4 Mart 2016 Cuma

TV'de Yol Bisikleti Yarışı Seyretmek

2016 bisiklet sezonu Ocak sonu gibi başladı. Bisiklet -genelde- sıcak hava sporudur, o yüzden ilk yarışlar Avustralya, Güney Amerika gibi yerlerde başlar, Arap yarımadasının sıcak ülkelerinden devam ederek aniden pek de sıcak havalarda yapılmayan bahar klasiklerine yönelir. Klasikler arifesinde, yani çoğu kişi için sezonun başlangıcı sayılan yarışlardan önce, televizyondan yarış izleme rehberi hazırlayalım dedim. (Bisiklet yarışlarını yerinden izleme deneyimleri için Sarper Günsal'ın bu yazısını, "yol bisikleti de ne la?" diyorsanız bu yazıyı okumanızı tavsiye ederim)

Bisiklet yarışı bütün olarak izlemesi en zor spor olabilir. Bir kere sınırları belli bir saha, olanları daha iyi takip edebilmek için yükseltilmiş bir yapı olan tribün gibi çoğu sporda mevcut olan şeyler yoktur. Onun yerine bizzat yerinde takip etmek isteyecek kadar manyaksanız yolun kenarında durursunuz, saatlerce beklersiniz ve bisikletçiler önünüzden vın diye geçerler. Bitti, haydi eve.

Televizyondan izliyorsanız, devasa bir organizasyonla bisikletçilerin arasında vızır vızır dolaşan motorsikletlerle seyahat eden kameramanların çektiklerini görürsünüz. Bu kameramanlar da çeşitli stratejik yerlerde konumlanırlar: Ana grubun başı, ana grubun arkası, kaçış grubu, favoriler grubu gibi. Ama göremediğimiz yerlerde de bir sürü olay gelişir; bazıları komple gözden kaçar, bazılarına motorsiklet geç gider, bazen yol o kadar dardır ki, kimse gidemez.


Bir de, ana grupta 150-200 kişi yarışır., üstelik kasklarla! 200 kişiyi tek tek tanımak oldukça zordur, zira tanıma kriterleri anca boy/pos, değişik saç/sakal ve gözünüz keskinse sırt numarasıdır. İşin kötüsü, tanımanız gereken takım liderleri, sprinterlar falan yarışın çok büyük bölümünde diğer takım arkadaşlarının arkasına saklanırlar. Moralinizi bozmayın, yazının geri kalanında tüm bu işleri nasıl çözeceğinizi anlatacağım.

Yayın Başladığında

TV yayını başladığında iki ihtimal vardır: Bu ihtimallerden büyük olanı etabın ortasına bağlanılmasıdır. Genelde bu durumdayken yarış bir kaçış grubu (frenkçe "tete de la course") bir de peloton şeklinde devam etmektedir.

Küçük olan ihtimal ise yarışın en başından anlatılmasıdır. Bu şerefe nail olan yarışlar genelde büyük turların çok önemli etaplarıdır. Bu etaplar 6-7 saat sürdüğünden TV sunucuları laf lafı açsın diye tüm arkadaşlarını stüdyoya davet ederler. Yoldaki tüm tarihi yerler öğrenilmeli, olası ayrılıkçı/bölücü topluluklar romantikçe anılmalıdır.

Yarış en baştan başladığında ilk olarak bisikletçileri oldukça yavaş şekilde "neutral ride" yaparken görürüz. Bu sırada önlerinde seyreden yarış direktörünün olduğu arabayı geçmezler. Mayo sahipleri sembolik olarak en önde başlarlar. Bir süre böyle gidip şehir halkına arz-ı endam edildikten ve de ısındıktan sonra yarış direktörü arabasının sun-roof'undan dışarı çıkarak bayrak sallar ve araba kenara çekilir. Yarış resmen başlamıştır.

Yarış başladığı gibi çılgın bir telaş da başlar: Bazı bisikletçiler ok gibi fırlayarak kaçmaya çalışır, bazıları da kaçanları yakalamak için yine ok gibi atağa kalkar, bu sırada daha yan tarafta başka biri fırlar. Tam "şu kaçabildi galiba" dediğinizde birden yavaşlar, arkasına bakmaya başlar. Kimse gelmediği içindir bu; ana grup onu yakalarken ters şeritten bir grup daha kaçar. 10-15 saniye fark açarlar. Kamera onları çok hızlı gidiyor gibi gösterirken bir bakarsınız ki ana grup hızlı tren gibi geliyordur. Yakalanırlar.

Hesaplara gelmeyecek karmaşık grup dinamikleri neticesinde bir kaçış grubu oluşur. Kaçış grubu oluşmak zorundadır, dahası pelotona da en az 4-5 dakika gibi bir fark atar, daha doğrusu fark atmasına izin verilir. Çünkü kaçış grubu pelotonun emniyet subabıdır, ön tarafta bir kaçış grubu varsa artık başkası pek kaçmak istemez, çünkü halihazırda önde birileri varken kaçmak haybeye enerji kaybı olacaktır. Böylece peloton liderliği rahatlar.


Şimdi yayına ortadan daldığımız ihtimale dönelim. Bir kaçış grubu mevcuttur ve üyeleri -genelde- dandik takımların dandik elemanlarıdır. Zaten öyle oldukları için onlara kaçma izni verilmiştir. Kaçma izninin şartları ikidir: genel klasmanı tehdit etmeyeceksin ve sonradan yakalanabilir olacaksın. Bu adamlar/kadınlar büyük ihtimalle önde haybeye rüzgarı göğüsleyecek, kendilerine tahsis edilen motorsikletten yapılan çekimlerde sponsorlarının reklamını yapacak ve doğru zaman gelince yakalanacaklardır. Şu uyarıyı da yapayım: Bisiklet tarihi böyle kaçışlardan elde edilmiş zaferlerle doludur. Burada anlattıklarım meydana gelecek ortalama durumları betimlemektedir.

Bu aşamada kaçış grubu belliyse TV seyircisi için içecek belirleme vakti gelmiştir. Genelde yarışlar hava aydınlıkken yapıldığından gündüz gündüz içki içilmesi pek tavsiye edilmez, bunun sebebi içkinin bilinen zararlarının yanında, feci şekilde uyku da yapmasıdır. Çay, kahve gibi uyarıcı, silkeleyici içecekler daha iyi gidecektir. Gelgelelim yarışı bizzat yerinde seyrediyorsanız içki içmek neredeyse farz gibidir. Örneğin Hollandalılar sabahtan başlarlar ve Fransa Turu'nun meşhur Alpe d'Huez etabında "Dutch Corner" adıyla nam salmış yerleri mevcuttur.

Şubat ayındaki Katar, Dubai ve Umman turlarında ise içki içmek yasak ve tehlikelidir. İçilecekse votka tercih edilebilir, ama kızgın sıcakta çorak otoban kenarında saç kurutma makinesi gibi çöl rüzgarı eserken bir yandan da votka yudumlamanın nasıl bir dayanıklılık gerektireceğini kestirememekteyim.

Peloton Liderliği

Bir bisiklet yarışı seyretmeden önce (veya internet marifetiyle, sırasında) yapılacak şeylerden ilki, takımların mayo renk ve desenlerini öğrenmektir. Çünkü peloton kalabalığına bakarken tek tek adamları değil, takımları tanımak daha önemlidir.

İkinci şey de, takımların yarışın dahil olduğu tur, koşulan etap veya tek günlük yarış için amaçlarını öğrenmektir. Amaçları önden bilince takımların yaptıkları manevralar daha iyi anlaşılabilir.

Peloton liderliği genelde bir veya birkaç takım tarafından yapılır. Bu takım(lar)ın domestikleri sırasıyla önde giderek pelotonun hızını belirlerler. Enayilik gibi gözükse de, pelotonun hızını kontrol edebilmek önemlidir. Bir de, önde olunca olası rakiplerin kaçışlarına anında cevap verilebilir. İyi takımlar pelotona liderlik etmeseler bile, önlerde bulunmaya gayret ederler. Yarışın herhangi bir safhasında fazla sayıda takım önde bulunmak isterse pozisyon savaşından dolayı pelotonun hızı deli gibi artabilir.

Bir ipucu: Eğer peloton hızlı gidiyorsa incelir, yavaş gidiyorsa kalınlaşır. Buna bakarak analiz yapabilirsiniz. Kalınlık ile yanyana giden bisikletçileri sayısının çokluğunu kastediyorum.
Sizce bu peloton hızlı mı, yavaş mı?
Mayolar

Bisikletçilerin giydiği kıyafetlere "mayo" denir. Her takımın kendine özgü renkleri ve sponsorlarının isimleri, logoları heryerlerinde (evet, her yerlerinde) bulunur.
farz-ı misal

Bunun dışında değişik renklerde bisikletçiler dikkatinizi çekecektir. Mesela genel klasman lideri sarı (pembe, kırmızı, turkuaz) mayo giyer. Puan lideri, tırmanış lideri, 25 yaş altı genel klasman lideri hep değişik renkte mayolar giyer.

Ayrıca ülkelerinin şampiyonasında birinci olmuş bisikletçiler kendi ülkelerinin renklerini taşıyan mayo giyme hakkına sahiptirler. Son olarak, sezon sonuna doğru yapılan dünya şampiyonası yarışını kazanan yarışçı, bir sonraki sezon tüm yarışlarda gökkuşağı mayo giyme hakkını kazanır.

TV'den izlerken bu değişik mayolar yarışçıları ayırt etmeyi kolaylaştırır.

Peloton Bölünmesi

Pelotonun arkasında giden takımlar ve bisikletçiler için en büyük kabus pelotonun bölünmesidir. Örneğin 200 kişilik koca grubun 100'er kişilik 2 gruba bölündüğünü düşünelim. Arkadaki grubun öndekini yakalaması için ekstra çaba sarfetmesi gerekecektir. İstatistiki olarak öndeki grup, güçlü takımlar önlerde olmayı tercih ettiği ve başarabildiği için zaten doğal olarak daha hızlıdır.

Bölünme genelde çapraz rüzgarların estiği yerlerde olur. Rüzgar çapraz esince arka arkaya gitmenin sağladığı avantaj ortadan kalkar, onun yerine yan yan girmek gerekir. Ama yan yan gitme de yolun genişliği ile sınırlı olduğu için "echelon" denen gruplaşmalar oluşur.

Kaç tane echelon sayıyorsunuz?

İşin komiği, yolda çapraz rüzgarların olabileceği yerler az çok bellidir. O yüzden arkada yakalanmak istemeyen takımlar o kısımlara yaklaşırken önlerde bulunmak için hızlarını arttırırlar ve böylece hız kaotik olarak artarken bölünme ihtimali daha da yükselir. Hız artınca incelen peloton, her ince şey gibi daha kolay bölünür, kopar.

Bazen kazalar, daralan yollar gibi şeyler de pelotonun bölünmesine yolaçabilir.

Bölünme oluştuğunda en zevklisi arka grupta bir favorinin kalmış olmasıdır. Öndeki diğer favorilerin takımları, o favoriyi elemek için (oluşabilecek zaman farkı genel klasman iddiasının kolaylıkla bitmesi anlamına gelebilir) deli gibi tempo yapmaya başlarlar. Arkada ise öndekileri yakalama işi o favorinin takımına kalmıştır, zira geride kalmak diğerlerinin çok da derdi olmadığı için önde gitme zahmetine girmezler. Pislik yapmak bu işlerin raconudur.


Sonuçta bisiklet yarışında önde gitmek enayilik gibi olsa da, istenmeyen kaçışları engellemek ve olası bölünmelerde ters ayakta yakalanmamak için elzemdir. Bu da organik olarak pelotona belli bir hız verir. Pelotona tempo verme işine aşağılarda değineceğiz. TV'de pelotona bakmak sıkıcı değildir, önlerdeki takımları tanıyınız ve amaçlarını tahmin etmeye çalışınız.

Yol bisikletini ilk öğrendiğim yıllarda pelotonun etiği olduğu, rakiplerin kaza yapanları beklediği vs. türünden bir sürü efsane duymuştum. Yalandır, inanmayınız. Ufak tefek olursa şov içindir. Genelde bir grubu, bisikletçiyi çekmek işine gelmiyorsa çekilmez, zor durumda kalana tekme atılır. Sadece peloton işerken ve yemek alırken atak yapılmaz dense de, kaçış grubu temposuna devam eder. Tavsiyem, bu muhabbete fazla takılmayın.

Sprint Etabı

Bazı takımlar sprinter takımlarıdır. Yani genel klasmanla işleri yoktur, kadrolarında iyi bir sprinter vardır ve etabın toplu finişle bitmesi işlerine gelir. Çünkü toplu finişte sprinterleri acayip hız yaparak yarışı kazanabilir.

Eğer etap, özellikle zirve finişi ile bitiyorsa, bu takımları ortalıkta göremezsiniz. Tek amaçları etabı sağ salim tamamlamaktır. Sprinter denen adamlar kas yığını olduğundan kısa süreler için müthiş hızlara çıkabilseler de, yerçekimi dostu olmadıklarından dağlık etapları sevmezler. Takım arkadaşları, biricik sprinterleri elenmesin diye geride kalarak onu çekerler, zira etap birincisinin zamanından %30 kötü bitiren sporcu yarıştan elenir.

Eğer etap düzlükle bitiyorsa sprint ihtimali vardır. O yüzden sprint takımları kaçış sevmezler, milli birlik ve beraberlik olsun isterler. Zıpçıktılara izin verilmez. Politik söylemle bir nevi muhafazakar partilerdir. Düz bir etabın ilk ve orta kısımlarında genel klasman favorilerinin takımları pelotona liderlik ederken, sonlarına doğru onlar arkalara geçerler ve kaçış grubunu yakalama işini sprint takımları paylaşır.

Etabın bitimine az kala kaçış ya yakalanmıştır, ya da yakalanmasına az kalmıştır. Bu aşamada sprint takımları sprint treni adı verilen oluşuma girerler. Yani takımın hızlı elemanları, sprinterlerini aralarına almak suretiyle ardarda giderler ve başkalarının bunu sömürmesini istemediklerinden yolda habire şerit değiştirirler. O kalabalıkta takım elemanlarının sprint trenini oluşturmak için birbirlerini bulmaları bile başlı başına zor iştir; bazen hiç beceremeyebilirler.


Sprint treni elemanları birbirlerini sırayla çekerler, sonlara çok yaklaşıldığında genelde lead-out ile sprinter kalmıştır. En son lead out'lar da çekilir, ve sprinterler başbaşa kalarak düellolarını yaparlar. Tren iyi değilse bazı sprinterler geride kalabilir, bazılarının takımı ise sprint takımı bile değildir ama, trenler arasında sömürü dansı yaparak düelloya katılabilir, hatta kazanabilirler de.

TV'de seyrederken, takım trenlerinden hangi sprinterin aktif olduğunu anlayabilirsiniz. Sprinterin kendisini göremeyebilirsiniz, sorun değil (puan klasman liderine özel renkte mayo taşıyorsa kolayca göreülür). Bir trenin peşine takılmaya çalışan farklı takımdan biri de büyük ihtimalle fırsatçı bir sprinterdir.



Punch

Bazı etaplar, ve genelde tek günlük yarışların çoğu, sprinte uygun değildir. Böyle bir yarışın nasıl sonuçlanacağını takımların gücü belirler. Mesela, bazı yarışların sonuna doğru küçük ama etkili bir yokuş vardır. Puncheur adı verilen özel yarışçı çeşidi bu tarz yokuşlarda ani atak yaparak pelotonu geride bırakır, kalan düzlükte de basar gider. Bazen bunlardan birkaçı beraber gider ve yarışı kimin kazanacağı esas sprinterlerin olmadığı bir sprintle belirlenir.


Yukarıda anlatılanın olmasını sprint takımları istemez. O yüzden son küçük yokuşa yaklaşılırken pelotonu hızlandırıp puncheur'ün kaçamayacağı bir sürat sağlamaya çalışırlar.

Veyahut puncheur kaçsa bile, yol düzleştiğinde liderliği ele alıp tempo yaparak pelotonun yakalamasını (buna "geri getirme" de denir) sağlamaya çalışırlar. Böylece ortamı sprinterlerinin kazanabileceği hale getirirler.

Bazen fırsatçı veya sprinter takımlarından düşük profilli biri de kaçan esas puncheur'ün peşine takılıverir. Normalde kaçaklar arka grup yakalamasın diye beraber çalışırlar ama kaçanlar arasında bu fırsatçı varsa o asla çalışmaz. Çünkü takımının amacı onun kazanması değildir, veyahut diğeri kadar bunu istemiyordur. Bu durumda esas adam eğer tekrar bir tempo yapıp onu silkeleyemezse önde giderek yorulur, yarışın bitimine az kala arkadaki fırsatçı yorgun rakibine atak yapıp yarışı çalıverir. Ayrıca bkz Omloop'da Oyun Sonu

Cobbles

Bahar klasiklerinin önemli bir kısmında parkurun üstünde cobbles/pave adı verilen arnavut kaldırımı bölümler vardır. Bu kısımlarda giden bisiklet şiddetli ve düzensiz titreşim halindedir. Hem ekipman hem de bisikletçi için oldukça yorucu bir kısımdır. Ayrıca öyle yerlerde yol da daralarak zorluklara zorluk katar.

Bu kısımlar 20. yüzyılın başlarında parkurlarda mecburen bulunuyorlardı. TOKİ bakış açısıyla  bu yollar ivedilikle asfaltlanmalıdır. Belki Avrupa adamı da bir süre mevzuya öyle bakmıştır. Ancak zamanla anlaşılmıştır ki, yolun bu kısımları yarışları zevkli hale getirmektedir. Günümüzde bırakınız asfaltlamayı, artık gözleri gibi bakmaktadırlar. (Bkz. Paris-Roubaix)


Sonuçta yolda cobbles kısım varsa, orası öncelikle dardır. Bisikletçilerin birbirini geçmesi zordur. Basit bir tek kişilik kaza bile yolu kapar ve bölünmelere yol açar. Pave üstünde kaza yapmak çok olasıdır, ayrıca lastikler de sık sık patlar ve yol kapanır.

Dahası, baharda yapıldığından büyük ihtimalle yağmur yağar ve koşulları çok daha zorlu hale getirir.

Tüm bu nedenlerden dolayı herkes cobbles kısma önde girmek ister. O yüzden hız deli gibi artar ve daha da çok kaza olur. Birçok yarışçı pave kısımlarda şansını kaybeder. Bunlara dayanan güçlü bisikletçiler (dağlarda esameleri okunmaz) yarışı kazanabilirler.


Aslında yazının bu kısmı belki de çok gereksiz oldu. Çünkü dikkat edilecek ekstra şey pek yoktur, o zorlu koşullarda gidebilen adamı babaanneniz bile takdir edecektir.

Dağlar

Bence yol bisikleti sporunun en büyük çelişkilerin biri şudur: Bisiklet denen alet dünyada düz olan şehirlerde popülerdir, yokuşlu şehirlerde pek tercih edilmez. Gelgelelim yol bisikletinin en bilinen başarıları dağlarda hızlı (veya daha az yavaş) gitmekle sağlanmaktadır.

Bir yol bisikleti yarışı parkur üzerindeki belli yerlerde yapılan ayıklanmalarla ("selection" der ecnebiler) devam eder. Parkuru ayıklanmadan bitiren yarışı kazanır. Şu ana kadar ayıklama noktaları olarak kaçış, çapraz rüzgarlar, punch tepecikleri, cobbles ve sprinti gördük. Dağlar da aslında o ayıklanmalardan biridir. Ama zaman farkı açısından etkisi dramatiktir, o yüzden birden fazla etaplı turların çoğu tırmanışta başarılı bisikletçiler tarafından kazanılır.

Neyse, bir dağlık yarışın/etabın en önemli şeyi profilidir. O da şu tarz bir grafikle gözlemlenebilir:
Fransa Bisiklet turunun en ünlü etabı Alpe D'Huez'in 2015 profili

Bir bisiklet yarışında parkurun son ayıklanma noktası en önemlisidir. Önceki ayıklanma noktalarında yarış kaybedilir ama kazanılmaz. Son yokuş son ayıklanma, ya da diğer deyişle yarışı kazanma noktasıdır. Favoriler birbirlerine ataklarını son yokuşta yaparlar. Çünkü son yokuşta ayıklananın (veya daha yaygın deyimle, düşenin) artık pek yakalama şansı yoktur.

Benzer bir şey turların genelinde de gözlemlenir. Mesela ardarda günlere zirve bitişli etaplar konur. Diyelim 3 gün üstüste. İlk 2 günde favoriler son yokuşta birbirlerini kollarlar ve genelde riske girmezler. Ancak turun son zirve bitişli etabında riske girip atak yaparlar. Bu etabı diğerlerinden ayırtetmek için "kraliçe etap" (queen stage/etape reine) denir. Genelde turlar kraliçe etapta kazanılır.

Dağlık etaplar yukarıda anlattığımızın tersine genelde çok kalabalık ve güçlü bir kaçış grubuyla başlar. Bunun ilk sebebi, kimsenin dağlar öncesi kendini yormak istememesidir. İkinci sebebi de, yokuş devreye girince hem rüzgarı engellemenin görece etkisi azaldığından, hem de yokuşu çıkma konusunda çok farklı seviyelerde bisikletçilerin hepsini birden organize etmenin zorluğu yüzünden peloton gerekli tepkiyi veremez.


Bir de, dağlık etaplar turların sonuna doğru geldiğinden birçok bisikletçi genel klasman için en ufak tehdit oluşturamayacak kadar farkla geridedir. O yüzden kaçışlarına engel olunmasına bir sebep yoktur.

Bu ilk kaçış grubundan birilerinin etabı kazanması ihtimali neredeyse yarı yarıyadır. Çünkü genel klasman favorileri birbirleriyle ayrı hesaplaşırlar. Etabın sonlarına doğru şu patern çok görülür: En önde ilk kaçış grubundan kalanlar, arkasında favoriler grubu, arada dağınık gruplar ve en arkada sprinter ve onları zaman limitine takılmamalarını sağlamakla görevli takım arkadaşlarının oluşturduğu büyük "autobus" grubu ("grupetto" da denir).

Televizyon genelde öndeki kaçaklar ile favoriler grubuna odaklanacaktır. Favoriler grubu oluştuğunda ilk bakılacak şey, favorilerden birinin takım arkadaş(lar)ı olup olmadığıdır. Takım arkadaşı büyük avantajdır, bu arkadaşlara "süper-domestik" de denir. Genelde ünlüdürler, ve yaşları gençse geleceğin takım kaptanı adayıdırlar.

Süper domestik neye yarar: Favoriler grubuna biri atak yaptığında takım kaptanı değil, arkadaşı favoriler grubunun liderliğini devralır ve atağı geri getirir. Süper domestik favoriler grubunun önünde gider ve tempo yaparak zayıf rakiplerin düşmesini sağlayabilir.

Bazen süper domestikler "ulan ben o kadar iyiysem neden takım kaptanı o?" diye düşünebilirler. Bunlardan en ünlüsü 2012 Fransa turundaki kaptan Bradley Wiggins, süper domestik Chris Froome itişmesidir. Froome bir noktada mini bir atakla gücünü göstermiş, muhtemelen telsizdeki takım direktöründen yediği fırçayla geri dönmüş ve turu kaptanı Wiggins kazanmıştır. Ama Froome için güç gösterisi işine yaramış ve bundan sonraki büyük turlarda Sky takımının lideri olmuştur. Wiggins ise şu sıralar pist bisikletine dönüş yapma durumundadır.

Froome sarı mayolu kaptanına atak yaparken

Yarış Sırasındaki Diğer Şeyler

Bisiklet yarışları uzundur. Bunun ilk avantajı, yarış sırasında bu yazıya tekrar dönerek durumu kavrayabilirsiniz. Ama yine de süre uzundur ve bunu doldurmak gerekir. Problem izleyiciler kadar, yarışı anlatan sunucular için geçerlidir.

İlk kurtarıcı şey, parkur üzerindeki doğal güzellikler, muhteşem mimarideki yapılar, yol kenarındaki garip seyircilerdir. Bunlar anlatılarak, bakılarak zaman geçebilir. Ülkemizde yapılan Türkiye Cumhurbaşkanlığı bisiklet turunda "Turkish beauties" adında bir puan kapısı bile vardır. Bu size yetmiyorsa, yarış sırasında parkurun geçtiği ilçelerin kaymakamları ve köylerin muhtarları ile yapılan röportajları dinleyerek hem yöresel sorunlardan haberdar olabilir, hem de necip milletimizi daha yakından tetkik edebilirsiniz (Levent Özçelik'e laf ettirmem, onu peşinen söyleyeyim!)

Yarış sırasında motorsikletler kadar, araba kalabalığı da vardır. Bu arabaların çoğu takım arabasıdır, her takıma ait iki araba vardır. Bu arabalar normalde pelotonun arkasından seyrederler. Eğer bir bisikletçi pelotona 30 saniyeden fazla fark atan bir kaçış grubundaysa, o zaman o bisikletçinin takımı bir arabasını pelotonun önüne, kaçakların arkasına gönderebilir.


Arabaların birinde takımın "directeur sportif"i oturur. Bu Fransız kökenli olsa da, aynen yazılışıyla tüm dünyada kullanılan kelime futbolsal bakışla teknik direktör anlamındadır. Takımı o kurar, kadroları belirler, yarış öncesi stratejiyi belirler. Yarış sırasında tüm bisikletçilerle telsiz bağlantısı vardır ve oradan talimatlar yağdırabilir.


Bazen yarışçının biri bulunduğu gruptan geriye çıkıp takım arabasının yanına gelir. Bu durumda direktör sportifinden doğrudan talimat alabilir, tartışabilir. Bazen de bir domestik pelotondan çıkar, takım arabasından bir sürü su bidonu alıp formasındaki tüm ceplere doldurur. Sonra da gaza basarak pelotonun çeşitli yerlerinde konuşlanmış takım arkadaşlarına iletir.

Belli kuytu yerlerde yarışçılar durup işerler. Çok şükür ki TV bunları göstermez. Bir de yarışın ortalarındaki beslenme noktalarından aldıkları heybelerle beslenirler. Bazen zorlu bir çıkış öncesi de takım arabalarından verilen gofretlerle veya minik kola (evet, bildiğimiz kola) kutucuğundaki sıvıyla beslenirler. Bu besinlerin ne olduğu, ne işe yaradığı o anı dolduracak geyik konusu olabilir.

Eğer tüm bunlara sabredip yarışı bitirdiyseniz, yarış sonundaki seronomilerde yer alan podyum kızlarına bakabilirsiniz. Türkiye turunda podyum kızı olmadığından, yarış sırasında uyanık olup Türk güzellikleri puan kapısındaki müthiş sprint ile yetineceksiniz ne yazık ki...

2 yorum: