21 Aralık 2017 Perşembe

Ahmet Örken'den Şaşırt(may)an Karar



Türkiye’nin bir spor politikası yok. Beni ilgilendiren bir çok konuda herhangi tutarlı ve uzun erimli siyaseti zaten yok ama, spor politikası hiç olmadı. Tüm hayatımca en büyük tutkum bu olduğu için de T.C’nin spor ve spor eğitimi politika eksikliği her gün ruhumu ızdıraplara gark eden bir şey. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın onlarca kez tekrarladığım sözü uyarınca, Türkiye maalesef evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânı vermediği için de, dönüp dolaşıp, yine memleketimizin yönetim şeklinden veya yönetilememe halinden konuşup, şikayet edip, kahretmek durumunda kalıyoruz. Her gün, kayayı dağın tepesine taşıyıp aşağıya düşüşünü seyreden, isyan eden, kahrolan ama ertesi gün aynı kayayı yine yüklenen Sisifos’un çilesini bizim insanımız kadar iyi anlayan ve hisseden az ulus vardır. 

Ahmet Örken’in durumu da bu psikolojiyi bir kez daha tetikleyen -tetikleyen yanlış oldu- yüzeye çıkarıp gözüme sokan olgulardan biri oldu. Bisiklet sporu, çok çok ağır bir spor olması nedeniyle tarih boyunca hep  şanssız, ayrıcalıksız, gelir açısından çok kısıtlı, başka fırsatları önünde göremeyen fakir ailelerin çocuklarını bulup çıkarmış; yıldızlarını ve büyük şampiyonlarını ezici bir çoğunlukla sosyal skalanın altından derlemiş bir spordur. Fransa Turu’nu ilk kazanan Maurice Garin göçmen bir baca temizleyicisi, Fausto Coppi kasap çırağı, Gino Bartali çiftçi çocuğu, Lance Armstrong babasız büyümüş bir sekreterin oğluydular. Bu yönüyle Örken'in durumu da şablona gayet güzel uyuyor. Ahmet Konya’nın Çumra ilçesinin Fethiye köyünde, babasız büyümüş, çok fakir bir ailenin çocuğu. 13-14 yaşlarında bisiklete başlamış, yetenekli olduğu ortaya çıkınca devam etmiş. Bir röportajında şöyle diyor: “Bu sporun bana ve aileme sağlayabileceği olanakları öğrendiğimde, bisiklete 4 koldan sarıldım*”. 

Yaş gruplarında Türkiye ve Balkan şampiyonlukları yaşadıktan sonra 2010 yılında federasyon ve bakanlığın projesiyle UCI Eğitim Merkezi’nde ve ardından Mallorca’da antrenmanlarını sürdürdü. Bunun sonunda Avrupa Junior Pist Bisiklet Şampiyonasında omnium dalında altın madalya kazandı, daha sonraki Dünya Şampiyonası’nda ise 5. oldu. 18 yaşında, sadece bir buçuk yıl çalışarak bu düzeyde başarı elde edebilen büyük bir yeteneği vardı. Velodromu olmayan ülkenin pist şampiyonu oldu. 


Sonra pist bisikleti projesi bitti. Neden? Yazılmayan, hep anlatılan bir sürü hikaye var. Anafikri, biri diğerinin başarısını çekemedi, diğeri egosuna hakim olamadı, öbürü de bütçeyi başka şeylere harcadı. Hep böyledir zaten. Türkiye’de devletin kontrolündeki herhangi bir spor projesinin, hiç sapmadan 10 sene sürdüğüne tanık oldunuz mu hiç? Ben olmadım ve ömrümün 54. yılında artık ölene kadar da böyle bir şey göremeyeceğimi kabullenmiş durumdayım. 

Ahmet Örken,  Konya Torku’da yol yarışçısı oldu. Yol disiplininde yanılmıyorsam iki kez ülke birincisi oldu, son dört senedir de zamana karşı Türkiye şampiyonu. Daha çok sprinter olarak çalışıyor. Bu sene Quinghai Lake gibi manyak irtifalarda koşulan bir turda 2 etap kazandı. Bisikletçilerin 20'li yaşların ikinci yarısında ve 30’larının başında fizyolojik olarak zirveye ulaştıklarını hatırlarsak belki sprinter olarak yıldızlaşamayacak olsa da bir çok farklı rolde en az 10 sene üst düzey bir profesyonel kariyer sürdürebilir. 2 sene önce Nippo Vini Fantini’nin teklifini kabul etmemiş olsa da, bu sene artık yuvadan uçma zamanı gelmişti. Sonunda Pro-Kıta kategoriye yeni çıkan, devlet destekli, hafif propaganda amacı taşıdığı su götürmez Israel Cycling Academy (ICA) ile anlaştı. Konya gibi muhafazakar bir çevreden olduğu için bu karar ilginç gelmişti. Röportajda bunu soran gazeteciye etrafının tepkisini şöyle anlatıyordu Ahmet yaklaşık 2 ay önce:  (…)  Çevremden aldığım tepkilerin tamamına yakını olumluydu. Benim gelişimim açısından çok önemli olduğunu bildikleri için beni tebrik ettiler ve destekledikler. Sporla iç içe olan insanlar zaten bu tip olaylarla siyasetin, politikanın hiçbir alakası olmadığını bilir. Spor evrensel bir olgudur; insanları, ulusları, barış çerçevesinde bir araya getirmek temel amaçtır.  Açıkçası kararı alırken de, kariyerim dışında bir şey düşünmedim. (…)** 

Ahmet Örken ICA ile 2 yıllık kontrat imzaladı. Takımın Ahmet’i sportif nedenlerle istediği mutlak ama elbette müslüman bir sporcunun kadroda yer almasının yaratacağı olumlu propagandanın da itici etkisi tartışılmaz. Sonuçta sporcularını “barış elçisi” olarak sunan ve 2 gün önce formasına “barış güvercini” ekleyen devlet destekli bir takımdan bahsediyoruz. Takımın Avrupa merkezi İspanya’nın Girona kentinde. Ahmet yılın çoğunu İspanya’da ve yarışlarda geçirecekti. Yabancı dil bilgisi kısıtlı olduğu için bu nokta açıkçası beni düşündürmüştü. Türkiye’de yetişip yurtdışında kariyerini başarıyla sürdüren Türk sporcusu sayısı denizde kum değil. Örken’in en büyük yardımcısı ise eski Torku menejeri, ICA’da sportif direktör olarak çalışmaya başlayan Lionel Marie olacaktı. Marie hem yeni çalışma metotları hem de kişiliğiyle, Torku’nun başında geçirdiği bir sezonda çok sevilmişti. Gerisi de Ahmet’in zeka, çalışkanlık ve sebatına kalacaktı. 




İsrail 1949 yılından beri Kudüs’ü başkent olarak kabul ediyor, Dünya ise bu tek taraflı kararı yaklaşık 70 yıldır sallamıyor, büyükelçiliklerini Tel Aviv’de tutuyorlar. ABD Başkanı Donald Trump Aralık ayında ülkesinin Kudüs’ü başkent olarak kabul edeceğini açıklayınca büyük bir tepki doğdu. Türkiye’de de, başta politikacılar olmak üzere ciddi bir reaksiyon gelişti. Gösteriler, nümayişler büyüdü. Ve sonunda Ahmet çevresinin de talebiyle ICA’dan ayrıldı. Takım bu akşam yaptığı bir açıklamayla Ahmet Örken’in kontratını feshettiğini açıkladı. Ahmet yarın pazartesi Sakarya Büyükşehir Belediyesi-Salcano Bisiklet Takımı’yla anlaşma imzalayacak.

 Olay bu… Ama yazıyı burada kesmem mümkün değil. Bundan sonrası sadece ve sadece kendi düşüncelerim.

1. İnançlı bir müslüman olduğunu tahmin ettiğim Ahmet Örken tüm çevresinin desteğini alarak ve politikadan uzak duracağını açıklayarak ICA’ya transfer olmuştu. 

2. İsrail Kudüs’ü 1949 yılından beri başkent kabul ediyor. Ahmet iki ay önce takımla anlaşma imzalarken de durum böyleydi, bugün de böyle. ABD’nin garip başkanının kararıyla Ahmet’in takımdan ayrılmasına giden süreç arasında doğrudan bir ilişki kuramıyorum. ICA bir Amerikan takımı olsaydı anlardım ama değil.

3. Türkiye dış politikası evvelsi gün Yunanistan, dün Rusya ve Suriye, bugün İsrail ve ABD’yle takışmalı. Yarın kimle dost, kimle düşman olacağımız meçhul. Hal böyleyken, iş hayatına (Ahmet Örken profesyonel bir sporcudur) dış ilişkilerin bu derece etkili olmasına izin vermek kariyere çok etki eder.

4. Transfer kararı alırken sadece kariyerini düşündüğünü açıklayan Ahmet Örken takımdan ayrılırken kariyerini değil başka şeyleri düşünmüş olmalı. O zaman da spor hayatına politikanın girmesine izin vermiş oldu. 

5.  Aldığım bazı duyumlar Ahmet’in “annesinin ısrarı ile” bu kararı aldığını belirttiği yönünde. Ahmet’in yaşındayken annemle ettiğim bir kavgada ona “Üstümde hiçbir yaptırım gücün yok!” diye bağırmıştım. Ferihacığım’ın bu sözümden yıkıldığını görünce de “İstemediğim ama talep ettiğin şeyleri sadece seni sevdiğim için yapabilirim” demiştim. Eğer Ahmet Örken, annesi ısrar ettiği için ICA’dan ayrılmışsa diyecek hiçbir şeyim kalmaz. Zaman zaman, ana baba için, yanlış olduğu bilinse de bazı şeyler yapılır. Öyledir. Borcu ödemenin bir yoludur bu ve başkasına sadece susmak düşer.

6. Ama eğer Ahmet politik bir kaygı/saik/beklenti ile bu kararı almışsa hayatının en büyük hatasını yapmıştır. Spora politika sokmuş olur ve bu tip hesaplar döner gelir adamı kıçından ısırır. Ona Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nde hayırlı başarılar diler geçerim. 

Durum böyle… Uluslararası arenaya çıkacak, belki Giro’da yarışacak ilk Türk bisikletçisini göremeyecek olmamın hayalkırıklığını yazıya yansıtmamaya çalıştım. Pek başardığımı sanmıyorum. 









** a.g.e.

11 yorum:

  1. yılın en kısa gününe yakışır, şahane bir yazı, elinize sağlık diyorum. Ahmet genç bir sporcu tabiki hata yapma hakkı var, ama hatayı keşke spor hatası olarak yapsa idi, bu bana farklı geldi, mahalle baskısı vb. dolayısı ile hayal kırıklığı oldu. Gelecekte de doğru karar vereceği hakkında şüphem var, beklentilerimizi başka bahara öteledik.

    YanıtlaSil
  2. muazzam yazı. işin özünü çok net anlatım. tskler

    YanıtlaSil
  3. ahmet'in israil'e transferi baştan siyasi bir karadı bence ve bu durumu baştan görüp ona göre bir tercih yapmak daha doğru olurdu. hata en başında bu teklif kabul edilerek yapıldı. diğer yandan ne kadar görülmek istenmese de bir insan çevresiyle, aidiyetiyle vardır ve böyle bir dönemde kimse ahmet'in yerinde olmak istemezdi. ahmet kendi bisiklet kariyeri pahasına onurlu olduğunu düşündüğü şeyi yapmıştır ve bu durum ancak saygıyla karşılanabilir. böyle duruşlara sahip çıkılabilse dünya inanın daha güzel bir yer olurdu.

    YanıtlaSil
  4. ahmet cok daha once spora politika soktu. referandumda evet diyoruz diye vidyo cektiler, ipleri vermis zaten artik.

    YanıtlaSil
  5. Şaşırt beni Ahmet dedim hep, hadi galiba oluyor dedim. Beklemiyordum bu kararı ama şaşırmadım. Yazı enfes.

    YanıtlaSil
  6. Bence siz içinizdekini hayalkırıklığını yazıya tam yansıtmışssınız. Fakat bu yazıyı okuduğunda sizin hayal kırıklığınızın neredeyse tüm bisiklet sporcularının hayal kırıklığının olduğunu anlayabilecek insan olduğunu düşünmüyorum. :( Bende Ahmet’in bü ülke için yurt dışına Lionel ile açtığı kapıyı yoğun baskılar üzerine kapattığını görüyorum. Üzlüyorum. Sadece üzülüyorum. Hedefler ve hayaller bir kez daha uzaklaştı.

    YanıtlaSil
  7. Bu ana/babaya borc olayi biraz ikircikli derim.

    Tavsiye ederim, "Guess Who's Coming to Dinner" ve "The Judge" filmlerini seyret.

    Mevzubahis kilit sahneler:
    Sidney Poitier babasiyla: https://www.youtube.com/watch?v=LTgahyvBMk4
    Robert Duvall baba rolunde: https://www.youtube.com/watch?v=ZfbV3LKpICw

    Senin de oglun/kizin var, sen de yasamissindir bu tarz seyler. Gunun birinde oglanin/kizin kabugunu kirip bir birey oldugunu kanitlamasi, ebeveynin de bunu zor da olsa kabullenmesi gerekiyor. Ahmet icin de boyle bu, annesi onun basarilarindan gururlanip mutlu da olabilirdi.

    Bazen "kismet degilmis" demek, "hayirlisi olsun" deyip gecmek lazim. Bu da oyle birsey.

    YanıtlaSil
  8. yazık oldu çok yanlış bir karar çok.

    YanıtlaSil
  9. Özgür Güçlü22 Aralık 2017 18:45

    Cok guzel yazı olmus.Kaleminize saglık.Cok basarılı sekilde yansıtmıssınız.Maalesef cok uzulduk bizde.

    YanıtlaSil
  10. ortadoğuda herşeye bulaşan politik atmosfer bisiklet sporuna mı bulaşmayacaktı ? maalesef ve yazık oldu konyalı kardeşime oysa giro ya ne yakışırdı...

    YanıtlaSil
  11. Yazı çok güzel neden bu kadar geç okudum bilmiyorum.

    YanıtlaSil