UCI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
UCI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2019 Cuma

WorldTUR mu İyiTUR mu?


Gazetelerde ve medyada okumuşsunuzdur. UCI İdare Komitesi, Türkiye Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nu (ToT, TUR) 2020 yılı World Tour takviminden çıkardı. Bu karar Eylül ayında Yorkshire’de yapılacak komite toplantısında kesinleşecek. UCI açıklamasının ToT’u ilgilendiren bölümü aşağıda: 

(…) Moreover, the Presidential Cycling Tour of Turkey will not be registered on the 2020 UCI WorldTour calendar. This decision was taken due to the number of UCI WorldTeams taking part in the last two years being less than the minimum of 10 required by the UCI Regulations (2.15.192). Given the quality of the organisation and the importance of the Presidential Cycling Tour of Turkey for the development of cycling, the UCI is nevertheless open to the registration of the event in another class, such as the UCI ProSeries which will be launched in 2020.

Mealen şöyle demişler: “Ek olarakCumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu 2020 UCI World Tour takvimine kayıt edilmeyecektir. Bu karar, UCI Talimatları’nca (2.15.192) katılımı gereken en az 10 UCI World Tour takımından daha az sayıda World Tour takımının son iki yıldır [yarışa] katılması nedeniyle alınmıştır. Ancak, organizasyonun kalitesi ve Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun bisiklet sporunun gelişimi için önemini dikkate alarak, etkinliğin, 2020’de başlayacak UCI ProSeries gibi, başka bir [yarış] sınıfına kayıt edilmesine UCI açıktır”. 

Buna karşılık federasyon da bugün bir açıklama yayınladı. O da burada. 


UCI Başkanı David Lappartient, TBF Başkanı Erol Küçükbakırcı
ile asbaşkanlar Bayram Akgül ve Berat Alphan
Bilgi olarak, TUR'a 2017'de 4, 2018'de 9, bu yıl da 6 World Tour takımı katılmıştı. Olayı yakından izleyenler zaten bu sonucu bekliyordu. Yukarıdaki fotoğraf, federasyonun Lappartient'le yaptığı son "ikna toplantısı"ndan alınmış. Vicdansız Fransız objektife şeker gibi gülümsemiş ama kalemi de kırmış. Şimdi yorumlarıma geçeyim.


Öncelikle, TUR’un World Tour veya ProSeries bir yarış olmasının dünya bisikleti nezdinde yarış puanları dışında pratik bir önemi yok. Prestij olarak bir anlamı var mutlaka ama olmazsa olmaz değil. World Tour olmayan bir sürü güzel yarış var. Lakin bu tenzil-i rütbe başka mahfillerde gereğinden fazla büyütülebilir. Özellikle yarışın hemen hemen tüm bütçesini sağlayan devlet (Spor bakanlığı, Tanıtım fonu, THY, vs.) ve himayesinde olduğu Cumhurbaşkanlığı katında kaşların çatılmasına neden olabilir. Olmayabilir de. Spor bakanlığının pek bozulmadığını duydum. Saray/Külliye kısmını bilmiyorum. 


Birleşik kaplar kuralını hatırlamalıyız. 2008’de Türkiye yükselen bir değerdi, profili yükselen yarışımız da ilgi çekmiş, katılımcılar iyi izlenimlerle ayrılınca 2.HC ve World Tour seviyesine kadar yükselebilmiştik. 2019’da uluslararası boyutta o kadar önem verilen bir ülke değiliz. Ekonomimiz bozuldu, prestijimiz de on yıl önceki gibi değil. ToT’un da bundan etkilenmemesi imkansız. Ayrıca, UCI başkanlık seçiminde TBF olarak kaybeden adayı destekledik (Emin Müftüoğlu dönemi). Lappartient bunu hatırlıyordur. Ardından Türkiye’de federasyon değişti ve Erol Küçükbakırcı yönetimi UCI İdare Komitesi’nde yer alan eski federasyon başkanını yeniden aday göstermedi (tekrar seçilir miydi bilmiyorum elbette). UCI nezdinde lobi gücümüz düştü. İki stratejik/taktiksel hata. 

2016’dan itibaren farklı bir organizatörle çalışmanın etkisini de yadsımamak gerek. Uzun yıllar sonunda takımlar ve sporcularla yakın ilişkiler kurmuş bir şirket gidip, ihaleyi başka bir şirket kazanınca senelerdir geliştirilen iletişim sıfır düzeyine indi ve yeniden bir tanışma dönemi başladı.  

Her uluslararası iş gibi, beynelmilel bisiklet yarışı düzenlemek de -bir çok şart dışında- organizatörün UCI yönetimi, UCI hakemleri ve en önemlisi takımlarla (yönetici ve yarışçıları) iyi ilişkiler kurmasına çok bağlı. Hatta sıcak kişisel ilişkiler başka türlü aşılamayacak bir çok sorunun üstesinden gelebilmeyi sağlıyor. UCI başkanı ve yakın çevresiyle olan diyalog, sporculara gösterilen ilgi ve alaka, takım yönetici ve sahiplerine uygulanan yakın markaj, yıl boyu kendini sürekli hatırlatmak, toplantılara katılmak, diğer yarış organizatörleriyle dirsek teması, takımları Türkiye’de yarışmanın yararlı ve keyifli olduğuna ikna etmek yaşamsal önemde. Bıkıp usanmadan yapılması gereken bir PR işi gibi görmek gerek. Federasyon ve organizatörün bu konuda başarılı olduklarını söylemek zor. Yıllık bütçeleri 10 milyon avrodan başlayan World Tour takımlarını sadece 50-100.000 avroluk ekstra motivasyon primleriyle ikna etmeye çalışmak çok mümkün değil. Yukarıdaki resimde kim yok? Organizatör şirketin sorumluları. Neden? Bilmiyorum ama yarışın son dört edisyonunu düzenleyen benim şirketim olsa o toplantıda bulunurdum. Ayrıca, takım ve katılımcılara sportif, kültürel, kişisel çekim noktaları da sunmak gerek. Mesela Patrick Lefevere abimize doğum gününde bir kasa Dom Perignon şampanya gönderdik mi? Sanmıyorum. Lefevere'in hoşuna gider miydi? Bayılırdı. Peki göndermeye cesaret edebilir miydik? I dont zink zoooo ;-)) 




Öte yandan, Türkiye Turu’nu bir arzu objesi haline getirmek, lüks otellerde konaklamak, güzel havada yarış düzenlemek, keyif veren parkurlar sunmak, etaplar arası minimum transfer gibi kriterler de var. Bunların bir kısmında inişli çıkışlı bir grafiğimiz oldu. Son dört yılda yarışın tarihi iki kez, parkuru da üç kez değişti. Sebepleri ne olursa olsun bunlar yarışın stabilitesini bozan uygulamalardı. Bu seneki parkurda Eceabat gibi nefis bir etapla beraber Balıkesir-Bursa ve Bursa-İstanbul gibi hiçbir görsellik ve heyecan içermeyen (otoyollar hariç) etaplar da vardı. 

ToT’un sahibi federasyon. Yani ASO gibi, RCS gibi, Flanders Classics gibi özel bir şirket değil. Yarışı düzenlemek için ihale açar, kazanan şirket işi gerçekleştirir. Şu anda, bilebildiğim kadarıyla, takımlarla ilişkiler, yarışın düzenlenmesi, konaklama, araç kiralama, ulaşım, kurumsal kimlik, tasarımlar, tek bir ihalenin konusu. TV yayını işi ayrı bir ihale. Takım paraları, ödüller, vs.’de federasyonun üstünde. Federasyon ayrıca UCI karşısında da hem yarış sahibi hem de ilgili kurum olarak sorumlu. Dolayısıyla organizatör ve TBF sürekli eşgüdüm halinde ve sadece yarış zamanı değil tüm yıl boyu beraber çalışmak zorundalar. 

İhalesi yarıştan sadece 1-2 ay önce açılabilen bir işin organizatörü olsam, ihaleyi almadan kılımı kıpırdatmam. Eh, bir iki ayda da takımlarla ancak bu kadar ilişki kurulur. Tüm yıl sürdürülmesi gereken dirsek teması bu durumda federasyonun üstüne yıkılmış olur. 

Ve eğer TUR ihale şartnamesini incelerseniz, ihaleye katılım şartlarını dünyada tek bir şirketin karşılayabildiğini de görebilirsiniz. Rekabetin olmadığı yerde hizmet seviyesini yükseltmek zordur. ASO ve RCS başta olmak üzere, tecrübeli yerli ve yabancı şirketlerin mutlaka ihaleye girmelerinin sağlanması gerekir. 

Sözün özü şu: World Tour veya ProSeries veya 2.2. veya 2.1… TUR’un o sınıf veya bu klasman bir yarış olması tek başına bir başarı veya yenilgi değildir. İyi ve cazip bir yarış düzenlemek ilk öncelik olmalıdır. Her sene kaliteyi yükseltmek amaç olmalıdır. Federasyon ve organizatör takım sayısına takılmadan, yarışın her yönünü özeleştiri gözlüğüyle analiz etmelidir. SWOT analizi yapılmalı, eksik ve zayıf noktalara göre hareket planı oluşturulmalıdır. 

Bundan önce, bu konuda defalarca yazdım ve konuştum. Yıllar sonra hala aynı şeyleri yazmak gayet saçma ve sıkıcı geliyor. Çok değer verdiğim, eski bisikletçi bir dostumun/ağabeyimin “Yazmayacak mısın?” demesi üzerine yazıya oturdum. Asla niyetim yoktu. Suça teşvik eden kendisidir!

Yazı burada bitti. Bundan sonrasını SG’nin fantezi dünyası olarak da okumlayabilirsiniz.  Farklı iki yöntem önerisi yapıyorum. İlki kısa vadede, ikincisi uzun vadede çözüm… Buyrun:

KISA VADE ÇÖZÜMÜ:
  1. Aigle, İsviçre ve Sarzeau, Fransa’da birer ofis tutmak, David Lappartient’i yakın markaja almak. Ona seçimi kazandıranlardan başlayarak yakın çevresine girmek için çalışmak (Lappartient Sarzeau belediye başkanı). 
  2. ASO ile ortaklık kurmak, 2020’de yarışın adını “Tour de Turquie” olarak değiştirmek, danışman olarak da C.Prudhhomme’un kankalarından birini işe almak. 
  3. Yarışın Cumhurbaşkanlığı himayesinde olması hasebiyle Putin ve Makarov üstünden torpil istemek. 

UZUN VADE ÇÖZÜMÜ:
  1. En az 3 sene ProSeries’de kalacağımızı açıklamak.
  2. Rekabete açık bir katılımla yarışı 5 yıllık bir dönem için ihale etmek. (kanunen mümkün olduğunu varsayıyorum) 
  3. İhale şartlarından biri 3 sene sonunda en az 9 WT takımının yarışa katılımını sağlamak olacak. Aksi durumda cezai şart konulacak. 
  4. Özel bir komisyon kurarak Türkiye’nin Akdeniz ve Ege kıyılarında, otoyol ve bölünmüş yol kullanmayan 6-7 etaplık bir parkur belirlemek. Parkurun aynı zamanda bisiklet turizmine açılması yönünde bir çalışmayı başlatarak Turizm Bakanlığı-Tanıtım Fonu-Spor Bakanlığı bütçelerinden alınacak parlarla ve Allah’ın izniyle sıcak asfaltlanmasını sağlayarak işaretlemek (hayallerinizi kısıtlamayın)
  5. İhaleyi kazanan firmanın yabancı dil bilen uzmanlarını Avrupa’daki her WT yarışına gönderip lobi yapmalarını sağlamak. 
  6. Yarışın yerel algısını güçlendirmek için etap kentlerinde en az 3 ay süreli PR çalışması ve o kentlerdeki 12-14 yaş çocuklarına yol bisikleti sporcu kursu açılması. 
  7. ToT’un başlama tarihinden 2 gün önce İstanbul’da 120 km’lik bir kriteryum yarışı düzenlemek. Dünya starlarını davet etmek.
  8. Ülkede en az 5 Kıta 1 ProKıta takımının kurulmasına olanak sağlayacak bir hareket başlatmak.
  9. En az üç elit Türk sporcunun yurt dışında Pro Kıta takımda yarışması için program başlatmak.
  10. Islak rüyalarım gemi azıya aldı, burada keseyim. 



2 Mart 2016 Çarşamba

Pissst... Bisikleti





Pissst……


Bisiklette birçok disiplin var. Yol, MTB, kros, BMX, DH, trial... Seyretmesi en kolayı ise pist yarışları. Pistte dönüp duran yarışçıları insan oturduğu yerden kalkmadan seyredebiliyor. 19. yy’ın sonlarında dünyanın ilk popüler sporu ve eğlence kaynağı bisiklet pist yarışlarıydı. Günlerce süren mukavemet yarışlarında seyirciler yemeli içmeli bir ortamda yarışçıları seyretmeye bayılıyorlardı. Pist bisikleti, diğer sporların yaygınlaşmasıyla beraber bugün o eski şaşaasından uzak. Lakin, yol disiplininden sonra bisiklet sporunun en çok seyredilen yarış tipi olmaya devam ediyor. Bugün Londra’da Dünya Pist Bisiklet Şampiyonası başlayacak ve Pazar gününe kadar sürecek. Bunu fırsat bilerek pist bisiklet yarışlarını dost ve sevenlerimize tanıtalım dedim. Önce bisikletler ve velodromlardan kısaca söz edeyim.





Velodrom* dediğimiz şey, hipodrom gibi, iki düzlüğü, iki de virajı olan bir oval alan. Roma, hatta Antik Yunan’dan beri bilinen bir form. Velodromda virajlar merkezkaç kuvvetine karşı koymak için eğimli inşa edilir. Pist kısaldıkça eğimin açısı artar. 250 mt’lik olimpik velodromlarda 45 dereceye kadar eğim görmek mümkün. Düzlükler de %12 civarında eğimlidir. Kapalı velodromların pist yüzeyi ahşap (çoğunlukla çam ağacı), açık pistler ise daha çok beton satha sahiptir. Pistin içinde kalan bölümde (apron) takımlar, sporcular ve hakemler yer alırken, dış kısım tribünlere ayrılmıştır (hadi canım!!). Eskiden apronda zengin/torpilli seyirciler için yemekli masalar falan da bulunurmuş. 6 gün yarışlarında sporcu çiftlerin dinleneceği yatak, vs. ekipman da konabiliyor. 250 mt standart olmasına rağmen dünyada 200, 333.33 veya 400 mt’lik velodromlar da var.

Velodrom çizgileri yarış takibi için önemlidir, iki cümle de onlar için edeyim. En iç bölümde, apronla pist arasında “mavi kulvar” vardır. Burada gitmek yasak değildir ama başka bir yarışçıyı bu alanı kullanarak geçmek ihraca neden olur. Saate karşı, takip ve diğer zaman tutulan yarışlarda mavi alan sünger bloklarla kapatılır. Özellikle virajda mavi zona çok yaklaşan sporcunun pedalı yere çarpabilir, bu açıdan ikaz görevi de görür. Mavi bölümün 20 cm açığında “siyah hat” çizilidir. Velodromun resmi uzunluğu 5 cm’lik bu hattın alt kısmından ölçülür. Yarışçıların kullanmaya çalıştığı “ideal çizgi” burasıdır. Siyah çizginin 90 cm dışında ise kırmızı “sprinter hattı” bulunur. Kırmızı ve siyah çizgi arasındaki bölüme işin erbabı “sprinter kulvarı” der ki, bu kulvarda giden yarış liderini sadece dışarıdan geçmeye izin vardır, içeri dalınmaz. Bir de, en açıkta, son bir mavi çizgi bulunmaktadır (kesiyorum hemen, biraz sabır). Madison yarışlarında takım arkadaşını sapanla fırlatan sporcu sıra kendisine gelene kadar bu çizginin üstünde kalarak sırasını bekler.


Pist yarışlarında saliseler söz konusu olduğu için kullanılan bisikletler aerodinamik randıman göz önüne alınarak son derece esnemez tasarlanır. Monokok karbon kadrolarda bisikletçinin rahatlığı akla gelen son şeydir. Tek önemli olan gücü en az kayıpla yola aktarmaktır. Bisikletlerde vites, fren, ruble ve freewheel/roue libre** bulunmaz. Yine de, esnemezlik için karbon elyafını bolca kullandıklarından bisikletler çokça 6.8kg alt limitten ağır olurlar. Pist yarışlarında yokuş olmadığı için ağırlık sorun değildir. Pedal sürekli döner. Yavaşlamak için, pedalın dönüşünü yavaşlatmak üzere geriye doğru bastırmak, bisikleti viraj yokuşuna sürmek veya dua yöntemleri kullanılır (yani sanırım öyledir, hiç binmedim, frensiz bir bisiklete binme düşüncesi beni çok geriyor). Pedallar hem kilitli hem üstten kayışla bağlı olur, gidonlar genellikle çelik veya alüminyumdur.
"Starting Gate"

Bisikletler ve velodromlar kısaca böyle. Biraz da sporculardan bahsedeyim. Gerçek bir pist bisikletçisinin vücudu ve fizyonomik özellikleri yol bisikletçisinden farklıdır. Yolda mukavemet önemliyken pistte patlayıcı güç ve kuvvette devamlılık öne çıkar. Laktat eşiğinin üstünde güç üretimi konusunda daha çok antrenman yaparlar. Bacakları ve üst vücutları yolculara oranla daha kuvvetlidir. Çoğunlukla aynı yapıdaki bir yol bisikletçisinden daha kiloludurlar (yağ olarak değil elbette). 

Daha Finlandiya ormanlarının özel çamlarından yapılan parkelerin kurutulması ve yaşlandırılması konusuyla pist bisikletinin diğer incelikleri ve VO2max geyiklerim de vardı ama ama Blog İdare Amiri aşırı bilgiyle okuru kaçırmamamı tavsiye ediyor. Burada keseyim ve yarışlara geçelim. Süper didaktik olacağım inşallah!!

SPRİNT YARIŞLARI

FERDİ SPRİNT (Erkek/Kadın): Pist yarışlarının en güzeli. Eleme usulü yapılır. Ayrıca “repechage” (röpeşaj) denen, kaybedenlere yeniden şans tanıyan bir ikinci yükselme sistemi de uygulanır. 2 yarışçı üç tur yarışır, birinci bitiren bir puan alır.  3 ayaktan iki puan kazanan sporcu da bir üst tura geçer. Gücün yanı sıra taktik de çok önemlidir. O yüzden, seyrederken, insan “Ya bunlar neden yavaş gidiyor abicim?” diye sorup durur. Burada amaç son 200mt’ye rakibin hava boşluğunda girip gücü son viraja saklamaktır. İki sporcu da birbirinin arkasına geçebilmek için yarışın başında neredeyse durup düşecek kadar yavaşlarlar, hatta çok yetenekli olan pist üstünde hareketsiz bile durabilir. Bu nedenle ilk 400-500 mt çok yavaş geçer. 


1 KM ZAMANA KARŞI (Erkek): “Kilo” da denir. 1000 mt saate karşı yarışıdır. Genelde 2 sporcu pistin karşılıklı düzlüklerinden aynı anda start alırlar.  Başarılı olmak için patlayıcı güç, maksimum sürat ve dayanıklılığın çok iyi bir karışımı gereklidir.  Dünya rekoru 56.303 sn’dir (63.94 km/h). Kadınlarda 500 mt olarak yarışılır.

TAKIM SPRİNT (E/K): Erkekler 3 tur ve üç sporcu, kadınlar 2 tur ve iki sporcuyla yarışır. Yine 2 takım aynı anda pistin ters tarafından başlar. Sporcular startta yan yana dizilirler ama hemen sonra tek sıra haline gelirler. Her turda önde giden sporcu ayrılır. En iyi zaman kazanır.

KEIRIN (E/K): Japonya’da en sevilen pist bisikleti yarışı. At ve it yarışları gibi takır takır bahis oynanır. Son yıllarda Japonlar’ın baskısıyla Olimpiyatlar’da bile kendisine yer bulmuş bir disiplin. Burada da eleme turları ve repechage uygulanır. 6-9 sporcu yarışır, sekiz tur sürer. Ama ilk beş buçuk turu gittikçe hızlanan bir “derny”nin (elektrikli motorsiklet) arkasında geçerler. Motor çekildikten sonra bas basabildiğin kadar. Ama elbette taktik de önemlidir, finale aynı takımdan iki sporcu kalabilmesi büyük avantajdır.

MUKAVEMET YARIŞLARI

FERDİ TAKİP (E: 4000mt K: 3000mt): “Dört kilometrelik mukavemet yarışı mı olur yahu?!” demeyin, bu başka bir disiplin. 2 sporcu yine pistin iki yanından başlarlar ve 4000 mt’lik bir zamana karşı koşarlar. Elemelerde zaman önemliyken finalde sadece rakipten daha iyi zaman yapmak yeterlidir. Dolayısıyla elemeler daha kritiktir. Sporculardan biri karşıdaki rakibi yakalayıp geçerse yarışı kazanır. “Takip” lafı da buradan gelir. Bradley Wiggins bu dalda çifte Olimpiyat şampiyonudur.

TAKIM TAKİP (E/K: 4000mt): Ferdi takip formatındadır ama dörder sporculu takımlar kapışır. Öndeki sporcular her turda pistin üstüne çıkıp geri inmek yoluyla arkaya geçer ve dinlenirler. Bu değişimin uyum içinde yapılması, önden arkaya geçen sporcunun zamanlaması kritiktir. Finişten geçen üçüncü sporcunun zamanı esas alınır. Wiggo Rio2016’da bu dalda yarışacak.

SCRATCH YARIŞI (E:15km K:10km): En bi basit yarış. Bir sürü adam/kadın toplu start alır, ilk bitiren kazanır. Ara sprintler, puan hesapları falan yoktur.

MADISON (E: 50km) : Adını New York Madison Square Garden’da 1890’larda koşulan yarışlardan alır. Sporcular aşırı yoruldukları için günde 12 saatten fazla yarışmaları yasaklanınca girişimciler 24 saat yarışlarını devam ettirmek için 2 sporculu takım yarışını icat etmişler. Her takım iki kişidir ama sadece bir tanesi yarışır, diğeri -yukarıda bahsedilen mavi çizginin üstünde- sırasını bekler. Takım arkadaşları birbirini iterek veya sapanla fırlatarak (kolundan tutup ileri itmek) yer değişirler. Her 20 turda bir puan için sprint yapılır (5,3,2,1 puan). Son turda puanlar çifttir. En çok puan alan takım yarışı kazanır. Ayrıca yarış bittiğinde bir takım tüm diğer takımlara tur bindirmişse puanlara bakılmaksızın yarışı kazanır. Özellikle TV’den seyretmesi oldukça karışık bir yarıştır. 




PUAN YARIŞI (E:40km K:25km): Madison gibi ama herkes tek yarışır. Ara sprint kapıları 10 turda birdir (5,3,2,1 puan), son tur burada da çift yazar. Bir sporcu herkese tur bindirirse 20 puan alır.

OMNIUM: UCI’ın 2007’den itibaren şampiyonalarında düzenlediği yarış türü. Bir nevi dekatlon/heptatlonun bisiklet versiyonu olarak düşünebilirsiniz. İki güne yayılan 6 dalda yarışılır:

1. Scratch
2. Ferdi Takip (E:4000mt/K:3000mt)
3. Eleme yarışı (her tur son sıradaki sporcu elenir, gayet basit ama heyecanlıdır)
4. Zamana Karşı (E:1000mt/K:500mt)
5. Flying lap (hızlanarak başlanan 250mt TT)
6. Puan Yarışı (E:40km/K:25km)

Her yarışın birincisi 40, ikincisi 38…. diye puanlar dağıtılır. 21.’den gerisi 1 puan alır. Puan yarışında ekstra puan kazanmak ve kaybetmek (sporcu tur yerse) mümkündür. En çok puan alan omnium şampiyonu olur, beraberlik halinde puan yarışı sonuçları tie-breaker’dır. Mark Cavendish'i bu sene Madison ve Omnium'da seyredeceğiz.

Pist bisikleti, kuralları ve yarış tipleri bilinmezse seyretmesi çok karışık bir dal. Madison ve Puan yarışı ise bilerek izleyince bile zor çözüen müsabakalar. Ama artık öğrendiniz, mazerete sığınmayın, seyredin ve zevkini çıkarın. Eurosport Int'l. yarışları vermiyor ama internetten stream bulmak zor olmasa gerek. UCI'ın yayınladığı TV yayın çizelgesi burada.

Türkiye'de de artık kapalı bir velodrom yapılması umuduyla...


*velodrom: TDK bu kelimeyi "veledrom" olarak kullanıyor ama bu kararı kabul etmiyorum ve uygulamıyorum. Hadi bakalım!!

**freewheel/roue libre: pedal çevirmeden de arka tekerin dönmesini sağlayan rulmanlı mekanizma. Türkçesini bilen varsa insaniyet namına bana bildirsin