Wiggins etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Wiggins etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2016 Çarşamba

Pissst... Bisikleti





Pissst……


Bisiklette birçok disiplin var. Yol, MTB, kros, BMX, DH, trial... Seyretmesi en kolayı ise pist yarışları. Pistte dönüp duran yarışçıları insan oturduğu yerden kalkmadan seyredebiliyor. 19. yy’ın sonlarında dünyanın ilk popüler sporu ve eğlence kaynağı bisiklet pist yarışlarıydı. Günlerce süren mukavemet yarışlarında seyirciler yemeli içmeli bir ortamda yarışçıları seyretmeye bayılıyorlardı. Pist bisikleti, diğer sporların yaygınlaşmasıyla beraber bugün o eski şaşaasından uzak. Lakin, yol disiplininden sonra bisiklet sporunun en çok seyredilen yarış tipi olmaya devam ediyor. Bugün Londra’da Dünya Pist Bisiklet Şampiyonası başlayacak ve Pazar gününe kadar sürecek. Bunu fırsat bilerek pist bisiklet yarışlarını dost ve sevenlerimize tanıtalım dedim. Önce bisikletler ve velodromlardan kısaca söz edeyim.





Velodrom* dediğimiz şey, hipodrom gibi, iki düzlüğü, iki de virajı olan bir oval alan. Roma, hatta Antik Yunan’dan beri bilinen bir form. Velodromda virajlar merkezkaç kuvvetine karşı koymak için eğimli inşa edilir. Pist kısaldıkça eğimin açısı artar. 250 mt’lik olimpik velodromlarda 45 dereceye kadar eğim görmek mümkün. Düzlükler de %12 civarında eğimlidir. Kapalı velodromların pist yüzeyi ahşap (çoğunlukla çam ağacı), açık pistler ise daha çok beton satha sahiptir. Pistin içinde kalan bölümde (apron) takımlar, sporcular ve hakemler yer alırken, dış kısım tribünlere ayrılmıştır (hadi canım!!). Eskiden apronda zengin/torpilli seyirciler için yemekli masalar falan da bulunurmuş. 6 gün yarışlarında sporcu çiftlerin dinleneceği yatak, vs. ekipman da konabiliyor. 250 mt standart olmasına rağmen dünyada 200, 333.33 veya 400 mt’lik velodromlar da var.

Velodrom çizgileri yarış takibi için önemlidir, iki cümle de onlar için edeyim. En iç bölümde, apronla pist arasında “mavi kulvar” vardır. Burada gitmek yasak değildir ama başka bir yarışçıyı bu alanı kullanarak geçmek ihraca neden olur. Saate karşı, takip ve diğer zaman tutulan yarışlarda mavi alan sünger bloklarla kapatılır. Özellikle virajda mavi zona çok yaklaşan sporcunun pedalı yere çarpabilir, bu açıdan ikaz görevi de görür. Mavi bölümün 20 cm açığında “siyah hat” çizilidir. Velodromun resmi uzunluğu 5 cm’lik bu hattın alt kısmından ölçülür. Yarışçıların kullanmaya çalıştığı “ideal çizgi” burasıdır. Siyah çizginin 90 cm dışında ise kırmızı “sprinter hattı” bulunur. Kırmızı ve siyah çizgi arasındaki bölüme işin erbabı “sprinter kulvarı” der ki, bu kulvarda giden yarış liderini sadece dışarıdan geçmeye izin vardır, içeri dalınmaz. Bir de, en açıkta, son bir mavi çizgi bulunmaktadır (kesiyorum hemen, biraz sabır). Madison yarışlarında takım arkadaşını sapanla fırlatan sporcu sıra kendisine gelene kadar bu çizginin üstünde kalarak sırasını bekler.


Pist yarışlarında saliseler söz konusu olduğu için kullanılan bisikletler aerodinamik randıman göz önüne alınarak son derece esnemez tasarlanır. Monokok karbon kadrolarda bisikletçinin rahatlığı akla gelen son şeydir. Tek önemli olan gücü en az kayıpla yola aktarmaktır. Bisikletlerde vites, fren, ruble ve freewheel/roue libre** bulunmaz. Yine de, esnemezlik için karbon elyafını bolca kullandıklarından bisikletler çokça 6.8kg alt limitten ağır olurlar. Pist yarışlarında yokuş olmadığı için ağırlık sorun değildir. Pedal sürekli döner. Yavaşlamak için, pedalın dönüşünü yavaşlatmak üzere geriye doğru bastırmak, bisikleti viraj yokuşuna sürmek veya dua yöntemleri kullanılır (yani sanırım öyledir, hiç binmedim, frensiz bir bisiklete binme düşüncesi beni çok geriyor). Pedallar hem kilitli hem üstten kayışla bağlı olur, gidonlar genellikle çelik veya alüminyumdur.
"Starting Gate"

Bisikletler ve velodromlar kısaca böyle. Biraz da sporculardan bahsedeyim. Gerçek bir pist bisikletçisinin vücudu ve fizyonomik özellikleri yol bisikletçisinden farklıdır. Yolda mukavemet önemliyken pistte patlayıcı güç ve kuvvette devamlılık öne çıkar. Laktat eşiğinin üstünde güç üretimi konusunda daha çok antrenman yaparlar. Bacakları ve üst vücutları yolculara oranla daha kuvvetlidir. Çoğunlukla aynı yapıdaki bir yol bisikletçisinden daha kiloludurlar (yağ olarak değil elbette). 

Daha Finlandiya ormanlarının özel çamlarından yapılan parkelerin kurutulması ve yaşlandırılması konusuyla pist bisikletinin diğer incelikleri ve VO2max geyiklerim de vardı ama ama Blog İdare Amiri aşırı bilgiyle okuru kaçırmamamı tavsiye ediyor. Burada keseyim ve yarışlara geçelim. Süper didaktik olacağım inşallah!!

SPRİNT YARIŞLARI

FERDİ SPRİNT (Erkek/Kadın): Pist yarışlarının en güzeli. Eleme usulü yapılır. Ayrıca “repechage” (röpeşaj) denen, kaybedenlere yeniden şans tanıyan bir ikinci yükselme sistemi de uygulanır. 2 yarışçı üç tur yarışır, birinci bitiren bir puan alır.  3 ayaktan iki puan kazanan sporcu da bir üst tura geçer. Gücün yanı sıra taktik de çok önemlidir. O yüzden, seyrederken, insan “Ya bunlar neden yavaş gidiyor abicim?” diye sorup durur. Burada amaç son 200mt’ye rakibin hava boşluğunda girip gücü son viraja saklamaktır. İki sporcu da birbirinin arkasına geçebilmek için yarışın başında neredeyse durup düşecek kadar yavaşlarlar, hatta çok yetenekli olan pist üstünde hareketsiz bile durabilir. Bu nedenle ilk 400-500 mt çok yavaş geçer. 


1 KM ZAMANA KARŞI (Erkek): “Kilo” da denir. 1000 mt saate karşı yarışıdır. Genelde 2 sporcu pistin karşılıklı düzlüklerinden aynı anda start alırlar.  Başarılı olmak için patlayıcı güç, maksimum sürat ve dayanıklılığın çok iyi bir karışımı gereklidir.  Dünya rekoru 56.303 sn’dir (63.94 km/h). Kadınlarda 500 mt olarak yarışılır.

TAKIM SPRİNT (E/K): Erkekler 3 tur ve üç sporcu, kadınlar 2 tur ve iki sporcuyla yarışır. Yine 2 takım aynı anda pistin ters tarafından başlar. Sporcular startta yan yana dizilirler ama hemen sonra tek sıra haline gelirler. Her turda önde giden sporcu ayrılır. En iyi zaman kazanır.

KEIRIN (E/K): Japonya’da en sevilen pist bisikleti yarışı. At ve it yarışları gibi takır takır bahis oynanır. Son yıllarda Japonlar’ın baskısıyla Olimpiyatlar’da bile kendisine yer bulmuş bir disiplin. Burada da eleme turları ve repechage uygulanır. 6-9 sporcu yarışır, sekiz tur sürer. Ama ilk beş buçuk turu gittikçe hızlanan bir “derny”nin (elektrikli motorsiklet) arkasında geçerler. Motor çekildikten sonra bas basabildiğin kadar. Ama elbette taktik de önemlidir, finale aynı takımdan iki sporcu kalabilmesi büyük avantajdır.

MUKAVEMET YARIŞLARI

FERDİ TAKİP (E: 4000mt K: 3000mt): “Dört kilometrelik mukavemet yarışı mı olur yahu?!” demeyin, bu başka bir disiplin. 2 sporcu yine pistin iki yanından başlarlar ve 4000 mt’lik bir zamana karşı koşarlar. Elemelerde zaman önemliyken finalde sadece rakipten daha iyi zaman yapmak yeterlidir. Dolayısıyla elemeler daha kritiktir. Sporculardan biri karşıdaki rakibi yakalayıp geçerse yarışı kazanır. “Takip” lafı da buradan gelir. Bradley Wiggins bu dalda çifte Olimpiyat şampiyonudur.

TAKIM TAKİP (E/K: 4000mt): Ferdi takip formatındadır ama dörder sporculu takımlar kapışır. Öndeki sporcular her turda pistin üstüne çıkıp geri inmek yoluyla arkaya geçer ve dinlenirler. Bu değişimin uyum içinde yapılması, önden arkaya geçen sporcunun zamanlaması kritiktir. Finişten geçen üçüncü sporcunun zamanı esas alınır. Wiggo Rio2016’da bu dalda yarışacak.

SCRATCH YARIŞI (E:15km K:10km): En bi basit yarış. Bir sürü adam/kadın toplu start alır, ilk bitiren kazanır. Ara sprintler, puan hesapları falan yoktur.

MADISON (E: 50km) : Adını New York Madison Square Garden’da 1890’larda koşulan yarışlardan alır. Sporcular aşırı yoruldukları için günde 12 saatten fazla yarışmaları yasaklanınca girişimciler 24 saat yarışlarını devam ettirmek için 2 sporculu takım yarışını icat etmişler. Her takım iki kişidir ama sadece bir tanesi yarışır, diğeri -yukarıda bahsedilen mavi çizginin üstünde- sırasını bekler. Takım arkadaşları birbirini iterek veya sapanla fırlatarak (kolundan tutup ileri itmek) yer değişirler. Her 20 turda bir puan için sprint yapılır (5,3,2,1 puan). Son turda puanlar çifttir. En çok puan alan takım yarışı kazanır. Ayrıca yarış bittiğinde bir takım tüm diğer takımlara tur bindirmişse puanlara bakılmaksızın yarışı kazanır. Özellikle TV’den seyretmesi oldukça karışık bir yarıştır. 




PUAN YARIŞI (E:40km K:25km): Madison gibi ama herkes tek yarışır. Ara sprint kapıları 10 turda birdir (5,3,2,1 puan), son tur burada da çift yazar. Bir sporcu herkese tur bindirirse 20 puan alır.

OMNIUM: UCI’ın 2007’den itibaren şampiyonalarında düzenlediği yarış türü. Bir nevi dekatlon/heptatlonun bisiklet versiyonu olarak düşünebilirsiniz. İki güne yayılan 6 dalda yarışılır:

1. Scratch
2. Ferdi Takip (E:4000mt/K:3000mt)
3. Eleme yarışı (her tur son sıradaki sporcu elenir, gayet basit ama heyecanlıdır)
4. Zamana Karşı (E:1000mt/K:500mt)
5. Flying lap (hızlanarak başlanan 250mt TT)
6. Puan Yarışı (E:40km/K:25km)

Her yarışın birincisi 40, ikincisi 38…. diye puanlar dağıtılır. 21.’den gerisi 1 puan alır. Puan yarışında ekstra puan kazanmak ve kaybetmek (sporcu tur yerse) mümkündür. En çok puan alan omnium şampiyonu olur, beraberlik halinde puan yarışı sonuçları tie-breaker’dır. Mark Cavendish'i bu sene Madison ve Omnium'da seyredeceğiz.

Pist bisikleti, kuralları ve yarış tipleri bilinmezse seyretmesi çok karışık bir dal. Madison ve Puan yarışı ise bilerek izleyince bile zor çözüen müsabakalar. Ama artık öğrendiniz, mazerete sığınmayın, seyredin ve zevkini çıkarın. Eurosport Int'l. yarışları vermiyor ama internetten stream bulmak zor olmasa gerek. UCI'ın yayınladığı TV yayın çizelgesi burada.

Türkiye'de de artık kapalı bir velodrom yapılması umuduyla...


*velodrom: TDK bu kelimeyi "veledrom" olarak kullanıyor ama bu kararı kabul etmiyorum ve uygulamıyorum. Hadi bakalım!!

**freewheel/roue libre: pedal çevirmeden de arka tekerin dönmesini sağlayan rulmanlı mekanizma. Türkçesini bilen varsa insaniyet namına bana bildirsin

17 Mayıs 2013 Cuma

Giro 2013 - 12. Etap...Wiggo Çıkar, Rigo Girer, Vincenzo Gider!




Giro'nun 12 etabını bitirdik. Yarın dağlara çıkacağımızdan, öncesinde turun fotoğrafını çekip durum değerlendirmesi yapmak istedim. 

Bu sabah, Genel Klasman'daki ilk on sporcu 4'21" içinde yer alıyor. Pembe Mayo Vincenzo Nibali'de (Astana). Sicilyalı'nın 41" gerisinde eski tüfek Cadel Evans (BMC), 2'04" arkada ise Rigoberto Uran(Sky Team) var. Yarışın büyük sürprizi, Bradley Wiggins (Sky Team). Bu seneki ilk ve en önemli hedef olarak Giro'yu belirleyen Wiggins'in performansı takım seviyesinin altında kalınca 12 yarış gününde beş dakikadan fazla zaman kaybetti ve dün Treviso'da teslim bayrağını çekti. Birkaç gündür hasta olduğu açıklanan Wiggo'nun bugün 13. Etap'a başlaması sürpriz olacak (TSİ 10:00 itibarıyla yarıştan ayrıldı). 

Sir Bradley'in Giro kazanma formülü şöyleydi:  Ischia'daki TTT'yi kazanalım, 8. Etap'a kadar önlerde kalıp zaman kaybetmeyeyim, Saltara'da TT yeteneğimle 3'00" fark atıp liderliği alayım, dağlarda bu farkı koruyarak -veya yavaş yavaş kaybederek- "pembiş pembiş" Brescia'ya ulaşayım. Bu strateji geçen seneki Fransa Turu'nu da kazanmıştı ve bu derece güçlü bir takım/sporcu için mantıklı bir yaklaşımdı. Velakin, tüm savaş planları ilk kurşun atılınca çöpe gider misali, daha 2. Etap'ta hesap şaşmaya başladı. Team Sky TTT'yi kazanmasına karşın Astana'ya sadece 0'15" fark atabildi. Ama asıl sorun Sella San Bruno'da biten  4. Etap'ta Wiggo'nun diğer favorilere 0'17" kaybetmesi oldu. Son 3 km içindeki bir kaza nedeniyle geride kalan Wiggins'in itirazı haklı görülmedi. Ama asıl sorulması gereken finişe bu kadar yakınken arkalarda ne yaptığı olmalıydı. Sıkıntının yağmurdan kaynaklandığı 7. Etap'ta anlaşıldı. Son yokuş öncesi yine geride kalan Wiggins, Pescara inişinde bisikletin kontrolünü kaybetti ve düştü. Ama sorun düşmesi değil, düştükten sonra inişin geri kalanında Pinarello'sunu -kendi tabiriyle- "kız gibi" kullanışı oldu. Bu cinsiyet ayırımcı söylemin yanında Sir'ün karizmasını çizen 1'24"lük zaman kaybı oldu. 

"It's raining cats and dogs my dear!!"... Mealen "Başlatma lan kedinden köpeenden!!"


Murphy kanunlarına uygun olarak işler daha sonra da kötü gitmeye devam etti. Gabicce Mare - Saltara arasındaki 54km'lik ITT etabının Wiggo'yu rahatlatacağı düşünülüyordu.  Bu etap son yılların en uzun ITT'siydi ve Wiggins'in Giro'ya gelmesi için yem olarak kullanılmıştı. Ama parkurun özellikle ilk yarısı Bradley'e hiç uygun değildi, Wiggo etap sonunda Nibali'ye sadece 0'11" fark yapabildi. Pembe Mayo gelmemiş üstelik nezle ve göğüs enfeksiyonu başlamış, yem boğaza kaçmıştı. İlk zirve finişi Altopiano del Montasio'da da favorilere zaman yitiren Wiggo  yağmur, bolca yağmur, hep yağmurla uğraşırken dün de Treviso'ya üç dakika rötarlı geldi ve tüm şansını kaybetti. Bundan sonrası bizim değil Chris Froome'un sorunu. 

Geçen senenin şampiyonu Ryder Hesjedal da, Giro'ya harika başlamasına karşın, ITT'de 2'23", 9. Etap'ta 1'06", ilk zirve finişinde de 20 dakika kaybederek bütün umutlarını bitirdi. Hesjedal'ın ilk hafta hemen hemen her etap sonu atak yapması, rakiplerine zaman kaybettirmeye ve bonus saniyeleri kovalamasına karşın ITT ve ilk dağ etabında bu kadar kötü bir performans göstermesi çok şaşırtıcı oldu (lan durun bi bekleyin yazı bitsin Allahsızlar! Ryder da TSİ 10:06 itibarıyla çekilmiş). 

Geliyoruz yaşlı kurt Cadel Evans'a. Usta hakikaten çok zekice ve güçlü yarışıyor. ITT dışında hiç zaman kaybetmedi, her etabın sonunda zaman primlerini kovaladı ve şimdilik son derece formda olduğunu gösterdi. Daha önümüzde çok zor etaplar bulunuyor, o nedenle temkinli konuşmakta fayda var. Üstelik parkur yokuşa döndüğü anda etrafında hiçbir takım arkadaşı kalmıyor Cuddle'ın. Bu iyi haber değil ama Evans tek başına da savaşabilen bir yarışçı. Giro'ya katılacağı bile belli değilken ferdi klasmanda ikinci devam etmesi takdire değer. Dün Jens Voigt'un AToC zaferini de okuduktan sonra yeni hashtag'imiz #oldmencanjump!!


                  -Sen daha doğmamıştın Vincenzo... Anafartalar'da Türkler'e karşı savaştım ben!
-"Mamma mia!! (Yok ebesi!!) 
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                        
Vincenzo Nibali yarışın Wiggo'dan sonraki en önemli favorisiydi. Saltara ITT'de son derece iyi bir zaman çıkardı. Geçen sezon sonundan beri zamana karşı disiplinini geliştirmeye uğraşıyordu, neticesini görmüş olduk. Montasio zirve finişinde de yarışı kontrol etti, ataklara cevap verdi ve kendi de bonus saniyeler için saldırdı. Oldukça güçlü gözüküyor. Derdi, yokuşlarda Astana'nın çabuk kesilmesi ve az sayıda domestikle tırmanması. En büyük rakibi, takımının gücünü de arkasına alan Rigoberto Uran olacak gibi.


 O kadar da yaşlı göstermiyo Cadel yaw...

Bu da bizi Uran Uran'a getiriyor. Sky'ın "Wiggo olmadı Rigo verelim" kararı elbette zorunluluk nedeniyle alındı ama işe yarayacak mı göreceğiz. Yol bisikleti sporunda kervan yolda pek düzülmez. Buna uğraşanlar genelde fiilin diğer anlamıyla başbaşa kalabiliyor. Uran, Nibali ve Cadel'den daha saf bir yokuşçu. Ancak Büyük Tur tecrübesi daha az. 2 dakikalık fark, hele de zaman bonuslarıyla rahatça kapatılabilir gözükmekle beraber, Sky'ın artık "saldırı" moduna geçmesi lazım. Buna da pek alışkın değiller. Üstelik, Astana ve Nibali artık önde tempo koşmak zorunda olmadıkları için son yokuşlara daha zinde gelecekler. Bu da Astana'nın defolarının daha az sırıtması demek. Uran ciddi bir rakiptir ve Pescara'da Wiggo'yu beklerken kaybettiği zamanlar için Brailsford ve Prens Charles'ın annelerinin hatırını soruyordur. Gesink'in elbet bir gün tökezleyeceğini düşünürsek, podyumda yer almak için tek rakibi Michele Scarponi. Eski şampiyon'da Saltara TT'de müthiş gözüktü, Montasio'da da zayıflık göstermedi. #oldmencanjump evet ama #MaybeTheyCantClimbThatWell diyelim ve Uran'a Brescia'da podyumu yakıştıralım. "Trofeo Senza Fine" zor.


Rigoberto Uran Uran... (nüfus memuru kekemeymiş) 


Dün Treviso'da sprint finişi kazanan Mark Cavendish yarış hayatının 100. zaferini elde etti. Yeni takımıyla tanışma ve alışma dönemi çok iyi geçmemiş ve Cav eleştirilerini yükseltmişti. Hatta Patrick lefevre sprint trenine Petacchi'yi bile transfer etmeye çalıştı panik içinde. ama Başta Gert Steegmans, OPQS'in vagonları Giro'da çok iyi çalıştılar. Cav şimdiye kadar koşulan 3 sprint etabını da rahat aldı. Cavendish dört gün sonra 28 yaşını bitirecek ve görünen o ki daha 5-6 yıl dünyanın en iyi sprinteri olarak kalacak.
Yarışta şimdiye kadarki en büyük faktör "meteoroloji" oldu. Mayıs'ta İtalya, Temmuz'da Fransa'ya benzemiyormuş meğerse. Bu ne yağmur kardeşim! İnculuz aslanını bile  pes ettirdi. Daha dağlara çıkacağız ve tahminler bolca yağış gösteriyor. Kar bile görebiliriz zirvelerde. Kötü havaya alışkın, iyi dinlenen, tedbirli, dayanıklı, zeki, çevik ve bisikletine hakim olanlarer öne çıkacak. Bu "risotto" daha çok su kaldırır. 

İlk 12 gün itibarıyla Polonyalılar da çok iyi gözüküyorlar. Hem Scarponi'nin baş domestiği P.Niemiec (Lampre), hem de Rafal Majka (Saxo-Tinkoff) dağlara ilk 10'da giriyorlar. Montasio'yu çok başarılı çıktılar, ITT'de de özellikle Niemiec iyiydi. Elbette asıl işi Scarponi'yi dağlarda kollamak ama TT'de hırs yapması, 33 yaşının baharında arzularına gem vurmayabileceğini düşündürüyor. Majka ise daha 24 yaşında ve ilk 20'de bile bitirse başarılı sayılacak. 

Yarışın bir başka hikayesi de Katusha oldu. İptal edilen ProTour lisansını CAS zoruyla geri alan takım hem iki etap zaferi, hem de Luca Paolini'nin sırtına geçirdiği Pembe Mayo'yla Ruslar'ın karizmasını kurtarmış oldu. 

Risalemizi kısa bir tahminle bitirelim. Bu pazar Galibier'de Pembe Mayo kimdeyse yarışı o kazanacak. Böyle de kesin konuşurum!  

Buon divertimento!!