Manning etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Manning etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2016 Cumartesi

NFL Konferans Finalleri




NFL KONFERANS FİNALLERİ





NFL’de sona yaklaşıyoruz. Wild Card hafta sonunu deplasman ekipleri domine etmişti ama Divisonal Playoff’lardaki dört maçı da ev sahibi takımlar kazandı. Böylece Konferans Finallerini oynayacak takımlar ortaya çıktı. AFC Şampiyonluğu için New England Patriots ve Denver Broncos, NFC’de ise Arizona Cardinals ve Carolina Panthers Super Bowl 50’ye çıkmak için mücadele edecekler. Bu dört takım, sezonu kendi konferanslarında da ilk 2 sırada bitirmişlerdi, dolayısıyla sürpriz yok demek doğru olur. 

Sezon başında yapılan tahminlerde çok da kaale alınmayan Panthers (15G 1Y), agresif savunması yanında, gitgide olgunlaşıp bir yıldıza dönüşen Cam Newton liderliğinde Seattle Seahawks’ı elemeyi başardı. Maça fırtına gibi giren Carolina, Russell Wilson ve arkadaşları neye uğradıklarını daha anlayamadan skoru 31-0’a getirdi. İkinci yarı Panthers frene basıp biraz da konsantrasyonunu yitirince Seattle arka arkaya 2 TD ile maça ortak olur hale geldi ama bu çabalar maçı kazanmaya yetmedi ve 31-24’lük skorla Panthers yarı finale çıktı. 

Cam Newton ve Ron "Riverboat" Rivera

NFC finalistini belirleyen diğer maç ise özellikle son bölümüyle nefes kesti. Arizona karşısında 20-13 gerideki Packers son hamlesini maçın bitimine 55 saniye kala yaptı. Kendi 4yd çizgisinde, 4th&20 için topun başına geçen Aaron Rodgers önce 60 yd’lık bir Hail Mary ile takımı için bir şans daha kazandı. Ve ardından, 4 saniye kala da ikinci Hail Mary ile TD yaparak maçı uzatmaya taşıdı. Rodgers ve her iki pası da tutan Jeff Janis’in bu mucizesi yazıyla anlatılacak gibi değil. Bakın seyredin ve siz de TV başındaki herkes gibi “Yok artık LeBron/Ali Sami!!” diyin. 


İlk pas   : 6:08
İkinci pas: 6:22 


Tuhaf bir kura atışı sonrası uzatmaya Arizona başladı. Carson Palmer, mutlak bir sack’den kurtulup bomboş bekleyen Larry Fitzgerald’ı topla buluşturdu. Usta receiver 60 yd sonra ancak durdurulabildi. Bir oyun sonra da yine Palmer’dan aldığı pasla TD yaparak Arizona’yı finale taşıdı. Takımın artık bayrak adamı olan Fitzgerald bu muhteşem iki hareketle Arizona’nın hala en değerli oyuncusu olduğunu gösterdi. 

Bruce Arians ve Carson Palmer

AFC yarı finalleri ise daha sakin geçti sayılır. Tom Brady ve Patriots skorun işaret ettiğinden daha kolay bir maçta KC Chiefs’i geçerken (27-20), Denver Broncos çok eksikle oynayan Pittsburgh Steelers’ı ite kaka da olsa yenmeyi başardı. Bu maçı seyredemedim o nedenle fazla bir şey yazamıyorum ama Antonio Brown, ve DeAngelo Williams gibi oyuncularından mahrum Steelers’ı -kendi evinde-  23-16 yenen beygirlerin hücum zayıflığı bir kez daha sırıttı. 

Bütün hafta boyu Manning-Brady eşleşmesi konuşuluyor ama onu sonraya bırakıp, bu sezon çok daha iyi görüntü veren NFC liginin finalistlerine bakalım önce. Hem Cardinals hem de Panthers bu sezonun en iyi iki takımıydı. Arizona, müthiş bir savunma gücünün yanına, nihayet sağlıklı bir sezon geçiren QB Carson Palmer’ı da koyunca, Bruce Arians’ın takımı sezonun en çok konuşulan işlerini gerçekleştirdi. Carolina da, sezon başı beklentilerinin çok üstüne çıktı yıl boyu. İlk 14 maçı kazanarak playoff’u evinde oynamaya hak kazanan takım, çok agresif bir savunma performansı gösterdi. Ayrıca Cam Newton’un, etrafında birinci sınıf bir WR olmamasına karşın (TE Greg Olsen’ı ayrı tutalım), sezonun ilerleyen bölümlerindeki pas isabeti, liderliği ve gerektiğinde bacaklarıyla da yard alıp sayı yapabilmesi bu maçta onları favori yapıyor. Bu kanıya varırken 36 yaşındaki Carson Palmer’ın sadece dördüncü kez playoff maçına çıkması da etken oldu. Palmer'ın Packers maçında 349 yd ve 3 TD pasına rağmen 25/41 pas isabeti ve iki top kaybı da bu düşüncemi pekiştirdi. 


Panthers savunması Seattle maçının ilk yarısındaki gibi vahşi bir istekle oynarsa Palmer’ın post-season tecrübesizliği sırıtmaya başlayabilir. İki QB de kendi döneminin en iyi kolej oyuncusuydu; Palmer 2002, Newton ise 2010’da Heisman Trophy’yi kazanmıştı. Bu ödülü kazanan iki QB tarihte ilk kez   konferans finalinde mücadele edecekler. 

İki takımın koçları da ilginç adamlar. Artık işe yaramıyor diye Steelers’dan kovulan Bruce Arians çölde yeni bir hayat bulurken, oyuncularının taptığı bir hocaya dönüştü. Arians takımını her zaman cüretkar ve agresif taktiklerle oynatan, risk almaktan çekinmeyen bir hoca. Panthers hocası Ron Rivera’nın lakabı da “Kumarbaz Ron” (nehirlerde çalışan kumar gemilerine atıfla “Riverboat Ron”). 2014 sezonundaki Panthers-Vikings maçında, iki kez 4th&1’da FG denemeyi reddeden Rivera, kumarı tutup maçı da kazanınca bu lakap takılmıştı. Oyunun kritik anlarında müthiş riskli seçimler yapıp çoğunda da başarı sağlıyor. İki yıl öncesine kadar taraftarın %80’inin kovulmasını istediği hoca bugün Super Bowl hesapları yapıyor. Skor tahminim:


Cardinals 24 - 31 Panthers

Brady vs Manning... Hangisi galip gelmiş anlamak zor


Patriots-Broncos maçının AFC finali olması dışında asıl konuşulan yanı, bu yüzyılın en iyi iki oyun kurucusunun -büyük olasılıkla- son kez kozlarını paylaşacak olması. Peyton Manning ve Tom Brady NFL’in son 15 yılına damgasını vurmuş iki büyük quarterback. Peyton’un kişisel istatistiklerde kırmadığı rekor yok, 3 kez SB finali oynadı ve bir kez kazandı. Beş kez NFL MVP seçildi. Rakip defansın her hareketini bilmek ve buna göre kendi oyun taktiğini değiştirmek konusunda bir uzman. Ama 39 yaşında. Son iki yıldır performansında gözle görülür bir düşüş var, geçirdiği boyun ameliyatları nedeniyle parmak uçlarını hissedemediği konuşuluyor. Bu sezon, ayak sakatlığı nedeniyle 7 maç oynamadı, döndüğünden beri Denver kaybetmiyor ama onun sayesinde değil daha çok savunmanın gücü ve koşu oyununa duacı. Uzun pas atamıyor ve sporu seven herkes kendini rezil etmeden bırakması için dua ediyor. Yine de Peyton hala oyunu en iyi okuyan oyuncu. Tom Brady bile onun “gelmiş geçmiş en iyi QB” olduğunu kabul ediyor. Kendisine “Yen, yenil ama sezon sonu şerefinle bırak artık Peyton!” diyoruz. 

NFL yazılarımı okuyanlar, Patriots taraftarı olduğumu bilir. Dolayısıyla kendi takımımdan bahsederken belki tarafsız olamam ama objektif kalmaya çalışacağım. Tom Brady’den başlayalım. Ne diyebilirim ki? Kendisi yeryüzüne düşmüş bir melek, sporcunun dibi, üstün insan! Oğlum olsa onun için kurban ede….Hehe tamam tamam, formayı çıkarıyorum! :-)  Brady, finallerdeki diğer 3 QB gibi müthiş bir kolej kariyerinden sonra NFL Draft’inde ilk sırada seçilmedi. NFL’e 199. sırada zar zor girmiş, kimsenin fazla dikkate almadığı, kendi okulunda bile zaman zaman yedek kalmaktan kurtulamamış bir oyuncuydu. Ama hasbelkader eline geçen şansı inanılmaz kullandı. Onun başında olduğu takım dört senede üç kez Super Bowl kazandı. Peyton gibi maç filmi manyağı değil ama rekabet hırsı, takım oyunculuğu, fedakarlığı ve oyun sevgisiyle bu kadar yıldır NFL’in yıldızı. Geçen sene Deflategate yüzünden prestiji sarsılmış olsa da, bu olumsuzluğu motivasyona çevirip kariyerinin en iyi senelerinden birini yaşamayı başardı. Koç Bill Belichick’i New England dışında seven pek yok ama 15 senede 10 kez AFC Finali oynayan bir takımın patronu olunca –herkesin demeyelim ama- oyuncularının büyük saygısını topluyor. Son derece yetenekli bir savunma beyni. Her hafta rakibe göre farklı sistem ve kurgu planlayıp bunu oyuncularına uygulatabiliyor. Takım bu sezon ilk 10 maçını kazandı ama önemli oyuncuların sakatlanmasıyla son altı maçta dört kez yenildi. Ancak, playoff maçına kadarki 2 haftada Edelman ve Amendola iyileşip, Gronkowski de kendini bulunca Patriots Chiefs’i rahat geçip Denver’a rakip oldu.

Denver ise Peyton’un son yıllarından en efektif şekilde faydalanmayı bildi. 2013’te Super Bowl’a bile çıktı ama kupayı almayı başaramadı. Yine de son 4 yılın en kalburüstü takımlarından biri. Bu sene yeni koç Gary Kubiak hücumda farklı şeyler denedi. Koşu oyununa ağırlık verdi, Manning’in sevdiği “shotgun” hücum formatından uzaklaşıp center’ın altından (kıçından) atak başlatılan bir düzen kurdu. Zaten takımın canavar bir pass rush ve LB kadrosu var. Önce durdur sonra vur şeklinde, savunmayı öne çıkaran, koşu oyunlarıyla top hakimiyetini uzun süre elinde tutmayı amaçlayan, gerektiğinde de Peyton’un kısa-orta paslarıyla sonuca giden bir sistem uyguladı. Takım buraya kadar geldiğine göre de  başarılı oldu. 



Peki ne olur? İstatistiklere baktığımızda net bir favori çıkarmak zor: Brady-Manning maçlarında Tom’un 11-5 üstünlüğü var (son on maç 5-5) ama playoff maçlarında durum 2-2. Üstelik Denver’a karşı pek şansı da tutmuyor, Broncos karnesi 2G 6Y. Brady’nin deplasmanda Manning’i son yendiği tarih de 2007. Bu sene Denver’daki maçı da Broncos kazandı (ama QB olarak Brock Osweiler oynamıştı). Diğer yandan Manning’in soğuk havada etkinliğinin düştüğünü biliyoruz. Üstelik kolu iyice zayıfladı, Denver’ın ince havasına rağmen artık uzun ve sert pasları pek atamıyor. Adamımı kayırmıyorum ama QB pozisyonunda New England üstün. Broncos savunmada daha iyi, Patriots defansı koşu oyunlarını durdurmakta güçlük çekiyor. Pats köşe bekleri de geçen seneki düzeyin gerisindeler ama Peyton'un zayıflayan kolu bu eksikliği çok hissettirmeyecek. Pas hücumu ve sayı üretiminde ise Patriots’un üstünlüğü var; maç başına bir TD daha fazla skor yapıyor. Yedikleri sayılar ise birbirine yakın. 

Tanrım konuyu biliyorsun!!
Broncos koşu oyununu oturtursa şansı artar. Manning sezon boyu 9 TD 17 INT ile oynadı. Aktif QB'ler içinde sonuncu durumda. Bu performansı başka biri gösterse yedek kulübesini boylardı ama Peyton’un sakatlık nedeniyle yedeğe düştüğü açıklandı(!). Brady ise 38 yaşından beklenmeyecek kadar zinde ve formda. En iyi sezonlarından birini oynuyor, Edelman ve Gronk gibi iki kozu da oyunda olacak. Denver zaten zor sayı üreten bir ekip, bir de hücumda top kayıpları yaşarsa Patriots çok rahat kazanır. Manning’in atıp atmayacağı INT’ler ve her iki takımın olası fumble’ları skoru belirler diye düşünüyorum. Hem Denver hem New England süper birer kicker’a sahip, o tarafta durumlar eşit, özel takımlarda ise tarafların belirgin bir üstünlüğü yok gibi. 

Kalbim elbette Patriots zaferinden yana. Deflategate rezilliğinden sıyrılıp o AFC kupasını Roger Goodell’in ağzına yapıştırmak için dertlerimi zincir yaptım bekliyorum. Ama objektif muharrir yanım ağır basıyor. Denver’ın zayıf noktası QB pozisyonu. Peyton her halükarda tarihin en büyük quarterback’i olmayı garantiledi ama artık iyi değil. Kendisinden ricam kariyerini bu maçla bitirip beni ve Gisele’i sevindirsin. 


Patriots 28 - 20 Broncos… Amin!


10 Ocak 2015 Cumartesi

NFL'de Çeyrek Finaller


Aslında NFL bu tura "Divisional Round" adını veriyor. Neden? Valla bilmiyorum. Üstelik Türkçe’de çok anlamsız duruyor: Grup Turu, Bölüm Turu, Tümen Turu?? Bizim ve Avrupa'nın anladığı şekliyle Çeyrek Final Turu. Haftaya Konferans Finalleri, iki hafta sonra da 1 Şubat'ta Super Bowl oynanacak. Geçen haftaki “wild card” maçlarını kazanan dört takım, haftayı dinlenerek geçiren 4 seri başı takımla deplasmanda mücadele edecek. Maçlar ve saatleri (TSİ) şöyle:

Baltimore Ravens - New England Patriots (C.tesi 23:35)
Carolina Panthers - Seattle Seahawks (Pazar 03:15)
Dallas Cowboys - Green Bay Packers (Pazar 20:05)
Indianapolis Colts - Denver Broncos (Pazar 23:40)

Geçen hafta Panthers, Colts ve Dallas beklendiği gibi rakiplerini yendiler (benim tahminler %50 tuttu). Bengals’da A.J. Green oynamayınca Colts karşısında ikinci yarı tutunamadı. Haftanın asıl sürprizi ise playoff'a AFC’de son sıradan giren Ravens'in Steelers'ı deplasmanda yenip Patriots'umuza rakip olmasıydı. Steelers, LeVeon Bell’in oynamaması sonucu tek boyutlu bir pas oyunuyla sonuç almaya çalıştı ama Baltimore savunma hattı Big Ben’e yaptığı etkili pass rush ile taktiği bozdu ve maçı kazandı. Ravens-Patriots eşleşmesi Boston'un tüm mahalleleri ve dış temsilciliklerinde gerginlik yaratıyor. Niyesi aşağıda: 


Baltimore Ravens - New England Patriots (Spread: New England -7)

Baltimore Ravens gerçekten Patriots’un playoff belalısı. Son beş sezonda hepsi de Foxborough’da olmak üzere kuşlarla üç kez oynadık. İki kez farklı yenildik (14-33 ve 13-28), birini ise son anda mucizeyle kazandık (23-20). Kazandığımız maçın son saniyesinde Ravens kicker’ının 32 yd’dan FG kaçırışını hala titreyerek hatırlıyorum. Aynı süre içinde kargalarla normal sezondaki 4 maçın 3’ünü ise biz kazandık ama nedense bu istatistik içimi rahatlatmaya yetmiyor. 


Ravens'ın WR ikilisi Smith & Smith

Ravens’ın bizi yendiği üç maçta da en önemli özelliği süper defansı ve savunmadaki kilit adamlarının arkadaşlarını ateşlemesiydi.  Ray Lewis ve Terrell Suggs’ın liderliğinde Brady nefes alamamış, playoff’ların cool QB’i Joe Flacco ve Ravens'in koşu oyunu da cezayı kesmişti.  Flacco’nun playoff karnesi 10G 4Y. Son 5 playoff maçını da kazandı (yani Ravens 2012’de şampiyon oldu). Sakin, panik olmayan ve uzun paslarla rakibin canını yakan bir oyuncu. Coach John Harbaugh maç öncesi Brady’e laf sokmak için olmalı, Flacco’yu  “NFL’in en iyi oyun kurucusu” ilan etti. Kuzguna yavrusu kartal hesabı (Aaa laf cuk oturdu!!)

Flacco ve Ravens’ın büyük kozu uzun paslar. Steve Smith gibi 35 yaşının baharında ekmeğini hala uzun toplardan kazanan bir WR var. Flacco onu veya Torrey Smith’i 3-4 kez uzun pas oyununda  deneyecek. Soğuk havada beceremez inşallah. 


Takımımız sahaya maskot "Pat Patriot" ile çıkar
Bizim takımı favori görüyorum. Öncelikle Rob Gronkowski üç yıldır ilk kez sakatlık sıkıntısı olmadan maça çıkıyor. Brady’nin en önemli pas hedefi olan Gronk tartışmasız şekilde ligin en iyi tight end’i. Rakiplerin LB’ları için fazla hızlı, safety ve corner’ları içinse çok iri kalıyor. Dolayısıyla pas tutması kolay oluyor. Onu savunmak için “double team” yapılırsa da bu defa  sahanın başka yerlerinde pas fırsatları doğuyor. Koşu oyunlarında ise, yaptığı bloklarla işini ful yapan bir kardeşimiz. Diğer yanda, beyin sarsıntısının etkilerinden kurtulan tıfıl receiver’ımız Julian Edelman da bu maçta sahada olacak. Slot receiver pozisyonunda Brady'nin en büyük kozu olacak. Zaten Brady5-15 yd arası paslarda ligin en başarılı oyun kurucusu. Kenarda top tutmak için de Ortalama bir WR olan Brandon LaFell var. 


Gronk böyle cüretkar pozlar veriyor ama işini de yapıyor

Pas oynunda Patriots için kritik konu Ravens’ın başarıyla uyguladığı pass rush’a rağmen, Brady’e pas atacak zaman ve boşluğu sağlamak olacak. Bu açıdan hücum hattımızın iyi çalışması çok önemli. Yoksa Elvis Dumervil, Pernell McPhee ve yaşlı kurt Terrell Suggs Tommy’i dümdüz ederler. Ama Ravens’ın derdi secondary savunması. O nedenle pass rush için herkesi görevlendiremeyecekler. Çünkü Tom Brady blitz karşısında ligin en iyi pas yüzdesine sahip oyun kurucu. Yani çocuk sadece Gisele’in kocası değil, aynı zamanda çok iyi, dersini süper çalışan, defansın pozisyonlarına göre taktiği hemen değiştirebilen bir star. Ha bu arada 5 kez de Super Bowl oynadı ve 18G8Y ile tarihteki en başarılı playoff QB’ı. Hatırlatayım dedim.

Koçumuz Bill Belichick nadiren gülümser
Koşu oyununda ise koçumuz –dünya durdukça başımızda kalsın- Bill Belichick birkaç yıldır işi komiteyle görüyor. Bu maçta da Jonas Gray, LaGarette Blount ve Shane Vereen ile beraber Ravens’ın sert savunma hattında delikler bulmaya çalışacağız.

Çok soğuk bir havada sert bir maç olacak. Allah kaza bela vermezse, bir skordan fazla geriye düşmezsek, Uyuz Flacco manyak uzun paslarında başarılı olmazsa (ligin belki de en iyi secondary savunması bizde) şanlı Boston taraftarıyla beraber bu maçı alırız. Umarım sonuna kadar uyanık kalabilirim. 


Carolina Panthers - Seattle Seahawks (Spread: Seattle -10.5)

Seattle geçen senenin şampiyonu ve ligin en iyi takımı. Neyse ki NFC’de oynuyor. Takımın sahibi Microsoft’un kurucu ortağı Paul Allen, baş antrenörü canımız ciğerimiz Pete Carroll. Seahawks müthiş  savunmasıyla göz kamaştıran bir stratejiye sahip. Geçen seneki SB’da “loser” Peyton’dan sadece  8 sayı yedi. Ligin en iyi CB’leri Seattle’da (bizimkilerden bile iyi). Adamlar sayı yemiyor neredeyse. Ligin son altı haftası tüm maçları kazanırken yediği sayı ortalaması 6.5! Ligin en az pas yardı veren defansına sahip (koşu yardı savunmasında da 3. sırada). Seyrederseniz göreceksiniz, defans, rakip hücum hattını hallaç pamuğu gibi atıyor ve QB’i doğduğuna pişman ediyor. Köşe bekleri bir efsane, Richard Sherman’ın olduğu tarafa pas atmadan maçı bitiren rakipler oldu sezon içinde. Çok ateşli bir taraftarı var, stadyum gürültü rekorunu TT Arena’nın elinden alıp Guiness rekorlar Kitabı'na girdiler (137.6dB). 


Yeni neslin en iyi QB'lerinden biri de
 Seahawks'ın oyun kurucusu Russell Wilson

Hücumda Marshawn Lynch gibi bir yarma RB, Russel Wilson gibi koşan, pas atan, atletik, sürekli oyunu uzatan bir QB var. Wilson, OL ve pocket çöktüğünde bile defanstan sıyrılıp koşarak veya pasla takımını ilerletebilen bir oyun kurucu. Rakip takım taraftarıysanız, vücut çalımlarıyla savunmanın elinden kurtulan Wilson’u seyretmek çok sinir edici bir deneyim.

"Beast Mode" Marshawn Lynch

Yine de, tuhaftır,  Panthers ile maçları hep çekişmeli geçiyor. Son üç maçı da Seattle kazandı ama sert ve agresif Panthers savunması bir şekilde maça tutunmayı başarıyor. Panthers’ın sayı yapması için koşu oyununa ve Cam Newton’un yaratıcılığına çok ihtiyacı olacak. Düşük skorlu bir maç izleyeceğiz (yalan!! Gece 3’deki maçı izlemem mümkün değil). Seattle’ın NFC Finaline rahat çıkacağını düşünüyorum


Dallas Cowboys - Green Bay Packers (Spread: Green Bay -5.5)

Hafta sonunun en güzel maçı. NFL’in en “artiz” takımıyla (Dallas) en efsane takımı arasında. Artiz takım haliyle Dallas Cowboys. Geçen yazıda bahsetmiştim. Takım her zaman basının gözdesi, hatta "America's Team" diye lakapları bile var. Takımın Jerry Jones'un egosantrik tavırları ve kararları çoğu zaman saç baş yoldursa da bu sezon sonunda düzlüğe çıktı. O nedenle hikayesi daha anlamlı olan Packers’a bakalım biraz. 


Lambeau Field'in diğer adı da "Frozen Tundra"

Green Bay Wisconsin eyaletinin 100,000 nüfuslu gariban bir kenti. Kışın tundra iklimi var, Michigan Gölü’nün yumuşatıcı etkisi olmasa insan barınmaz. Şehrin tek tutkusu futbol takımı Packers. 1919’da kurulmuş ve 1923’de kar amacı gütmeyen bir şirket olarak tescil edilmiş. Şirket batarsa mal varlığı Green Bay Packers Vakfı’na kalacak. Kuruluş kar payı dağıtmıyor ve hisselerin satışı da yasak. Takım hisseleri sadece hediye edilebiliyor veya miras yoluyla aile içinde kalıyor. Şirket ortaklarının tek ayrıcalığı oy verme hakkı. Her yıl Genel Kurul’a katılıp 45 kişilik bir Müdürler Kurulu seçiyorlar. Bu kırk beş kişinin arasından da yedi kişilik Yürütme Komitesi takımı idare ediyor. Bu yönüyle NFL kurallarına tamamen aykırı bir yapısı var ama tarihi ve başarıları nedeniyle Packers’a bu istisna yapılmış (NFL’de her takımın en az %30 hissesi tek bir kişide olmak zorunda)


TD yapan topçunun topçunun
tribüne sıçramasına "Lambeau Leap" denir
ve Packers için bir gelenektir

Green Bay Packers’ın NFL’de 13 şampiyonluğu var. AFL-NFL birleşmesinden sonra da 4 kez SB kazanmış. Takım 1950’de borçları yüzünden batmak üzereyken, şüpheli bir biçimde yanan antrenman ve kamp sahası Rockwood Lodge’dan gelen sigorta parasıyla belini doğrultmayı başarmış. 1960’larda takımın başındaki efsane coach Vince Lombardi ile yedi yılda 5 kez şampiyon olup destan yazmış bir takım. Lombardi’nin son senesinde Dallas’la oynanan playoff maçı Ice Bowl olarak anılır ve NFL tarihinin en soğuk maçı olarak tarihe geçmiştir. Bu hafta sonu oynanacak olan maç da Ice Bowl'un rövanşı olarak gösteriliyor. 

Dallas bu sene koşucu beki DeMarco Murray, oyun kurucuyu çok iyi koruyan hücum hattı ve defansıyla dikkat çekti. Green Bay de harika bir OL'a sahip ve çok başarılı QB Aaron Rodgers'a ulaşmak mümkün değil. Rodgers kendi sahasında bu sezon hiç INT atmadı. Hareketli bir QB. Ama ligin son iki maçında baldırından sakattı. Geçen on beş günde bacağının ne kadar düzeldiği meçhul. Green Bay'in Rodgers'ın az hareket edeceği bir hücum konseptiyle oynaması bekleniyor. 


Yazımız hit alsın diye bu resmi koydum: Dallas Cowboys amigo kızları

Packers'ın bu maçtaki sıkıntısı Dallas'ın çok başarılı koşu oyununa karşı koyması gereken defansı. Packers ligde koşu savunmasında 23. durumda ve Dallas coach'ı "Ginger" Jason Garrett'ın bu yönde bir genel stratejiyle Green Bay'i zorlamaya çalışması şaşırtıcı olmayacak. Çok soğuk havada oynanması beklenen maçın kritik noktaları Rodgers'ın baldırı, DeMarco Murray'in koşu başarısı ve her iki takımın hücum hatları olacak. Ev sahibi konumdaki Green Bay zorlanarak da olsa NFC Finali'ne çıkar diye tahmin ediyorum. En azından bunu diliyorum. 


Indianapolis Colts - Denver Broncos (Spread: Denver -7)

Peyton Manning tarihin en iyi normal sezon QB'i. Playofflarda ise meehhh... 11 galibiyet ve 12 yenilgisi var. İki yıl önceye kadar Colts'un efsane oyun kurucusuyken, geçirdiği boyun ameliyatları nedeniyle spor hayatının geleceği şüpheye düşünce Colts ona yeni kontrat vermektense Manning'den vazgeçip yeniden yapılanmaya gitti. Peyton da Denver Broncos ile anlaştı ve son derece başarılı iki sezon geçirip Super Bowl'a kadar çıktı (ve tabii kaybetti, nıhahaha). Colt ise Stanford Universitesi'nin QB'i Andrew Luck'ı draft etti ve Luck üç sezon boyunca Manning'i aratmadı. Bu anlamda, Colts'un Manning-Luck ve Green Bay'in de Favre-Rodgers QB geçişleri, tarihin en iyi QB değişimleri olarak gösteriliyor. 

Peyton ve alnındaki meşhur kask izi!!


Colts-Broncos maçı, her iki QB de üstünde durmamasına karşın, bir halef-selef maçı olarak gösteriliyor. Ama Colts'un takım olarak Luck'a yaraşır hale gelmesi için daha zamana ihtiyacı var. Maç Denver'a daha yakın. Broncos defansı geçen sene kadar agresif olmasa da fena değil. Hücumda ise hala iyiler. Geçen iki sezonda koşu oyunu olmadığı için eleştirilen Broncos ligin son çeyreğinde C.J. Anderson'un performansıyla göz doldurdu. Ama bu strateji değişikliği bilinçli bir seçim sonucu mu yoksa Manning'deki performans düşüşünden sonra zorunlu bir değişim mi tartışılıyor. Sezon içinde sakatlık geçiren Manning, son haftalarda da oldukça kötü oynadı. Ancak 37 yaşında, yorucu bir sezondan sonra iki hafta dinlenme şansı bulmuş olması, yaşlı kurtun toparlamasına yardım etmiştir. TE Julius Thomas ve WR'ler Demaryius Thomas ve E. Sanders ile bizim için eski dost, beyin sarsıntısı junkie'si Wes Welker varken Denver'ın elenmesi sürpriz olur. Colts'un koşu oyunu olmaması büyük eksiklik ve bu seviyede bir maçta Luck'ın kahramanca oyunu Indianapolis'e yetmez. "Beygirlerin Maçı"nda  


Andrew Luck et al.


Yani, tahminlerime göre AFC finali, Broncos-Patriots, NFC Finali de Packers-Seahawks arasında oynanacak. Ama elbette dört favorinin de bir üst tura geçmesi Murphy Usta'nın kabul edebileceği bir şey değil. Dolayısıyla favorilerden biri illa ki elenir. Umarım ve dilerim ki Manning alnındaki kırmızı izle beraber, asık bir suratla soyunma odasına gider. Ya da... bana ne yaw!! Patriots AFC Finali'ne çıksın da geri kalan tüm favoriler elensin isterse.

İyi seyirler, uykusuz geceler...  

30 Aralık 2014 Salı

Kalmış Malzemeden Yıl Sonu Yazısı

Aylardir yazmadığım gibi, yazmaya dair bir itki de yok. En son 10 Eylül’de Ray Rice’ın kadın dayağı bahanesiyle yazmışım. Motive eden olaya da bakınız! Üstün dehalar, büyük yazarlar falan kriz zamanlarında çıkarmış ya, ülkenin bu kriz şartlarında dahi üç satır yazamıyorsam, ne büyük, ne de yazar olmadığım anlaşılmıştır. Zaten gelecek vaad etme yaşım da geçti, yaşamın çalkantılarında sallanıp duruyorum (pardon ama "itki" ne demek?). 

Açıkçası, bu kuraklığı, twitter ve instagram’ın “kendimi ifade etme ihtiyacı”mı gidermesine bağlıyorum. Yoksa ellerim düğümlenmiş değil. Evet, son çocuğum da YGS/LYS hazırlık sarmalına girdi, gerginiz. Ekonomi durgun ve şirketin karlılığı düşüyor, tadımız kaçık. Ülkemin içine itildiği ortamdan dolayı aşırı mutsuzum ama bunlar beni durdurmazdı. O 140 karakter veya şipşak çekilen resmin altına attırılmış iki satır, buhar tankına yerleştirilen istim tahliye vanası görevi görüyordu. Bir şeyler biriktikçe, tırt bir tweet’le rahatlayıp atalete geri dönmek hem tembelliği getiriyor hem de o istimi alıyor işte. Üstelik, iki cümleyle rahatladığıma göre çok da birikim oluşmuyormuş. Bir de, bu sene, “Veloturk” projesi çok emek ve zamanımı aldı. Yazı yazacak halim kalmadı çoğu zaman.

Sayın ve sevgili blog partnerim Savaş’ı durduran ise gereksiz bir “sorumlu baba figürü” çizme hevesi oldu. Şubat 2011’de doğan Özgür’ü ataerkil bir Türk babası gibi karısına bırakacağına, modern erkek triplerine girerek, mamasından alt bezine, psikolojisinden, kreşe alıştırma dönemine (kuluçka dönemi gibi oluyor) kadar her şeyiyle ilgilenince o da blogu tavsattı. Zaten tuttuğu takımlar -biri hariç- Kaybedeler Ligi -hatta Konferansı- olduğundan adamı yazmaya motive edecek durum da doğmuyordu. İnsan Jay Cutler’ın ve Cubs'ın (hatta Knicks'in) performansından nasıl motive olabilir ki yani?

Savaş’la bu siteyi kurarken “futbol dışı yazılar” diye konuştuk ve de hiç bozmadık. Çok da iyi olmuş. Aslında, geçen dört yılda, özellikle Türk futbolunda yazılacak bir sürü şey oldu ama çoğu mide bulandıracak kıvamdaydı. Hem zevk için yazı yaz hem öğür, ı-ıh! Boka bulaşmadan, bisiklet, beyzbol, amerikan futbolu, gibi işlere daldık. Ülke meselelerinden uzakta kalmış elitist, beyaz Türk tavrına benzediğini kabul ediyorum ama, spor gibi, aslında hiçbir işe yaramayan bir konuda, keyfe keder işler yapıyoruz. Dolayısıyla canımız isteyince yazdık, istediği halde yazmadığımız, yazamadığımız zamanlar da oldu.  

Savaş’ın ve benim yazılarımızdan hoşlananlar ara ara “Yazsanıza ya..?!”diye sitem ettikçe gerçekten çok utanıyorum. Yazmam gerek ama elim gitmiyor. Yazıyla, bisikletle olduğu gibi bir ilişkim var. Bindikçe daha çok binmek istiyorum ama ayrı kaldıkça uzaklaşıyorum. Yazıların da arası açıldıkça heves azalıyor, yazarken ne kadar eğlendiğimi unutuyorum.

En son, geçen akşam Püzant Bey’in pasına Mustafa Bey’in plasesi utanç bardağımı doldurunca yazının başına oturdum, buraya kadar geldi. Eee buradan ne tarafa?

2014 yol bisikleti sezonunun bir özetini yapmayacağım. Hem bilgiye ulaşmak eskisinden çok daha kolay olduğundan bu tip yazılara olan talep azaldı hem de web üstünde hemen her dilde dilde çok daha iyi yazılar zaten çıktı. Bisiklet veya değil aklımda yer eden, beni heyecanlandıran, üzen, sevindiren sportif olaylara dokunmak istiyorum.

DEUTSCHLAND, DEUTSCHLAND UBER ALLES!! 


7 gol yenir mi ya?



Bence yılın spor olayı Almanya’nın Brezilya’ya Dünya Kupası yarı finalinde 7 atması oldu. Cidden. Futbol yazmıyoruz tamam ama bu başka bir şey. Tsunami, deprem, adına ne dersen. Ağzım açık seyrettim. İki golü içkime buz koyarken kaçırdım düşünün. Karım salonda çığlık çığlığa “Yine attılaaar!!” diye bağırdıkça koşarak salona gelip golün tekrarını görüyor, cin ve toniğin hassas dengesini bir kimyager titizliğiyle ayarlamak için mutfağa döndüğümde yine çığlıklar atıyordu “Goool!” diye. Hayatta bir kere yaşanacak bir şeydi bu. 1950’de Maracana’da, Uruguay’a yenilince saatlerce statta çakılı kalan bir ülke, tarihinin en acı yenilgisini yine kendi evinde aldı. Maçın sonuna doğru eşimin acıma hissi öne çıktı. Bana dönüp “Atmasınlar artık Sarper yaaa!!” diye Almanlar’a müdahale etmemi istemeye başladı. Kadınlarda merhamet duygusu, erkeklerde ise –en azından bende- dramın daha inanılmaz ve büyük olması isteğini uyandıran bir maçtı (“10-0 olsun anasını satiim, bir daha nerede görürüm bu skoru?” gibi).

NFL

Bisiklete gelmeden önce Amerikan futbol ligi NFL’e dalayım. Yasaklanmadan (veya evrim geçirmeden) önce ne kadar seyredebilirsem kendimi şanslı sayacağım bir show. Tam bir takım sporu. %99 pozisyonel taktiğe dayalı, rakibi yanıltmaya yönelik hamlelerle dolu, gladyatörler tarafından oynanan bir satranç maçı (bisiklet sporu da tekerlek üstünde satranç diye tanımlanır bilirsiniz). Oyunun hala anlamadığım onyüzmilyonbin kuralı ve inceliği var ama gittikçe daha çok bağlanıyorum. Elbete bisiklet sevgimi geçemez çünkü kar ve pazarlama üstüne inşa edilmiş suni bir spor. Halkın ve basının tepkisine göre zırt pırt kuralları değişen, sürekli bir hikaye, karşıtlık, rekabet (artık malı ne sattıracaksa) yaratmaya yönelik, tek elden yönetilen bir gösteri. Tüm bunların farkındayım. Ama "bilinçli naiflik" dediğim bir ruh hali içinde merak ve heyecanımı besleyen bir sürü öge bulabiliyorum. 

Önceki hayatımı geçirdiğim Boston kentinin takımı, canımız ciğerimiz New England Patriots hastasıyım (1700'lerde Kırmızı Urbalılar'a karşı savaştım buna eminim). Bu sezon (yani geçen sezon:2013-2014), yine AFC Finali’ne çıkmayı başardık. Zaten son 15 yılın en başarılı takımıyız. Beş kez Super Bowl oynadık, 3 defa kazandık. Ama bu sene, SB öncesi yarı final demek olan AFC Şampiyonluk maçında, elleri kırılasıca, boynu altında kalasıca Peyton Manning’e boyun eğdik (herif dört kere boyun ameliyatı olduğundan mecazi bir dilek değildir). Tabii çok üzüldüm. Tom Brady ve coach Belichick şu ahir ömürlerinde beraberce 2-3 sene daha mücadele edecekler. Bir Super Bowl oynamak daha haklarıydı. Ama olmadı, olamadı. Savunmamız, hele "secondary" denen arka taraf kötüydü. Denver akıllı bir oyun ve Brady’nin kötü performansıyla finale çıktı.
Kaybedince teselli olarak evde böyle bir olay var.
Ama çıktıklarına pişman oldular. Sezonun en iyi hücum takımı olan Broncos, Pete Carroll’un başında olduğu Seattle Seahawks’a 43-8 gibi bir hezimetle yenildi (Carroll hem USC hem de Pats’in eski hocasıdır, ben sevmeyeyim kim sevsin). Daha maçın ilk oyununda, Broncos center’ının yanlış snap’i sonucu, top Manning’in başının üstünden uçtu gitti. Denverlılar topa end zone’da anca yetişip tutabildiler. Kurallarda bu olayın adı “safety” ve karşı takıma 2 puan yazar. Ne Manning ne de takımın geri kalanı bu ilk şoktan kurtulamadılar. Manning 1 TD/2 INT ve 280 yd ile kariyerinin kötü günlerinden birindeyken, daha iki yıllık Seahawks QB’i Russell Wilson yaşından umulmayacak bir olgunlukla 2 TD attı. Manning beter olsun derim başka bir şey demem. Schadenfreude’den sarhoş oldum. 

"Yine kaybettim ve evdeki Gisele değil..."

Aslında bu maç elbette 2013 sezonunun finaliydi ama Şubat ayında oynandığı için bu seneye girmiş oldu. Bu hafta da 2014-2015 normal sezonun ilk playoff maçları oynanacak ve gözüken yeni bir Broncos-Patriots yarı finali. Yürek yemiş Vatanseverlerimiz’den bizi yine Super Bowl’a taşımalarını diliyoruz. Peyton’u geçeriz, bu aralar iyi oynamıyor ama Seattle (finale kalırsa) yine müthiş maalesef. İşimiz zor.

VELOTURK 




2014’ün kişisel olarak en önemli spor olayı ise ”Veloturk” oldu. Aslında bu bir sosyal sorumluluk projesi, spor tarafı ikinci plandaydı. Beş arkadaş, “1000 çocuğa 1000 bisiklet” parolasıyla, Anadolu’nun gelir düzeyi düşük illerindeki çocuklara bisiklet hediye etme amacıyla bir işe soyunduk. Avrupa’daki amatör bisiklet yarışlarına katılıp dikkat çekmeyi, böylelikle bulacağımız sponsorlar ve halka satacağımız tişörtlerden elde edilecek gelirle de bisikletlerin maliyetlerini karşılamak üstüne bir plan gerçekleştirdik.  Sabahları 06:00’da kalkıp fitness antrenmanları yaptık, bol bol bisiklete bindik, diyet yaptık. Avrupa’da dört yarışa katıldık, biri hariç hepsini bitirdim (Kopenhag’da 60. km'de düşüp yarışı bırakışımın acı hikayesi burada). 


Vélo 24h - LeMans

Sonuçta Van, Tatvan, Bitlis ve Soma’da 500 bisiklet dağıtık. Daha 170 bisikletlik fonumuz var. 1000 bisiklete ulaşamadık ama projeyi daha da büyütmeye karar verdik (çünkü rahat kıçımıza batıyor). Sırada inşallah daha çok çocuğa bisiklet hediye etmek ve lise öğrencileriyle bir yol bisikleti takımı kurma projesi var. Dikkat çekip fon oluşturmak için de yine yarışlara katılacağız. Bir başka sürprizimiz daha var ama onu şimdi yazmayacağım. Bu projedeki takım arkadaşlarım Arda Türkmen, Okan Can Yantır, Aydın Diricanlı ve Berkem Ceylan'a sevgilerimi, tüm sponsorlarımıza teşekkürlerimi, para verip Veloturk tişörtü alan yüzlerce hayırsevere de da şükranlarımı sunarım. 


YOL BİSİKLETİ

Bu yılki Fransa Turu’ndan beklentimiz çoktu. Froome ve Contador savaşacak, Nibali onları zorlayacak, çok çekişmeli ve güzel etaplar izleyecektik. Daha ikinci etapta Nibali’nin Sarı Mayo için yaptığı atak Sicilyalı’nın vuruşmadan teslim olmayacağını düşündürdü. Ama Fransa Turu’nda ne zaman parkura Paris-Roubaix esintileri gelse birileri dağılır (Frank Schleck, Lance Armstrong). Bu sene ilk giden Chris Froome oldu. Favori olma gerginliği mi yoksa takımın koruma kollama görevini tam yapamaması mıdır nedir, Froome daha İngiltere’deki Grand Départ etaplarında düşmeye başladı. Ama en kötüsü ve ipini çeken 5. Etap Ypres-Arenberg’de arka arkaya iki kez düşerek yarışa veda etmesi oldu. Aynı etapta Contador da Nibali’ye zaman kaybetti ama sonradan bu kaybın da anekdot olarak kaldığını gördük. Contador 10. Etap’ta kötü bir kaza geçirerek yarış dışı kaldı. Bacağının kırıldığı açıklandı ama bir ay sonraki Vuelta performansı o kadar iyiydi ki kırığın niteliği bayağı tartışıldı.



Vincenzo Nibali’nin, iki büyük rakibi daha yarış dışı kalmadan fark atmaya başladığını hatırlıyoruz. Dolayısıyla Froome ve Contador’un yokluğunda Le Tour’u kazandığı için kendisine Abdurrahman Çelebi muamelesi yapmaya gerek yok. Bu yılın en önemli yarışını bileğinin hakkıyla, en yakın rakibine 7’37” fark atarak kazandı. 




Contador Vuelta’yı Froome’un 1’10” önünde kazanırken son dere akıllı bir yarış koştuğunu hatırlıyorum. Ama yılın Nibali’yle beraber en güzel performansı Giro galibi Nairo Quintana’dan geldi. 2013’te TdF’da ikinci olmasına rağmen Movistar onu bu sene Giro’da değerlendirmeyi seçti. Movistar patronu Eusebio Unzue, Nairo’nun TdF’da kazanma baskısı yaşamadan, kendi karakterine daha uygun Giro yokuşlarında başarılı olacağını hesap etmişti. Arada Valevrde’yi kayırma niyeti olmasa daha da zevkle onaylayacağım bir karardı bu. Sonuçta Quintana daha 25 yaşını bile bitirmedi. Önünde nereden baksak 10 yıllık fırsat penceresi var. Nitekim 2015’de onu Fransa Turu’nda göreceğiz mutlaka. Üstelik Vuelta 2014’de yaşadığı kazayla daha da olgunlaşmış olarak. 




UCI Dünya Şampiyonası oldukça sönük bir parkurda ve fazla heyecan yaratmadan geçti. Fakat sezonun en dikkat çeken sporcularından Michal Kwiatkowski’nin, son kilometrelerdeki risk dolu atağı ona zaferi getirdi. Bisikleti bunun için çok seviyoruz. Zafer için küçücük bir umut için varken bile her şeyi göze alıp atak yapanlar olduğu için. Elbette bu zaferde Dünya Şampiyonları’nda taktik IQ’su 20 civarında seyreden Valverde ve İspanyol takımının da etkisi büyüktü. ITT’de Wiggins’in Panzerwagen’ı geçişi ise yılın zamana karşı olayıydı bence.

ITT demişken Jens Voigt’un Saat Rekoru’na da değinmek gerek. UCI Başkanı Brian Cookson’un Saat Rekoru kurallarında yaptığı değişimle tekrar canlanan rekor denemelerinin ilkini, emekli olan Voigt denedi ve kırdı. Hemen arkasından birçok saata karşıcı da olaya sarıldı ama Voigt kadar ilgi ve sempati kazanmaları zor gözüküyor (Wiggo, Fabian ve Panzer denerlerse olay büyür elbette). 




Yıl boyunca koşulan Klasikler de ilginçti. Valverde’nin Fleche Wallonne, Simon Gerrans’ın L-B-L’i kazanırkenki fırsatçılıkları hatırlanmaya değer ama Fabian Cancellara’nın, üç Belçikalı’yı sprintte geçerek kazandığı De Ronde hala aklımda. Son 2 km’lik dümdüz yol şeridinde üç rakibini de tartıp, arkadan sprinti kendi açıp sonuna kadar gitmesi nefes kesiciydi. Yani, yıl içinde odur, budur, bir sürü yarışçıyı beğeniyoruz ama Cancellara başka bir olay. 1960 ve 70’lerde yarışsaydı adına ne kitaplar yazılırdı kimbilir. Modern zamanların ruhu efsane yaratmamıza izin vermiyor artık.

VOLVO OCEAN RACE          

Hemen hemen hiç yazmasam da çok hayranlıkla takip ettiğim bir spor da açık deniz yat yarışları. Vendée Globe, La Route de Rhum, Barcelona World Race, The Transat, Velux 5 Oceans ve Volvo Ocean Race bunların en önemlileri. Şu aralar Volvo Ocean Race sürüyor, 31 Aralık’ta da Barcelona World Race başlayacak. Bu yarışların içinde en zoru dünya etrafında, tek başına, yardım almadan non-stop koşulan Vendée Globe. Ama maalesef onun için 2016 Kasım’ını beklememiz gerekiyor.




Bu seneki Volvo Ocean Race’e 7 tekne, dokuzar kişilik tayfayla katılıyor. Tekneler “one design” yani tek elden çıkma, Farr tasarımı. Yarış 9 ayak üstünden koşuluyor. Halen 2. ayak bitti ve yelkenciler Abu Dhabi’de. Yarışın ilk etabı (Alicante-Cape Town) sonunda birinci ve ikinci arasındaki fark sadece 12 dakikaydı. İnanılmaz!! 25 gün ve 6,500 mil yarışıp sadece 12 dakika farkla yarış kazanmak veya kaybetmek…  

Cape Town-Abu Dhabi arasındaki 2. ayakta ise inanılmaz bir şey oldu. Danimarka teknesi Team Vestas Wind, her türlü navigasyon cihazı ve detaylı haritaya rağmen, Mauritius Adası’nin 200 mil uzağında, okyanusun ortasında, gecenin bir yarısı karaya oturdu!!! Rota üstündeki mercan resifini fark etmeyen ekip kayalıklara kafadan daldı. Video çok dramatik.




Gece boyu dalgaların tekneyi habire kayalara vurması sonucu sabaha karşı tayfa dağılmakta olan gemiyi terk etti.  Birkaç saat sonra sahil koruma botu (kıçtan takma küçük bir motor) onları kurtardı ama tekne kullanılmaz hale gelmişti bile. Olayın arkasında büyük bir ihmal ve hatalar zinciri var ama soruşturma komisyonu daha raporunu açıklamadı. Fakat kaza navigasyon cihazlarındaki bir sorundan kaynaklanmamışsa, kaptan Chris Nicholson ve navigatör Wouter Verbraak’ın  profesyonel spor hayatları bitmiş olabilir.

Ha bu arada, yarışta Alaton Ailesi’nin şirketi Alvimedica’nın sponsor olduğu bir tekne de var. Türk tayfa yok ama Türk bayrağı geminin kıçında yerini almış durumda. Team Alvimedica  halen 10 puanla dördüncü durumda.

NBA

Basketbol çok deli divane olduğum bir spor değil. Bir kere bizim takım(lar) oynarken çok heyecanlanıyorum ve seyredemiyorum. Sonra tüm yaz antrenman yaptığım halde boyumun 2 metre olmayacağı belli olunca 13 yaşında kenara itilip sigara ve politikaya itilmiş bir ergenliğin acısı var. Üstelik yeteneksizim de. Nasıl seveyim ki!!

NBA’de maç özetleri hoşuma gidiyor ama tüm bir maçı izlemeye sabrım yetmiyor. Jordan emekli olduğundan beri tüm bir maçı seyretmiş değilim. Genelde özetlere alınan artistik hareketlerde pek yer bulamayan, Texas’ın itilmiş kakılmış kenti San Antonio’nun takımı Spurs, basit, efektif ve gerçek basketbol oynayarak bir kez daha şampiyon oldu. Yaşlı adamların gençlere geçirmesine bayılıyorum ya, işte Parker-Ginobili-Duncan üçlüsü, başlarında huysuz, aksi, basını sevmeyen, eski hava subayı Greg Popovich ile beraber başarıya ulaşınca yüreğimin yağları eridi. Hem de LeBron’lu Miami’yi tokatlayarak. Spurs’ün oyununa herkes sıkıcı diyor ama işte o sıkıcılıkta muhteşem bir kalite var aslında. Takım hep boş adamı arıyor, kimse bencillik yapmıyor, sabırla top çeviriyorlar ve sonunda boş şutu buluyorlar. 



Sıkıcı diye eleştirilen Popovich neyse ki sadece takımın sahibi Peter Holt'a hesap veriyor. Holt da aynı yollarda bir adam. 1993’de takım San Antonio’yu terk etmesin diye para koyup takımı satın almış. Popovich’i 18 yıldır takımın başında tutuyor. Sosyal projelere hep önem veren, takımın her zaman şehir için de yararlı olmasını isteyen biri. Zengin ve Cumhuriyetçi elbette ama o kadar kusur olsun. 


Popovich gözükmüyor ama patron öndeki amca..
Holt’un değerleri ister istemez takıma yansıyor elbette. David “Amiral” Robinson’dan bayrağı devralan Tim Duncan ve Parker, deli paralar isteyerek takımın bütçesini zorlamak yerine, daha azını kabul ediyorlar. 30 sayı atmak için zorlamak yerine 14 sayı, 12 ribaund, 7 asist daha değerli onlar için. Zaten Duncan havalı tavalı işleri sevmeyen, özel hayatını büyük bir mahremiyet içinde saklayan, basınla falan çok konuşmayan biri. Malum tanımlamayla “leads by example”. Yani konuşup bağırarak değil iş yaparak örnek oluyor. O az parayı kabul edince diğerleri de evet diyorlar. Takım “lüks vergisi” ödemeden yıllardır başa güreşiyor. Bu sayede diğer pozisyonlara da iyi oyuncular alınabiliyor. Popovich de oyuncularını kolluyor. Yaşlı kurtlarını yorgunlarsa deplasmanlara götürmüyor. 

Velhasıl NBA’de Jordan ve başkentim Boston faktörü nedeniyle uzun yıllar göz ucuyla seyrettiğim San Antonio Spurs, hala göz ucuyla seyrediyor olsam da, bu sene kalbimde bir yer edindi. Alçakgönüllü, fedakar, az konuşan, tüm maharetini sadece sahada gösteren bir takım. “Profesyonel sporcu olsaydım…” adlı çocukluk hayallerimin vücut bulmuş hali.

Beyzboldan bahsetmedim. 2013'de şampiyon olan canım Red Sox'umun felaket sezonundan, bir atıcının (Madison Bumgarner- SF Giants) tek başına 2.5 maç kazanarak takımını şampiyon yapmasından, NY Yankees'in bayrak ismi, kaptanı, düşmanımız Derek Jeter'ın emekli oluşundan dalıp çıkabilirdim (beni deli etmek için gitti bir de Players' Tribune diye yayıncılık işine girdi). Sonra kriket yazıp okuyucunun çürük domateslerini tutmaya çalışabilirdim; kafasına gelen kriket topuyla ölen 2 sporcu oldu geçen iki ay içinde. Tenis gibi epik karakterlerle dolu bir sporda D.F. Wallace gibi olmasa da bu senenin şerefine bir "Federer Anı" yazabilirdim. Ama durmam lazım. Çünkü, çoğunu okuyamadığım harika kitapların büyük yazarı Haruki Murakami, günlük yazı emekçiliğini, hala yazacak bir şeyleri varken durdurduğunu söyler. Böylce ertesi güne yazma isteğiyle başlarmış. Ben de bu yılı, hala yazacak bir sürü konu varken bırakayım. Umarım seneye daha çok yazarım.

Spora fazla önem vermeyin ama spor yapın. Sevdiklerinizle beraber mutlu, sağlıklı bir yeni yıl dilerim.