ile Patriots sezon öncesi ortak kamp yaptıkları sırada tanıştıklarını ve hala mesajlaştıklarını belirterek çaktırmadan kıdem koydu.

Bu sporda tek maç bile oldukça yıpratıcı olduğundan playoff da oldukça basittir: Her tur tek maçtan ibarettir, o da rekoru daha iyi takımın sahasında oynanır. En iyi iki takım da ilk turu "bay" geçerek az maç yapma imtiyazına kavuşurlar. Dolayısıyla final de tek maçtır ve tarafsız sahada oynanır. Tarafsız sahada oynanması da mantıklıdır, çünkü zaten normal sezonda da 32 takımlı bir ligde 16'şar maç oynanır, bunlardan sadece 4 tanesi konferanslar arası maçtır,  o yüzden finale çıkmış takımların rekorlarının farkı çok anlamlı değildir.

Dolayısıyla Super Bowl'un yapılacağı şehir bellidir ve çok önceden gelin gibi süslenir. Bu sezon Super Bowl Houston kentinde oynanmaktadır. Maçın biletleri çok pahalı olduğundan çok önceden satışa çıkarılır. ABD'nin en sevilen(!) takımı Dallas Cowboys taraftarları Texas'da yapılacak finale çok ilgi gösterdiğinden en ucuz bilet fiyatı 4195 dolara çıkmışken, Green Bay Packers'a elenmesiyle beraber aynı fiyat 3349 dolara düşmüş. Fiyatlardan da görüleceği üzere bu maç normal taraftarın alım gücünün ötesindedir, o yüzden nefis bir tribün ortamı olmaz.


Super Bowl maçında ABD'nde hayat kilitlendiğinden bu esnada yayınlanacak TV reklamları da oldukça etkili ve dolayısıyla pahalıdır. 30 saniyelik reklam bedeli ortalama 5 milyon dolardır. Reklamlar maalesef ülkemizde gösterilmediğinden biz ancak sonradan youtube'da falan izleriz. O yüzden bu kısmı kısa geçeceğim.

Bir de devre arası şovu vardır. Konferans finalleri ile Super Bowl arasında iki hafta olduğu gibi, maçın devre arası da 15 dakika yerine 30 dakikadır. Bu sırada teknolojinin de gücüyle sahanın ortasına bir sahne kurulur ve dönemin en iyi pop yıldızlarından biri konser verir. Bu sene sıra Lady Gaga'da. Nedense kendisi seçilince herkesin aklına 13. yıldönümünü kutlayan "wardrobe malfunction"' gelmiştir. 4 yaşından beri bu şov için hazırlandığının iddia eden Lady Gaga "bu sene aynısı olur mu?" sorusuna, "herşeyi iyi tasarladık, olmayacaktır" mealinde cevap vererek hayranlarını hayal kırıklığına uğratmıştır (10 yaşından büyük olup frikik olayına meraklı olanları hiç bir zaman anlayamamışımdır. Klas, ince zevkleri olduğunu iddia eden biri de değilim üstelik)

Lady Gaga Hanımefendi

Yazının son bölümünde bir de olaya sportif yönünden bakalım. New England Patriots maçta ağır favori, çünkü hem defansı mükemmel, hem de hücumda Tom Brady var. Ama ondan önemlisi (ki bence bu sporda olay koçtur, oyuncular satranç taşlarıdır) başkoç Bill Belichick var. Uzun yıllar paspal giyim tarzıyla bilinen koçun bu sezon aniden jilet gibi giyinmeye başlamasında bile keramet aranmaktadır.


Belichick Önce/Sonra

Patriots son 15 sezonda 5. şampiyonluğunu almak üzere sahaya çıkarken Atlanta Falcons ise 51 senelik ömrünün ilk şampiyonluğunu elde etmek istiyor. Yaptığım derin analizler sonucu bu maçı Atlanta Falcons'un kazanacağını iddia ediyorum. Aslında son yıllarda defansı hücumuna göre daha iyi takımlar finalde de galip gelme eğiliminde. Geçen sene Denver Broncos Carolina Panthers'i 24-10, 2014'de ise Seattle Seahawks aynı şekilde Denver Broncos'u 43-8 gibi farklı skorlarla mağlup ettiler.

Bu sezon da maç başına toplam sayıda Falcons Patriots'a karşı 33.8'e 27.6 önde iken, defansta ise Patriots 15.6'ya 25.4 önde. Bu açıdan maçı Patriots'un kazanması yukarıda bahsettiğimiz iki maçın paternine uyuyor. Gelgelelim paterne uymayan iki maç var: 2015'de Seahawks defansta daha iyi olmasına rağmen Patriots'a 28-24 yenildi. 2012'de de Patriots hem defans hem de hücumda daha iyi olmasına rağmen New York Giants'a 21-17 yenildi.

Sonuç olarak finalde Patriots varsa "defansı iyi olan kazanır" şablonu çalışmıyor gibi gözüktüğünden bu maç heyecanlı geçer ve az farkla Falcons kazanarak ilk şampiyonluğunu elde eder diyorum. (Chicago Cubs bile şampiyon olabildikten sonra neden olmasın?)

11 Ocak 2017 Çarşamba

NFL Çılgın Kart Haftası

NFL Playoff Wild Card ve Divisional Turları


Yılın çoğu ayını spor olaylarıyla tanımlarım. Mart Paris-Nice, Nisan Ronde ve P-R, Mayıs haliyle Giro, Haziran Roland Garros, Temmuz illa ki Fransa Turu ve Wimbledon diye gidiyor. Sevdiğim bu olayların her yıl aynı zamanda gerçekleşmesi, kaya tırmanışında yarıklara çakılmış takoz işlevi görüyor, belime sarılı yaşam halatımı emniyete alıyorum. NFL sezonu da yılın 6 ayını çentikleyebildiğim bir dönem. Eylül’de lig başlıyor, Kasım ve Aralık’ta işler sertleşiyor. Ocak playofflar, Şubat da Super Bowl. Her sene aynı döngüyü yaşamak, yaş ilerledikçe, habire sevdiğin pantalonu giymek gibi bir konfor sağlıyor sanırım.

Geçen hafta sonu wild card maçlarıyla 2016 sezonu hararet artırdı. Ev sahibi takımlar dört maçı da rahat kazandı. Başkasının yalancısıyım ama 1981’den beri bu kadar sürprizsiz ve açık farklı bir playoff ilk turunu ilk kez yaşamışız.

Hemen skorlara geçeyim:

AFC
Oakland Raiders      14 - 27      Houston Texans
Miami Dolphins        12 - 30     Pittsburgh Steelers

NFC
Detroit Lions             6 -  26     Seattle Seahawks
New York Giants      13 - 38     Green Bay Packers 

(Amerikan sporlarında deplasman takımının adının önce yazılmasını sevip sevmediğime bir türlü karar veremedim, fakat alışamadığım kesin. Misafire öncelik vermek gibi nazik bir tarafı olsa da çocukluktan beri tersini görmüş bünyem zorlanıyor.)

OAK-HOU: Yılın flaş takımı Oakland’ın oyun kurucusu Derrick Carr 16. haftada bacağını kırınca Raiders’ın sezonu zaten büyük yara almıştı. Yedek QB McGloin de son hafta sakatlanınca takım Houston maçına üçüncü yedek Connor Cook ile çıktı. Aslında Houston da sezon boyu oyun kurucu sıkıntısı çekti. Eşek yükü paraya alınan Brock Osweiler hayal kırıklığı yaratmıştı. Osweiler 15. haftada Jaguars’a bir devrede iki INT atınca formayı Tom Savage’a kaptırdı ama NFL bir sakatlıklar dünyası olduğundan Savage da omzundan arıza çıkarınca playoff maçına yine Brock çıktı. Houston savunması deneyimsiz Cook’u çok çabuk hacamat etti ve maç ilk yarıda bitti. Osweiler kendinden beklendiği gibi fahiş hatalar yapmadan oynayınca (168yd - 1TD) Jadeveon Clowney, et al. defansta işi bitirdi. Haftaya Patriots karşısında Houston’un işi çok zor gözüküyor. Taom Brady'siz Pats Foxboro'da Texans'ı 27-0 yenmişti. Oakland ise, elenmesine rağmen, yıllardır sürünen takım kimliğinden sıyrılıp önümüzdeki yıl çok daha iyi olabileceğinin sinyallerini verdi. 70’lerin büyük takımı gümüş-siyah Raiders’ın önünde güzel günler var. 

MIA-PIT: Miami’nin hikayesi de Oakland’a benziyor biraz. Yeni bir koç, genç bir QB, iyi WRl'er ve yılın en iyi beş keşfinden biri RB Jay Ajayi ile yıllar sonra ilk kez playoff’a kaldı yunuslar. Sıkıntı ise QB Ryan Tannehill’in sakatlanıp takımın başında yer alamamasıydı. Yedek oyun kurucu Matt Moore fena oynamadı aslında ma beş yıldır maça çıkmamış olmasının etkilerini hissetmemek mümkün değildi. İlk yarıda Steelers LB Bud dupree'den yediği darbe sonrası maça devam edebilmiş olması inanılmazdı. 





Ama Pittsburgh ilk yedi dakikada iki TD yapınca Miami koşu oyunundan vazgeçmek zorunda kaldı ve Jay Ajayi'nin beklenen performansını göremedik. Miami’nin ilk yarı defansta hemen hiçbir şey yapamaması şaşırtıcıydı. Steelers'da Antonio Brown ve LeVeon Bell rekor performansla oynadılar. Steelers koşucu beki Bell’in önünde boşluk açılmasını bekeyen, o arada 2 çay bir cigara içen, kapı açılınca da ok gibi fırlayan müthiş tekniği 167yd ve iki de TD getirdi. Koç Mike Tomlin Roethlisberger’i uzun süre oyunda tutup sonunda da sakatlanmasına yol açtığı için suçlanabilir. Big Ben basın toplantısında ayağında yürüme botuyla gözüktü ama hafta sonu oynaması bekleniyor.

DET-SEA: NFC maçları da heyecansız geçti sayılır. Detroit üç çeyrek boyunca maça ortak oldu ama Seahawks RB’ı Thomas Rawls’un koşuları ve WR Paul Richardson’un akla zarar tutuşlarıyla son çeyrekte 16 sayı atıp maçı kazanmayı bildi. OAK gibi Detroit için de bu sene kayıp yıl sayılmaz ama sezonun ikinci bölümünde takımdaki düşüş çok barizdi; zaten playoff da bu gidişatı doğruladı ve artık post season gediklisi haline gelen Seahawks karşısında bir varlık gösteremedi. Seattle da bir iyi bir kötü oynadığı 2016 sezonunu pozitif bitirdi ve takım doğru zamanda yükselişe geçti. 

NYG-GB: Wild Crad’da heyecanla beklenen maç Giants-Packers karşılaşmasıydı. Eli Manning daha önce iki kez GB’i deplasmanda elemeyi başarmıştı. Ayrıca Giants ligin en iyi savunmasına da sahipti. Packers sezon başındaki düşüşten çıkıp altı maç üst üste kazanarak forma girdiğini göstermişti ama hücumu ne kadar etkiliyse defansı da o kadar sorunlu bir takımdı. Lakin Aaron Rodgers inanılmaz oyununu bu maçta da sürdürünce işler kolaylaştı. Giants’in en iyi DB’lerinden Rodgers-Cromartie’nin erken sakatlanmasıyla rahatlayan Rodgers 362yd - 4 TD’lik performansıyla işi bitirdi. İlk yarının sonunda, Rodgers'ın artık tescilli markası haline gelen "Hail Mary" ile maçı Giants için ulaşılmaz hale getirdi. Giants ise Rodgers'a çözüm üretememenin yanında hücumda da tıkandı. Eli Manning'in attığı 2 INT gönlümde taht kurdu. Trişkadan sezonlardan sonra hem 2007 hem de 2011’de Super Bowl’da canımızı yakan Gotham’ın defolup gitmiş oluşunu "Patriots Zamiası" olarak kutluyoruz. 




Bu maçların sonunda, ilk hafta dinlenen dört takımın katılmasıyla oluşan ikinci tur (Divisional Round) eşleşmeleri ve TSİ maç saatleri ise şöyle:

NFC
15 Ocak 00:35... Seattle Seahawks - Atlanta Falcons
16 Ocak 00:40... GB Packers - Dallas Cowboy

AFC
15 Ocak 04:15... Houston Texans - New England Patriots
15 Ocak 21:05....Pittsburgh Steelers - Kansas City Chiefs


Patriots dışında açık ara favori yok bu dört maçta. Özellikle GB-DAL ve PIT-KC farklı açılardan çok çekişmeli geçecek diye ümit ediyorum. Prescott-Zeke’ye karşı Rodgers (Jordi Nelson yok gibi) ve ekmeğini taştan çıkaran sert defanslı Chiefs’e karşı Ben-Brown-Bell üçlüsü. Bu iki maç için öngörüde bulunmaya gerek yok. Bahisçiyseniz Las Vegas'dan oranları bulup oynayın ama ben tarih yazılacak maçlar istiyorum. Atlanta Falcons’un inanılmaz hücum gücüne karşın kırılgan bir psikolojisi olduğunu ve Seahawks önünde ne yapacağını merak ediyorum. Seattle'ın playofflarda ne kadar tecrübeli olduğunu biliyoruz. 

Hemen tüm teknik kadrosu eski Patriot hocaları olan Houston Texans da yine Foxboro’ya gelecek. Yaşlanmayan tek insan Tom Brady ve vicdansız koç Bill Belichick’den bir kez daha tokat yememek için yeni şeyler söylemeleri lazım. Ama pats son meş maçtır Houston'u tokatlıyor. Havalı tavalı konuşmaktan hiç hazzetmem ama gözüm daha çok Steelers-Chiefs maçında olacak. AFC Finali’ndeki rakibimizi analiz edeceğim ;-)) 




10 Ocak 2017 Salı

Ufak Velete Satranç Öğretme Deneyimleri

6 yaşında bir oğlum var. Bu yaz annesinin fikriyle eve bir satranç takımı aldık ve sportif ebeveyn olarak kendisine satranç öğretme işi bana düştü. Satrancın kurallarını, önemini bilmekle beraber ne ciddi bir şekilde oynamışlığım var, ne de taktik ve stratejisi üzerine bilgim vardı. Hala da çok var diyememekle beraber, bu süreçte ben de çok şey öğrendim ve öğrenmeye devam ediyorum.

Satranç tahtası ve taşları her çocuğun ilgisini çeker. Bu avantaj olduğu gibi dezavantaj da olabilir. Bizim ilk aldığımız setteki taşlar fazla gösterişliydi ve görünümleri de standart değildi. Onları kaldırıp yerine kırtasiyenin birinden standart görünümlü, renk ayrımı belirgin tahta taşlar aldım.



(O tarihte satranç oynamak henüz resmen suç ve günah olmadığından sorumluluk kabul etmiyoruz)
İlk olarak taşların adlarıyla başladık. Çocuklar hayvanları bilir ve severler. O yüzden Fil ve At doğal olarak ilgiyi çeker. Ancak esas Kale oynama biçiminin düzlüğü sebebiyle bizimkinin ilgisini ilk çeken taş oldu. Kale de bir hayvan olmasa da kumsalda bulunmuş bir çocuk için sempatik bir laftır her zaman.

Şah ve vezir için biraz cinsiyetçi de olsa anne-baba benzetmesi yapılabilir. En azından ortalama bir çiftin boy oranının tutması bakımından anlaşılabilir olur. Piyon sanırım en zor taş. Ne ismi bişey ifade ediyor, ne de oynayış biçimi. Metallica'nın Disposable Heroes şarkısı da örnek gösterilemiyor. Ama en azından diğerlerini öğrenince buna da bir mantık kurabildi.


Taşları öğretirken aynı zamanda oynamaya da başladık. İlk oyunların hepsi eksik taşlı ve şah-mat yerine taşların en hepsini yiyerek bitirmeye yönelikti. Kale kesinlikle ilk başlanması gereken taş, sonrasında taş çeşidi çoğaltılarak hepsinin işlevini tanıtmak mümkün olur. Elbette ebeveyn olarak minik rakibinizden çok daha az taşla başlayarak yenilgiyi garantilemek elzemdir. Tabii oyunlar yavaş yavaş daha çok taşlı, ve bir noktada şah-matlı olmaya başlar.

Oyuna ısınınca tam oyuna geçmek için de ilk hazırlık taşların tam dizimi olur. Zaten o da tüm taşları birden kullanmak gerekliliğini hissetmeye başlamıştır. Böylece törenle ilk oyuna başlanabilir.


Maç oynanırken her anını eğitime ayırıyorum. Çocuk çok hata yapar ve bu hataları geri almazsanız maçı anlamsız şekilde erkenden kazanırsınız. Çocuk hatalı hamle yaptığı anda sebebini açıklayarak hamlesini geri aldırıyorum. Bunu halen yapıyorum ve işin güzel tarafı, o da bunu artık bana yapmaya başladı. Hatamı görüp uyarması kadar gurur verici şey olamaz!

Hatayı geri alma yaklaşımı, aynı zamanda şah-mat'ın mantığını açıklamaya da yarar. Orada da kural gereği şahı bile bile verememeniz herşeyin yerli yerine oturmasını sağlar. Yani şah matın kapsamını genişletmek gibi düşünülebilir.

Diğer yandan hatayı karşılıklı geri alma çocuğun en azından şu an için rekabetçi olmasını engelliyor. Ama diğer yandan bu kadar ufak çocukların rekabetçi olmasını da acımasız bulurum. Belki de yanlıştır bilemiyorum...
Baba ile oğul arasındaki temsili satranç oyunu veyahut Oedipus

Çocuğun oyunlarda anlamlı bir strateji gütmesini beklememek lazım. Mesela bizimki ilk başta bir an evvel kalesine yolaçıp onu oynamaya çalışıyordu. Bu durumları aşmak için agresif oynuyordum. Yani mümkün olan en kısa zamanda onu tehdit ediyor ve taş değişimi (karşılıklı taş yeme) şeklinde oyunu hareketlendiriyordum. Bunun oyunu oynamayı ve kuralları uygulamayı pekiştirdiğini düşünüyorum. Ayrıca taş eksilip açık alan olunca oyun daha zevkli hale de geliyor.

Yukarıda bahsettiğim ve engellediğim basit hatalar bir taşı boşu boşuna vermek biçiminde cereyan eder. Bunun bir seviye ötesi ise taş değişiminde daha yüksek değerli taşını kaptırmaktır. Çünkü o atı ile piyonunuzu yemeyi sever, ama piyonunuz onun atını yiyecektir. Bunu da engellemek ve "bak at piyondan daha değerlidir" diyerek tane tane, özenle anlatmak gerekir.

Bir noktada bizimki oyuna bayağı kafayı taktı. Besbelli rüyasında veyahut gündüz rüyalarında falan görüyordu. Bazen tahtanın başında kendi kendine "şu şunu teddit ediyor, bu bunu teddit ediyor" diye mırıldanırken görüp gülümsüyorduk.


Maçların biteceğini sanmayınız. Ufak çocukların sabırları azdır ve eğlenmek isterler. Bizimki çok geriye düştüğünde "hadi cıvıtalım" der ve cıvıtırız. Mesela şah çok büyük bir L yaparak olmadık bir taşı yer. Piyon 5 kare birden atlayarak vezir oluverir.

Genelde geriye düşmesinin sebebi taşlarını iyi yaymaması sebebiyle fil-at-kale ve önündeki piyonların sıkışması ve oraya saldırarak taşlarını kolayca toplamam oluyor. Bunu biraz da bilerek ve de yenilmeyi öğrensin diye yapıyorum.

Rok, en passant (vallahi öyle bir kuraldan bu işe kalkışana kadar haberim yoktu), stalemate, 3 aynı hamlede beraberlik gibi karışık kuralları ilk baştan öğretmeye bence gerek yok. Son zamanlarda rok'u öğrettim, öğretme amaçlarımdan biri de aslında şahını gereksiz oynatmamasını sağlamaktı. Ama şu anda oyunda bir an evvel rok yapmaya çalışıyor. Hatta bir hata yapıp şahını oynatmak suretiyle rok yapma şansını kaybedince oyunu tekrar başlatmaya çalışıyor.


Piyonun rakibin son hanesine geçince vezir olabilmesi kuralı gayet kolaylıkla anlatılabiliyor ve oyunun genel stratejisine dahil oluyor. Beraberlik kuralları ise son derece gereksiz, maç bir velet için o kadar uzamaz. Uzamaya başladıysa zaten büyümüştür, kolayca anlatıverirsiniz.

Bu devam eden bir süreç. Son durumda kendisine piyonlarla yer kapmayı öğretmeye çalışıyorum, kısmen uygulayabiliyor. Ayrıca başarısız da olsa 3-4 hamlelik tuzaklar hazırlamaya çalıştığını farkediyorum. Her zaman aradaki bir hamlede hesap hatası yapmış oluyor ve tuzağının suya düştüğünü anlayınca suratı asılıyor. Yüzleştirmiyorum; bu güzel oyuna Odepius'u karıştırmaya gerek yok.