nibali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nibali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Temmuz 2015 Perşembe

Dört Duvar İçinde Sıkıştım Kaldım



Bu yazı, Fransa Turu favorilerini şöyle bir tartmak için yazılıyor. Zaman kalırsa kısa kısa diğer heveslilere de bakıp Yeşil ve Beyaz Mayo hakkında iki kelam etmek istiyorum. Bu hafta yine İtalyan patronlar var başımda. İlk yazıyı önden yetiştirdim ama bunun işi daha zor (halen Çarşamba sabahın körü). 

Yarışın dört favorisi elbette Alberto, Vincenzo, Chris ve Nairo. Kim kazanır? Ne bileyim ben!? Dört duvar içinde sıkıştım kaldım. Lakin tahmin zaten yanılmak üzere yapılır. Tüm tahminleri isabetli birini tanıyorsanız hemen secdeye varın. Mühim olan, işkembeden atmadan, artısını eksisini tartarak fikirlerini yazmak. Geçen sene, Froome’un pavé’ye varmadan ondokuz kez düşeceğini, Contador’un yemek yerken ayağını kıracağını, Nibali’nin meğer doğuştan pavéci olduğunu hanginiz tahmin etti? O nedenle, beklentinizi yüksek tutmayın, okuyun geçin. 




Bu sene, genel klasman favorilerinin önceliği, ilk 10 günü kazasız, belasız ve kayıpsız geçmek olacak. İlk günlerin heyecanı ve telaşı, takımların kendini gösterme isteği Tour'un açılış etaplarını çok ajite hale getiriyor. Ek olarak, Hollanda ve Belçika yolları babalar, kasisler, kavşaklar, daraltmalar, vs. ile dolu (lafı çalalım ve bundan böyle “yol mobilyası” diyelim). Bu kadar yol mobilyası olunca 200 bisikletli sığışamıyor, kazalar oluyor, hesap mutlaka birilerine kesiliyor. Piyango bizim dörtlüye vurmaz inşallah. 

İlk hafta için hava tahminleri iyi gözükse de, en az iki etap denize çok açık yerlerden geçecek. Çapraz rüzgardan yararlanmak isteyen takımlar pelotonu zora sokabilir ve zaman kayıpları yaşanabilir. Bu tür kayıplar favorilerin başına gelirse üzülmem açıkçası, çünkü bu taktikler yarışın bir parçası. Ama yok, köpeğe çarptım, kameraman önüme çıktı olursa yazık olur. Dolayısıyla, ilk dokuz etapta favorilerin kazanacağı bir şey yok ama her şeyi kaybedebilirler. Bir küçük not 9. Etap TTT için. Tam bir muamma. İki tane tırmanış var fakat asıl alışılmadık olan şey son 1,700 metrenin %6.2 eğimli bir yokuş olması. TTT'de pek görmediğimiz bir finiş. Takımların bu bölümü hangi taktikle koşacaklarını görmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Kazasız belasız Pireneler’e varırsak yarış sakinler, yerine oturur. Geçiş etaplarının da favorilere çok sorun yaşatmayacağını düşünüyorum. 


Çapraz rüzgarın olası sonucu


Dediğim gibi, bu seneki Tour başlarken dört büyük favori var: Alberto Contador, Vincenzo Nibali, Chris Froome ve Nairo Quintana.  GT’ler (Grand Tour/Büyük Tur) göz önüne alındığında, Contador yedi (9-2=7), Nibali üç, Froome ve Nairo da birer kez zafer kazandı. Spor gibi meritokratik bir disiplinde, incelemeyi de bu metotla yapalım, herbirinin artı ve eksilerine birer paragrafla bakalım: 


Alberto Contador

Onu şöyle iyi yokuş çıkar, böyle çakaldır falan diye anlatmaya gerek yok. Ne yaptığını gördük, kim olduğunu biliyoruz. Aktif sporcular içindeki en büyük GT yarışçısı. 7 zaferi Indurain’inkine eşit. Elinden alınanları katsak Anquetil’i de geçip Merckx ve Hinault’nun ardından üçüncü sırayı alır. Contador TdF 2013’de Froome, Nairo ve Purito’dan tokadı yedikten sonra antrenman sistemini ve diyetini değiştirmişti. 2014 başından beri çok iyi yarışıyor. Halen son iki GT’un şampiyonu ve Tour’u kazanırsa arka arkaya 3 GT kazanan ikinci insan olacak (rekor Eddy'de: 4 defa). 
 
Çok iyi bir bisiklet yarışçısı olmakla “çok iyi Büyük Tur yarışçısı” olmak aynı şey değil. Bu farkı sindirmek gerek. Mesela VanGarderen, Richie Porte ve Purito da çok iyi bisikletçiler ama büyük turları kazandıran o son "şey"e sahip değiller. Doğrudur, Contador müthiş bir yokuşçu ve çok iyi bir TTci. Ama bence, onu diğerlerinden bir adım öne çıkaran şey, taktik zekası ile gavurun “panache” dediği, cüretkar, gösterişli ve riskli atak yapma karakteri. Aprica’da geri kalınca Mortirolo’daki insiyatifini veya Giro’nun son etaplarında, kendini perişan etmeden, tek başına, azar azar zaman kaybederek yarışı bitirişini hatırlayın. Nibali’yle birlikte yarışı hareketlendirip Froome’u terse düşürmeye çalışırsa şansı artar. 


"Ben Armstrong'u yemiş adamım ulan!!"

Sıkıntı ne? Eh, Manolo Saiz’in talebesi olarak gençliğinin pek temiz olmama olasılığı var. Zaten  clenbuterol’den de patlamıştı. Contador’un sahtekar olduğunu düşünenler haklıdır. Ama cezasını çekti ve döndü. Yaşam devam ediyor, takılıp kalmayın. Alberto’nun potansiyel olarak en büyük derdi, Giro'dan kalma yorgunluğu olacak. Adam Hansen gibi, ara vermeden 11 GT koşmak mümkün ama Giro’yu kazanırken ne kadar tükendiği ve bir ayda ne kadarını geri koyup forma girdiğini şu an için kimse bilmiyor. Göreceğiz. 1998'de Marco Pantani bolca EPO desteğiyle becerdiğinden bu yana Giro-Tour dublesini başaran olmadı. Demek ki zor iş. Özellikle son hafta Alpler’de performans düşüşü yaşayabilir ve bu ona yarışı kaybettirir.
  
Diğer sıkıntısı ise takımın son performansı. Tinkoff Saxo İtalya Turu’nda kötü bir performans gösterdi. Contador son 10 gün tek başınaydı denebilir. O kadrodan Rogers, Basso, Kreuziger ve Tosatto Tour’a da geliyorlar. Umarım bu kez liderlerine daha iyi destek olurlar, çünkü sadece Aru ve Astana yok karşısında. En az üç takımla birden mücadele etmesi gerek. Tek başına bunu başarması mümkün değil. Bir de Oleg Tinkov faktörü var ama 13 yıldır RTE ile yaşamaya alışan Türk insanını Oleg’in bir dezavantaj olduğuna ikna etmem çok zor (4 paragraf oldu farkındayım). 


Vincenzo Nibali 

Nibali de en az Contador kadar “panache” dolu, zeki ataklar yapmayı seven biri. Geçen sene Tour’u adam yokluğundan kazanmamıştı. Sheffield’de cesaretiyle etap aldı, Arenberg’de de kendi gücü ve takımını kullanarak rakiplerini ekarte etti. Dağlarda iki etap daha kazanmıştı. Zamana karşı disiplinde de, Froome kadar olmasa bile, Contador kadar gider. Astana TTT’de de çok geri kalacak bir takım değil. Boşuna favori göstermiyoruz herhalde...

Nibali’ye değil ama Astana’ya biraz şüpheyle yaklaşıyorum mecburen. Takımın sabıka kaydı kabarık. Giro’da gördüğümüz Astana muhteşem, hatta biraz “fazla güçlü” bir takımdı. O ekipten yalnızca Tanel Kangert Utrecht’e geliyor. Nibali İtalya Şampiyonası’na formsuzum diye katılmayan sadık domestiği Alessandro Vanoti’yle takıştı ve Tour’a getirmedi. Onun yokluğunda J. Fuglsang, M. Scarponi ve Rein Taaramae yokuşlarda destek olacak. Geçen sene pavéde Nibali’yi Boom, Westra ve Fuglsang çekmişlerdi. Bu sene de aynı senaryonun tekrarlanmasını bekliyorum. 


"El Pueblo unido
jama sara vencido!!"


Gelelim dağlara… Vincenzo çok müthiş bir yokuşçu değil. Diğer üç favori gibi bir anda hızlanamıyor veya bir yokuşta 4-5 kez atak yapamıyor. Ama uzun süre yüksek tempoyla çıkabiliyor. Bu özelliği nedeniyle, Astana’nın yokuşlarda herkesi perişan edecek bir tempo yakalayıp çıkması gerek. Takım tüm yokuşlarda bunu yapabilirse Vincenzo özellikle etap sonlarında diri kalabilir ve bonus saniyeleri kaybetme sıkıntısı yaşamaz. 

Öte yandan, Nibali pelotonun en iyi inişçilerinden biri. Bunu da avantaj olarak kullanmak isteyeceği kesin. Daha önce de denedi. Alberto da ona katılabilir. Cauterets (11.), Gap (16.) ve Pra-Loup (17.) etapları buna izin verecek gibi gözüküyorlar. Özellikle Col de Manse’dan sonra, 11 km inişle Gap’ta biten etapta Froome’a bonus zamanlarla beraber 20-25 saniye fark atılabilir. Üç etapta birden olur mu? Pek sanmam, sadece Froome’a karşı ikili üçlü bir ittifakla bu başarılabilir. 

Zaten bence yarışı belirleyecek şeylerden biri, yapılacak veya yapılmayacak ittifaklar olacak. Post-doping dönemde olduğumuzu varsayarsak, bu dört sporcunun hiçbiri, diğerlerinin hepsine, her etapta üstünlük sağlayacak bir güce sahip değil. Bu nedenle, yarış içinde ittifak yapılmasını zorunlu görüyorum. Kim kimle yapar, yapabilir mi, ne kadar süreyle yapar, bilemiyorum ama etaplardan birinde Nibali ve Contador’un yada Contador ve Quintana’nın beraber bir numaralar çevirmesine hiç şaşırmam. 

Nibali’nin dezavantajını söyledik, motoru biraz dizel. Öte yandan bu sene, aynı geçen sene gibi hazırlandı ama yılın ilk yarısındaki hastalığı form tutmasını engelledi. Kendi de şikayetçiydi. Dauphiné’de hala form tutmaya çalışıyordu. Bir etap kazandı fakat diğerlerinde pek iyi gözükmedi. Bu yarıştan sonra San Pellegrino'da gittiği irtifa kampı ve sonrasında kazandığı “tricolore” ile çalışan reçeteyi değiştirmediğini gösterdi. Diğer üç rakibinin sert yokuş ataklarına cevap verebilirse Nibali de Paris’e Sarı Mayo ile gelebilir. 


Chris Froome 

Vallahi taraflı yazmayacağım. Evet Wiggo’ya La Toussuire’de yaptığı şirretlikten beri kendisinden pek hoşlanmıyorum. Karısı da az fettan değildi ilk dönemlerinde hatırlarsınız. Neyse, PR şirketi kadının elini ayağını çektirdi ortamlardan, iyi de oldu. Ama Frome'u damat olarak almayacağım sonuçta (ben bu lafı LA için de etmiştim bir zamanlar). Beni asıl uyuz eden sele üstündeki halleri. Yokuş çıkarkenki stili o kadar itici geliyor ki, bakmamak için çayır, çimen, inek, otlak seyrediyorum. İki yana kafa sallamalar, söğüt dalı gibi kollarıyla yay çizerek gidon tutmalar, gözünü powermetreden kaldırmamalar... Benim gibi bir estet yüzünü buruşturuyor haliyle. Aerodinamik olarak daha verimli diye yokuş ataklarında ayağa kalkmıyor beyefendi. Marjinal kazançlar felsefesine çok uygun, tebrik ederiz. Lakin sayesinde seyir zevkimiz piç oluyor, ota boka bakıyoruz. Bir de “panache” sıfır… “Üçtür panache yazıyon lan ukala! Ne demek bu?” deme, bir dakika lütfen. Bisiklet sporu için panache, yarışırken belli bir havası, farklılığı, canlılığı, zarafeti olan demek. "X’in panache’ı var” dendiğinde farklı, dinamik, şık, cüretkar, estetik bir yarışçı demek oluyor. Froome farklı ve dinamik ama gerisi yok işte… 


"Bu kez gündüz seremonisi istiyorum Christian"


Ama şunu bilin ki, dörtlünün içinde en bilimsel, en detaycı, en iyi hazırlanan Chris Froome. Team Sky’ın 2012 ve 2013’de kazandığı iki Fransa Turu, tüm pelotonda antrenman usulleri açısından devrime neden oldu. Froome da, bu farklı antrenman metotlarını sonuna kadar ve din gibi uygulayan biri. Mesela Quintana 2 aydır Kolombiya’da kokoyin mi içiyordu, antrenman mı yapıyordu bilen yokken, bu arkadaşımız Teide’de her gün dağ çıkıp iniyordu. Yolda gözleri sürekli gidon boğazında çünkü kaç dakikada ne kadar güç üretir, ne kadar zaman sonra hangi atağı yapabilecek gücü kalacak hepsini biliyor. Thomas Voeckler gibi hep panache, az zafer değil. Etap yarışçıları içinde en iyi TT’ci o. Ve en az Quintana ve Contador kadar iyi bir yokuşçu. Eksik tarafı derseniz, hayal gücü yok, her şey powemetrede yazıyor sanıyor. Bir de benle beraber tüm peloton ona ve takımına gıcık. Dersine çok iyi çalışmış, pırıl pırıl önlüklü, her soruya parmak kaldıran sınıf birincisini kim sever? 


Nairo Quintana 

Bak bu çocuğu da sevmemek mümkün değil. Nairo 2013 Fransa Turu’nda bir güneş gibi doğmuştu hatırlarsanız. Genel Klasman’da ikinci, Gençler ve Yokuş Klasmanı’nda şampiyon olmuş, Le Semnoz’da Froome’un önünde etap kazanmıştı. Movistar, onu çok sık boğaz etmeden 2014’te Giro ve Vuelta’ya soktu. Giro’yu Uran ve Aru’nun önünde rahat kazandı, Vuelta’da ise ITT'de düştükten sonra yarışı bırakmıştı. Ama Nairo bisikletin yeni prensi olmuştu çoktan. Kolombiya, fakir çocukluğu, yeteneği, babasının kazanacağı yarış paralarını rehin ederek aldığı bisiklet falan yarı efsane haline geldi. Son derece yetenekli bir yokuşçu. Tırmanışlarda sadece bir kez o da 2013 Ventoux’da Froome’un inanılmaz temposuna cevap veremedi. Onun dışında kimse onu kolay kolay silkeleyemiyor dağlarda. Zamana karşıda ise dörtlü içinde en zayıf o ama bir Pierre Roland değil, kayıplarını en azda tutabiliyor. Bu sene Mart’ta Tirreno-Adriatico’yu kazandı, Bask Turu’nda ise dördüncü oldu. Romandiya Turu’ndan sonra, Nisan sonunda Kolombiya’ya döndü ve Haziran ortasına kadar kendinden haber alınamadı!! Hehe alınmıştır tabii de biz bir şey duymadık. Yoksa en az iki kez idrar örneği almışlardır, o kadar süre yalnız bırakmazlar. Dönüşünde sadece dört etaplık Route du Sud’de  yarıştı, Bagneres de Luchon inişinde Contador’dan 13” fark yiyince yarışı ikinci bitirdi. Form durumunu tam bilmiyoruz ama ciddi, disiplinli ve inatçı bir tip olduğundan yarışa çok iyi durumda geleceğini düşünüyorum. 


"Benim Sarı Mayo'yla resmim yok mu editör???"

Quintana’nın sıkıntısı Valverde. Movistar takımı hala Valverde'nin etrafında dönüyor. Alejandro'nun Unzue -ve sanırım sponsorun da- üstünde o kadar büyük bir gücü var ki, hangi yarışa isterse giriyor. Fransa Turunu ikinci bitiren adam (Quitana) ertesi yıl TdF koşmuyor da takım lideri Valverde oluyorsa "Yeşil Mermi" etkisini bir düşünmek lazım. 

Bu sene, Unzue, Valverde'yi Giro koşma konusunda ikna etti ama Alejandro ne yaptı etti Fransa Turu’na ortak takım lideri olarak gelmeyi başardı. Halbuki bu sene Quintana’ya yardım edeceğini söylemişti. Quintana'nın Valverde’yi elimine etmesi için Pireneler’de zaman olarak ona fark atması gerek. Yani Formula 1'deki gibi ilk rakibin takım arkadaşındır durumu. Açılış etapları Valverde’nin uzman olduğu klasik parkurları gibi (Cambrai-Seraing hariç elbette). Pau’ya Alejandro 2 etap zaferi ve Sarı Mayo’yla gelirse şaşırmayın. Quintana sakin olmalı ve zaman kaybetmeden Plateau de Beille etabına kadar sabretmeli bence. O yokuşta uzar giderse Valverde Alpler’de takımı bölmez, hatta belki Nairo’ya yardım bile eder. Hoş Quintana -Contador gibi- yokuş çıkmak için takıma ihtiyaç duymayan tiplerden. Bu onun için büyük bir avantaj, Alejandro'ya hiç gerek kalmayabilir. İyi de olur. 

Movistar Utrect’e karışık bir ekiple geliyor. Dowsett, A. Malori ve J. Castroviejo ile takım TTT’de şampiyon adayıdır. Yokuşlarda da Anacona, Herrada, G.Izaguirre ve Imanol Erviti iki ortak lideri çekecek. Tour’un tek İspanyol takımı olarak Pireneler’de büyük bir destek alacaklar. Bunun gazına gelip etap zaferi peşine düşerlerse Kolombiyalı yıldızı destekleme işi tavsayabilir. 


...Ve Diğerleri

Evet, dört büyük favoriyi şöyle bir değerlendirdim. Başaltı pehlivanlarını da birkaç cümleyle geçeceğim: 

Joaquin Rodriguez (Katusha): Tanrı Purito’nun yarış kazanmasını istiyorsa bu parkurdan iyisini yaratamazdı. TT yok gibi bir şey, finişi rampalı düz etaplar ve ciddi dağ yokuşları var. Ama favoriler çok güçlü. Kusura bakma hombre! 

Thibaut Pinot (FdJ): Pinot her sene daha iyi diyeceğim ama geçen seneki derecesini tekrarlaması çok zor. Ama her yarışında daha olgun, daha güçlü birini görüyorum. İlk beş çok çok iyi derece olacak. Özgüven toplamaya devam paşam, olacak. 

Romain Bardet: J-C. Péraud formsuz olmasına karşın yarışta ama acaba Lavenu o kadar ısrar etmese miydi? Eğer Riblon Bardet için çalışmazsa (ki sanmıyorum), genç Fransız etap ve Yokuş Klasmanı’nı kovalar gibi. 

Tejay VanGarderen (BMC): İyisin hoşsun Tejay ama 3 hafta çok uzun bir süre. Vazgeç bu sevdadan, etap kazan, tek haftalık turlara odaklan…

Pierre Roland (Europcar): Karım çok yakışıklı bulduğu için Pierre’i Tanrı’ya havale ediyorum. Çok panache, az sonuç, belki etap, belki Puanlı Mayo. 

Kelderman, Gesink, Ten Dam (Lotto NL): Üçü bir Quintana etmiyor bunların. Düz ve zengin ülkelerden GT şampiyonu çıkmıyor artık… Ten Dam’ı candır, Gesink'den soğudum, Wilco'ya değil karavanına gıcığım. 

Bauke Mollema (TREK): E bu da Hollandalı. İlk 10’a girer, yokuşta saklanır saklanır son kopan o olur.  Mollema, sağı solu kollama… 

A.Talansky & Dan Martin (Cannondale): Dan Martin ilk haftaya bakar, arada domestik kuzene kamış atar, ilk 10-15 arasında bitirir. Talansky ise ihtirası yeteneğinden büyük bir arkadaş. İşi zor bu dünyada. 

Daniel Navarro (Cofidis): Herkes Bouhanni’ye bakarken Navarro çok can yakacak bak buraya yazıyorum. 

Warren Barguil (Giant Alpecin): Fransa basınının baskısından kaçıp Hollanda takımına gitti. O ve Romain Bardet aynı tornadan çıkmışlar gibi. Sanki seneye daha güçlü olacak. 

Louis Meintjes (MTN-Qhubeka): Afrika’nın en iyisi diyorlar. Froome alınıyormuş. İyi yokuşçu. Daha 23 yaşında. Genel Klasman’da ilk 20 peşinde koşacağına Puanlı Mayo’yu kovalasın derim. 

DİĞER MAYOLAR 

Şimdi burada konu Yeşil Mayo ve Puanlı Mayo’ya geliyor ama artık Puanlı Mayo tahmini yapmıyorum. Çünkü tamamen piyango. Pireneler’de sıkı bir kaçış grubuna girip orada puanları toplayan iki üç yokuşçunun Alpler’deki rekabeti olacak. Bir şey demek mümkün değil. Tek istisna şu olabilir: Eğer yarış, sonuna kadar dört favori arasında geçerse, birbirlerini hiç silkeleyemezlerse, dördünden biri Sarı Mayo’yla beraber Puanlı Mayo’yu da kazanabilir. 

Yeşil Mayo'nun en büyük favorisi son üç yılın şampiyonu Peter Sagan. Ama bu sene işi daha zor. Takımın önceliği Contador ve Sagan arasında bölünecek. Sagan'ın yanında ikiden fazla domestiği olmayacak ve hem etap finişlerini hem de ara sprint puanlarını kovalaması zorlaşacak. Bu sene sprinterleri kayıran bir puanlama sistemi de var ama bu değişiklik Mark Cavendish’e veya diğerlerine yetmeyebilir. Cav son İngiltere Şampiyonası’nda inanılmaz güçlü gözüktü,“Acaba Yeşil Mayo için Sagan’la mı kapışacak?” diye düşündüm fakat Etixx-QST kadrosu bir sprint treni görünümünde. Marcel Kittel de yokken bence sprint etaplarını kovalamak ister. Onun en büyük rakibi de Katusha'dan A.Kristoff olacak elbette. Sagan’a en büyük tehditin John Degenkolb’dan gelmesi şaşırtıcı olmaz. Hem iniş çıkışlı finişleri seviyor hem de Sagan gibi güçlü, ara sprintleri kovalayacak bir takımı var. Degenkolb'ün önceliği Seraing etabı olacak, sonra da bence Yeşil Mayo peşine düşecek. 


Sarı Mayo ve ilk 5 Tahminim

1. Chris Froome...............(kılım ama bence kazanacak)
2. Vincenzo Nibali............(yokuşta hızlanmada sıkıntı var)
3. Nairo Quintana.............(zamanını bekle, seneye inşallah)
4. Alberto Contador..........(kazansın isterim ama çok zor)
5. Thibaut Pinot................(best of the rest) 


Bu iki yazıyla Fransa Turu öncesi risalelerimiz son buluyor. Etaplardan sonra da kısa kısa izlenim ve düşüncelerimi yazacağım. Ayrıca @alparsla da klasman ve etaplarla ilgili bilgiler içeren bir sayfa yapacak (tatilden dönerse tabii).

2015 Fransa Bisiklet Turu kazasız belasız geçsin, ailemize, ülkemize ve tüm insanlığa iyilik ve güzellik getirsin.




Sg/sg
2.7.15




30 Haziran 2015 Salı

Parkur Gelir Bizlere (Fransa Bisiklet Turu 2015)



Temmuz sevgili bir ay. Geçmişte kalmış veya hala sevdiğim bir sürü insanın doğum günü bu ayda. Lise ve üniversite zamanı Temmuz’u daha çok takdir ederdim. Tatil demekti, deniz, güneş, kitap, laklak, futbol, nadiren de kızlar demekti Temmuz, yanında kankası Ağustos’la beraber. Ama uzun yıllardır deniz ve sıcak aklıma gelmiyor. Yılın bu bölümüne anlamını veren şey benim için Fransa Bisiklet Turu. Haziran başı gibi radarı açarım, Giro'dan sonra nadasa aldığım haber takipleri, analiz yazılarını didiklemeye başlarım. Dauphiné ve Tour de Suisse'e diğer yarışlardan farklı bir gözle bakarım (bu sene bir de Route du Sud çıktı). Abone olmama karşın, etap detaylarını gösteren dergileri Avrupa'ya giden dostlara bir kez daha ısmarlarım. Kütüphanemdeki bisiklet kitaplarına daha sık bakar olurum, birini alır birini yerine koyarım. Ben Tour'u böyle beklerim. 



Bu yazıda biraz parkura bakacağım. 3,360 kilometrelik bir yarış koşulacak. Yine iki dinlenme günü (Pau ve Gap kentlerinde) ve 21 etap var. 22 takım dokuzar sporcuyla yarışacak. Bu sene yokuşçulara uygun bir parkur var. Tek ITT var; o da ilk gün ve 14 km. Tek TTT ise 28 km ve 9. Etap'ta. Bunun dışında ASO 9 düz etap olduğunu söylüyor ama ben 4.5 tane sprint etabı ancak görüyorum (2, 5, 7, belki 13 ve 21). Toplam 7 dağ etabının beş tanesi zirve finişiyle sonlanacak. 

Fransa Turu'nu ve yol bisikletini seyretmeye yeni başlayacak hevesli arkadaşları yazıya devam etmeden önce @alparsla Bey'in nadide eseri


yazısına buyur edelim. Ardından isterlerse 
şuna da baksınlar ve risalemize öyle devam etsinler. 

Müdüriyet


Şimdi 2015 Fransa Bisiklet Turu'nun etaplarına bakalım. Bu sene Tour'u coğrafi olarak altı kısma ayırdım: 

Hollanda & Belçika, 
Kuzey Fransa, 
Bretonya, 
Pireneler, 
Masif Central ve 
Alpler 

Teker teker gidelim. Önce Double Dutch Bussss!!


HOLLANDA & BELÇİKA

1954 yılında, Fransa Turu ilk kez ülke dışından start almış, yarış Amsterdam’da başlamıştı. Seneler içinde birkaç kere daha Hollanda’dan start verildi. 2010 Rotterdam’dan beş yıl sonra yarış bu kez Utrecht’ten başlayacak. "Grand Départ" konsepti çerçevesinde ilk gün 13.8km'lik ITT koşulacak. Eskiden, bu kısa başlangıç etabına, uzun ve heyecanlı bir kitabın ilk sayfasını anımsatırcasına, “prolog” denirdi.  Prologu okuyan kitabın büyüsüne tutulur, son sayfayı bitirmeden artık duramazdı. Fransa Turu prologu da o işe yarardı. İlk gün, teker teker start alan yarışçıları görüp kim olduklarını, kısa kısa hikayelerini dinleyen seyirci, Tour hummasına yakalanır, artık üç hafta iyileşemezdi. Ama o güzel hislere ket vuruyorlar işte. Mesafe 8 km'den uzun diye 1. Etap demek zorundayız. Yine sekiz kilometre km yap, yine “prolog” de ne olur yani, ne değişir? Bir sürü şey gitgide değişiyor, geleneklerden vazgeçiliyor. Her şeyin bozulduğundan şikayet eden huysuz ihtiyarları anlıyorum, giderek onlardan biri olmaya başlıyorum. 

1. Etap - Utrecht-Utrecht (ITT)


2. Etap Utrecht’den yola çıkacak ve yüzyıllardır insan-doğa mücadelesinin en inatçı ama zarif şekilde yapıldığı Zeeland bölgesinde bitecek. Nederland veya Fransızca ismiyle “Pays-Bas “Alçak ülkeler/topraklar” demek.  Zeeland da zaten deniz toprakları demek. Bölge insanları, Maas, Rhine ve Schelde nehirlerinin Kuzey Denizi’ne döküldüğü, deniz seviyesinin altındaki bu deltayı, 800 yıldır, bataklıkları kurutarak, set ve baraj şebekesi kurarak kendilerine bir yaşam alanına çevirmeye çalışıyorlar. 1953’deki büyük selden sonra başlatılan “Deltawerken” projesiyle artık başardıklarını söyleyebiliriz… mi? Küresel ısınma sonucu, bu kez tüm dünya, hep beraber yeni bir mücadeleye girişmek zorunda kalabiliriz.

Etap, bu baraj ve set sistemi için inşa edilen suni bir adanın üstünde sprint finişle bitecek. Rüzgar batıdan ve sert olursa, meydana gelecek muhtemel eşelonlar yarışa heyecan katabilir. Yoksa başkaca bir olay beklenmiyor. Ama rüzgarlı ve yağmurlu olursa, kan gövdeyi götürür, Chris Froome düşer, şimdiden söyleyeyim. 


Hollanda’dan Fransa’ya gelmek için Belçika’dan geçmek gerek. E haliyle orada da bir etap lazım. ASO bölgede güzel yarışlar da düzenliyor biliyorsunuz. Fleche Wallonne’un bittiği Mur de Huy’ün %20’lik yokuşları iki gündür dümdüz topraklarda yarışan bacakları açmak için iyi gelir. Anvers – Huy arasındaki üçüncü etapta üç adet Kat4 yokuştan sonra Huy Duvarı (Mur de Huy) çıkılacak. Klasman favorileri ilk mermilerini atacaklar gibi duruyor ama Valverde 15 ayda üçüncü kez kazanır gibi geliyor bana. Purito’yu plase yazıyorum. Aynı parkur finalini hem Tour’da hem de bir Klasik’te koşmak ne demek görmüş olacağız. En az Fleche W. kadar heyecanlı bir finiş olacağı kesin.



KUZEY FRANSA 


Chris Froome dördüncü güne kadar hala düşmemişse, Seraing – Cambrai etabı ve son kısmındaki pavé sektörler tam ona göre*. Fransa Turu parkuruna ne zaman Paris-Roubaix’den kupleler konsa bir takım sıkıntılar yaşanıyor. Geçen sene Nibali’ye zaferi getiren en önemli farklardan biri, bu sektörlerde, Contador’un önünden yürüyüp gitmesi olmuştu (bir de Froome düşmüştü tabii, ehe he!). Bu sene de aynı şey olabilir mi? Froome’u pavé’de göremedik. Contador ise geçen yıl pek iyi bir resim sergilememişti.  233km’lik etapta -P-R uzmanları haricinde- moral motivasyonu en yüksek adam Vincenzo olacak. Pavé bölümlerin altı tanesi yarışın son 35 km’sine sıkışmış durumda. Bu noktada büyük bir mücadele başlayacak. Dolayısıyla ilk 200 km boyunca takım liderlerinin koruma altında kalması hayati önem taşıyacak. Yarışın başında meşhur Namur Kalesi (Citadelle de Namur) yokuşu da var. Yayın o kadar erken başlar mı bilemem ama manzara harika olur.  

5. Etap’ta I. Dünya Savaşı’nın, hatta harp tarihinin en kanlı çarpışmalarından Somme Savaşı’nın geçtiği yerlerde dolaşacağız. 1916’da dört ay içinde bir milyondan fazla kayba yol açan bu karşılıklı katliam yüzünden bölge toplu mezar ve anıt dolu. Arras - Amiens arasındaki 189.5 km boyunca bol bol göreceğiz. Etap büyük bir sürpriz olmazsa toplu sprintle bitecek.

Bir sonraki gün de deniz kenarında olacağız. Abbeville’den çıkıp LeHavre’a giderken üç tane Kat4 yokuş var. Ama asıl sıkıntı, Zeeland etabında olduğu gibi, denizden gelecek rüzgar olasılığı. Çapraz rüzgar geldi mi, pelotonu karıştırmayı düşünen kuvvetli bir takım da varsa (mesela Astana veya Etixx-QST) ortalık birbirine girebilir. Bu da yetmezse etabın sonunun 800mt’lik  %7 bir yokuş olduğunu söyleyeyim. Zafer sanki kaçış grubuna gider gibi duruyor, fakat son yokuşta Contador veya Nairo bir Alicengiz atağı yapmazsa ne olayım. Ne olayım? Bilemedim… 

6. Etap - Manzara harika


BRETONYA

Ve Breton topraklarına geldik. Denizin ve iklimin sertleştirdiği, çalışkan, az konuşan insanların yaşadığı, bisikletçinin hasını yetiştiren Bretonya. Geçmişinde Lucien Petit Breton, Jean Robic, Louison Bobet, Bernard Hinault gibi büyük şampiyonlar yetiştirmiş, bisiklete aşkla bağlı, yiğidin harman olduğu topraklar. Fransa’nın bu nadide bölgesinde üç etap koşulacak. İlki Livarot – Fougeres arasında bir sprint etabı. Bir özelliği yok (nasıl yok!! Ramazan'ın son Cuması) ama ASO ne güzel serpiştiriyor sprint etaplarını değil mi? 2., 5. ve 7. Etaplardaki sprint mücadeleleri Cavendish’in destan yazıp yazmadığını, Sagan’ın “top speed”inin eski seviyesine gelip gelmediğini gösterecek. Greipel, Bouhanni ,Kristoff, Démare ve Edvald B-H gibi başaltı pehlivanları da kendilerini göstermeye çalışacaklar.

11 Temmuz günü Rennes - Mur de Bretagne etabı koşulacak. Etabın iki önemli yeri var. İlki 50. km’de geçilecek Saint-Méen-Le-Grand kasabası. 1953-55 arasında üç kez Fransa Turu’nu kazanan Louison Bobet’nin doğum yeri. ASO bu “hat trick”in 60. yılı şerefine parkuru şampiyonun kasabasından geçirip zarif bir jest yapmış**. Etabın asıl mühim kısmı, sondaki Mur de Bretagne. 2011’de Cadel Evans’ın kazandığı etap hala gözümün önünde. Valverde’nin Nisan ayındaki Fleche galibiyeti gibi sprintsiz bir zaferdi. Contador başını taşlara vurmuştu son atağı geç yaptığı için. Bu kez zaman bonusu da var, o nedenle etabı kazanmak önemli olacak. Aslında Philippe Gilbert’e yazacaktım ama bu sene katılmıyor eşek. Van Avermaet ikinci olur, Froome düşer (!)



Bröton etaplarının sonuncusu, koşulma sırası itibarıyla ilginç. Vannes – Plumelec arasında 28 km’lik takım saate karşı etabı var. TTT genelde ilk 4 etap içinde koşulur biterdi. Neden? E daha yarış dışı kalan pek olmaz, her takımın 9 kişiyle yarışma şansı olsun diye. Bu sene ise TTT ta dokuzuncu etapta. En az iki üç takım ful kadroyla yarışamayacak. Üstüne bir de alışkın olmadığımız şekilde yokuşlu bir TTT olacak.  Başlangıç irtifası 28 mt’den iki kez 130 mt’lere çıkılacak. En sonda da 1.7 km uzunluğunda, %6.2’lik Cote de Cadoudal var. Takım zamana karşı etaplarında, zaman dördüncü sporcunun finişten geçişiyle belirlendiğinden, büyük olasılıkla, her takım son yokuşun dibine kadar tam kadro gelmeye çalışacak (ilk sekiz gün fire vermemişse). O son yokuşta da, özellikle GK favorisi takımların amacı en kötü 5 kişi finişe gelmek olacak. Yani, takımın en kötü 5. yokuşçusunu yukarı taşımak zorundalar. Bu nedenle Froome, Nibali ve Quintana’nın Cadoudal’de domestik gibi önde tempo verdiğini görürseniz şaşırmayın. Bu etap için en mühim kişi beşinci eleman*****.

Kafile TTT’den hemen sonra güneye uçacak. Fransa Turu’nun geleneksel dinlenme günü kenti Pau’da bir gün geçirip dağlara çıkmaya başlayacak.



PİRENELER

Dağların ilk bölümünde 3 etap var. İlki Tarbes – La Pierrre-Saint-Martin arasında. Tarbes, yüzbin nüfuslu bir Bask kenti. Pek bir özelliği yok, fasulyesi meşhurmuş. Etap aslında hiç de Pireneler'e yakışır şekilde başlamıyor. İlk 140 km boyunca sadece üç tane Kat4 tırmanış var. Hani, arkasına sprint finiş koysanız Cavendish Pireneler'deki ilk zaferini kazanabilir durumu var. Hal böyleyken, bölgenin kayak merkezi La Pierre-Saint-Martin parayı bastırınca, parkur direktörü Thierry Gouvenou da yokuşu çakmış. Bu ticarileşme sırasında, yokuşun aslen Col de Soudet olduğu gözden kaçmasın lütfen. Soudet çok sert ve eğimi sürekli değişen bir yokuş. Favoriler ve yokuşçular laylaylom 140 km gelip bir anda bu sert rampaya sarınca Bastille Günü havai fişeklerini görecekler.

Bagneres-de-Bigorre, Aspin, La Mongie, Tourmalet...  Kulağa şiir gibi geliyor. Bence bu yarışın en zor olmasa da en güzel etabı. 188 km uzunlukta ve Pau-Cauterets arasında koşulacak. Biri HC olmak üzere altı kategorize yokuş var. Tourmalet zirvesinden finişe kadar 40 km var, biraz daha kısa olsaydı Nibali ve Contador o yokuştan çok fena inerlerdi. İniş özürlü Froomie ve son Vuelta'da düşen Quintana'ya zaman takmak için harika olurdu. Düşük olasılık. Ama her durumda son yokuş Cauterets çok can yakacak. 6 km ve %5 olduğunu görüp “Ne var yahu?” demeyin, büyük aynakolda, yüksek tempoda çıkılacak bir yokuş. Bacaklar muhallebiye döner. 


12. Etap, 195 km'lik Lannemezan - Plateau de Beille***.  Fransa Turu’nda daha önceki beş Plateau finişinin dördünde, etabı kazanan Fransa Turu'nu da kazanmıştı. Bir nevi "Kingmaker" etap. Çok zor bir yokuş ama tüm profile karşıdan bakınca daha da korkutucu. Fabio Casartelli’nin 20. ölüm yıldönümünü anmak için önce Portet d’Aspet çıkılacak. Sonra iki tane Kat1 yokuş ve ardından 15.8 km’lik, %7.9 eğimli Plateau de Beille. Contador’un 2007’de burada etap kazandığını hatırlatayım. Müthiş savaşlar olacak, Froome kafasını iki yana sallaya sallaya ataklar yapacak, Quintana yüzünde hiç ifade değiştirmeden cevap verecek. Pireneler'in son etabında zevkten gebereceğiz inşallah! 



MASSIF CENTRAL

Fransa'nın ortasında, hafif güneye doğru 85.000km karelik bir bölge, jeolojik olarak çevresindeki yapıdan farklı olduğu için bu ismi almış. İlk duyduğumda sıfat ve ismin yerini karıştırmış, "Büyük Santral da ne ola?” diye düşünmüştüm. Halbuki doğru çeviri "Orta Kütle" veya "Merkez Kütlesi" olmalıydı. Masif Santral’in TdF için anlamı, Alpler’den Pireneler’e  doğru –veya ters yönde- kafilenin geçiş yolu üstünde olması. Fransa Turu için parkur hazırlanırken, geçiş düz, uzun ve sprintli etaplarla olsun istenirse güneyden (Carcasonne, Narbonne, Montpellier gibi), sert, yokuşlu ve cilveli olsun istenirse de Massif Central’den planlanır (hatta bazen Mont Ventoux’yu, çok bazen de Puy du Dome’u koyarlar, sertlik ve cilve zirve yapar). Bu yıl cilveli olacak, ossun bakalım.

Pirene sonrası ilk etap aslında kaçış grubuna bırakılsın diye tasarlanmış. Bayramın ilk günü**** Muret - Rodez arasında 198.5 km ve 3 kategorize yokuş var. Onların dışında da parkur sürekli çıkıp iniyor. Ama Astana (veya sürpriz planları seven başka bir takım) isterse bu etapta ortalığı dağıtabilir. Pelotondaki o panik havasını çok görmek isterim fakat sanki kaçış grubuna bırakırlar diye tahmin ediyorum. Etabın sonunda yarım kilometrelik %10 bir duvar var. Hem zafer hem de klasmanda birkaç saniye isteyenlere pek uygun bir fırsat veriyor.  




Ertesi günkü Rodez – Mende etabı hakkında çok konuşuluyor. Etap kısa ve sert iki yokuşla bitecek. Önce 2km, %5.9’luk Cote de Chabrits, hemen ardından da 3km ve %10’luk Croix Neuve. Çok can yakabilir, çok zaman kaybettirebilir. 2010’da buradaki etabı Purito kazanmıştı ama Contador baş rakibi Andy Schleck’e on saniye fark atmıştı. Her şey olabilir. Bir zamanlar, bir dağ yolunda yazdığı “Ayı çıkabülü, daş düşebülü!”

Mende – Valence etabı için toplu sprint beklentisi var ama 4 tane de sertçe yokuş var. Eğer sprinterler bu zorlukları aşarlarsa Valence’da şansları olacak. Finişe 60 km kala son yokuş %5.8 eğimli 8 km’lik Col de l’Escrinet. Tempo yükselirse Cav’ın pelotonun önüne geçip “Ya yavaş ulan!! Bize de bi şans verin be!” diye birilerine girişmesi olası.

Hayırlısıyla Büyük Santral’i eda eyleyip Alpler’le flörte başlıyoruz artık. Fransa Turu son ve en afili numarasını yapmak üzere…



ALPLER

Le Tour önce güneydeki Provence Alpleri’ne uğrayacak. İlk olarak 201 km’lik Bourg-de-Péage – Gap etabı var. Gap demek, Col de Manse’dan aşağı deli bir iniş demek. Kim bilir kaç kez seyrettik. Deli iniş deyince akla Nibali ve Contador geliyor ama Froome gelmiyor maalesef. Team Sky, liderinin bu defosunu kapatmak, diğer herkes de ortaya çıkarmak istiyor. Yokuşta geçemezsen inişte geç planı kesin denenecek. Son 13 km tırnak yedirir.  

Fransa Turu ikinci molasını Gap’da verdikten sonra yine bir efsanesini anacak. 1975’de Eddy Merckx altıncı TdF zaferine gidiyordu. Sarı Mayo üstündeydi ama Puy du Dome etabında  bir seyirciden böbreğine yumruk yemiş, Bernard Thévénet’ye 34” kaybetmişti. Ertesi gün, Nice – Pra-Loup etabında kaybettiği saniyeleri kazanma planı vardı. Col d’Allos zirvesinin inişinde tek başına atak yapmış,  Pra-Loup’ya önde başlamıştı. %6.5 eğime rağmen Pra-Loup çok uzun bir yokuş değildi. Merckx’in altı kilometreyi rahatça çıkıp etabı kazanacağı düşünülüyordu. Ama yokuşun ortasında Merckx bonkladı, yavaşladı. Arkadan gelen Thévénet yetişti, Merckx’i geçti. Etabı kazanırken Sarı Mayo’yu da giymişti. Aslında TdF 1975’in bundan sonrası da ilginç ama yerimiz müsait değil aziz okuyucu. O nedenle burada keseyim.

Evet 40 yıl sonra önce Col d’Allos, sonra Pra-Loup. Etap başından itibaren tırmanış dolu olacak. Benim tahminim, favorilerin bu etapta bir ateşkes uygulayacakları, gençler ve ikinci kemanlara şans tanıyacakları yönünde (17. Etap: Digne-les-Bains – Pra-Loup, 161 km). 



23 Temmuz’da işler iyice kızışmaya başlayacak diye klişe bir laf edeyim ama son iki güne bakınca sanki  favoriler enerjilerini biraz daha iktisatlı kullanırlar diye düşünüyorum. Yoksa çok baba, 21 km’lik Col du Glandon var. Ama etabın ortasına konmuş. Oraya gelene kadar beş tane Kat2 ve Kat3 yokuş var ama dediğim gibi çok olay çıkmaz gibi geliyor. Aptala malum olur mu göreceğiz. Etabın sonunda süper estetik ve sempatik yokuşumuz Lacets de Montvernier ilk kez Fransa Turu’nda arz-ı endam edecek.  Bu arada etabın ilk 60 km’si Napolyon Bonapart’ın Elba sürgününden Paris’e dönerken kullandığı, artık bir turist çelene dönüşmüş olan “Route Napoléon” üstünde. Paşamızın yolculuğunun 200. yılı şerefine parkura dahil edilmiş. Ama sevinçle kutluyor muyuz, saygıyla anıyor muyuz, ne yapıyoruz bilemedim.

Son iki Alp etabına geldik. 138 km’lik Saint-Jean-de-Maurienne – La Toussuire-Les Sybelles etabı benim Froome’a ilk gıcık olduğum yokuşta bitiyor. Hatırlarsınız: 2012 Temmuz… Önde Valverde etaba gidiyor, Froome Wiggo’yu çekiyor, Wiggo şişiyor, Froome Valverde’yi yakalamak için atak yapmaya çalışıyor, Wiggo “saçmalama” diyor, Froomie ters ters arkasına bakıyor “Hem çıkamıyorsun, hem beni engelliyorsun, hem de Tour’u kazanıyorsun” şeklinde. O günden beri yıldızımız barışmadı. Neyse… Etap profilini koyayım:
  


Glandon üstü Croix de Fer ve dahi Mollard ve illa ki da La Toussuire… 140 km’de herhalde 4000 m irtifa çıkılacak. Daha ne olsun. Froome, benim gibi yavşakların çenesini kapatmak için kazanmak isteyecektir.

20. Etabın ilk tasarımında Galibier ve L’Alpe d’Huez bir aradaydı. Ama birinden diğerine geçmek için kullanılan yol üstündeki tünellerde toprak kayması riski olduğundan parkur değiştirildi. L’Alpe d’Huez’den vazgeçilemeyeceğine göre Galibier feda edildi, yerine ters taraftan çıkılacak Croix de Fer kondu. 110 km’lik bir sprint dağ etabı, ne demekse artık… L’Alpe her zaman özel bir yer. Her zaman olsun istiyorum. Bourg d’Oisans’dan çıkıp Huez kasabası yoluna girecekler. Dağdaki 200.000 kişinin bağırışı altında, iki metre genişliğe kadar daralmış asfaltın üstünde, 14.7 kilometre ve 21 viraj boyunca son ve nihai savaşın tanığı olacağız. Çok kan dökülecek ve fakat kimse ölmeyecek. 


Son gün, Türkler’in hayırla anmadığı, porselenleriyle ünlü Sevres’den Paris’e Champs-Elysées’ye klasik kutlama etabı koşulacak. Cavendish ve diğer sprinterlerin son bir şansı daha olacak. Sonra 2015 Tour de France’ı kapatacağız.

Hepinize iyi seyirler.
SG/sg
30.6.15


*Parkur tanıtım yazısını birilerine takılmadan, kuru kuru yazınca çok tekdüze oluyor, yazar çok sıkılıyor,  sıkılınca da yazı takır tukur oluyor. Lütfen anlayışlı ol aziz okuyucu. Froome’la bir alıp veremediğim yok. Yarışı kazanacağını da tahmin ediyorum üstelik. Ama estetikten çok uzak bir sürüş stili olduğunu sen de kabul edersin. Her an, Men in Black filmindeki gibi, göğüs kafesi açılıp içinden antenli mantenli bir uzay böceği çıkacakmış gibi gidiyor. Tööbe tööbe…

**Louison Bobet’yi ben de unutmadım ve Temmuz ayındaki Socrates Dergi'ye onu ve kardeşi Jean’ı anlattım. Alın okuyun, adamı hasta etmeyin.

*** Lannemezan – Plateau de Beille yazınca şöyle bir duraklayıp düşüneceksin, 2002 ve 2004 aklına gelecek, kafanı iki yana sallayacaksın. Buruk bir gülümseme takılacak dudağının kenarına, hayalete bir selam sarkıtıp yazıya devam edeceksin. 

**** 17 Temmuz Ramazan'ın son cuması değilmiş (sert uyarı aşağıda). Bayramın ilk Cumasıymış. Bir gün için birbirimizi kırmayalım bence... Bu durumda Ramazan'ın son Cuması Livarot-Fougeres etabına denk geliyor.

***** Anlık hafıza çöküşü nedeniyle TTT'de takım zamanının, finişi 4. geçen sporcunun süresi temel alınarak hesaplandığını yazmıştım. Halbuki 5. sporcunun zamanı baz alınıyor. Düzeltir ve özür dilerim, başta @candanceylan olmak üzere, dürtenlere bilhassa teşekkür ederim. 



16 Temmuz 2014 Çarşamba

Yürüyedur Nibali!

Tour başlamadan önceki muhabbetten:

SA: Peki Nibali, Valverde veya bir başkasının kazanma şansı hakkında ne düşünüyorsun?

SG: Fransa Turu'nu Chris Froome veya Alberto Contador dışında biri kazanırsa çok şaşırırım. Bunun gerçekleşmesi için bu ikisinin yarış dışı kalmaları veya ciddi sorunlar yaşamaları gerekiyor. Görünen o ki, şimdilik, diğer tüm iddialılar bu ikilinin bir boy gerisindeler. Vincenzo Nibali –geçen hafta İtalya şampiyonu olmasına karşın- geçen seneki formunda değil. Bir türlü ciddi forma giremedi. Kendi de söylüyor. Bu sene TdF'da hüsran olup takımdan ayrılır gibi haince bir tahminde bulunayım.

Süper şom ağzımın sonuçlarını görüyorsunuz. Froome ve Contador'u bitirdim, Nibali de son günlerini yaşıyor gibi...Valverde'yi de halledersem rahatlayacağım...

Do not eat while riding!!!


Gerçekten çok acaip bir 10 gün geçti değil mi? Kırılan bacaklar, baş favorilerin yarış dışı kalması ve pek de şans verilmeyen Nibali'nin, cebinde iki etap zaferi ve Sarı Mayo'yla Richie Porte'un 2'23" önünde olması... "The race is Nibali's to lose". Hadi Türkçe'ye çevir. "Yarış kendisi kaybedene kadar Nibali'nin" desem? Oldu gibi. Nibali ondan ummadığım kadar formda. İki etap kazanarak müthiş bir özgüven de depoladı. Planche des Belles Filles'de Alberto'dan pek fark yemezdi diye düşünüyorum. Bu saatten sonra Porte ve Valverde'nin Nibali'ye atak yapmaları gerek yarışın sonuna kadar. Bu fark başka türlü erimez. Çok riskli bir plan ama yarışı kazanmak için başka çareleri yok. 

Nibali kazanırsa kimse "Chris ve Alberto yoktu da kazandı" demesin lütfen. Nibali silah çekip vurmadı adamları. Düşerek yarış dışı kalmak, son tahlilde bir hatalar silsilesinin sonucudur, beceriksizlik ve başarısızlıktır. Team Sky ve Tinkoff'un takımca sınıfta kaldıklarını gösterir. Astana, Orta Asya steplerinden gelen sertlik ve İtalyan oportünizmini birleştirmiş olarak canavar gibi gidiyor. Şimdilik :))

Ah-hah-haaaa! Zirvede tek başımayım!!

Sagan'ın Yeşil, Purito'nun da Benekli Mayo'yu bu andan sonra kaybetmeleri zor gözüküyor. Bardet ve Pinot'ya ne dersiniz peki? Dört Fransız ilk 10'da yer alıyorlar. Bayraklar çekmecelerden çıkmaya başladı ama bence Paris'te Romain Bardet ve J-C. Péraud dışında ilk ona girecek kimse yok gibi. Küçük Prens Thibaut Pinot hiç sevmediği yokuşu Pl. des B.F.'yi 2012'den çok daha iyi çıktı. Ama her an bir etapta geri düşüp 3-4 dk. kaybedecekmiş gibi duruyor. Keza Tejay (3'56") ve Van den Broeck da (4'18") "vulnérable" durumdalar (artık açıp bakın, yok bunun Türkçesi). Ayrıca etap için ataklar da başlayacak ve daha çok kaçış göreceğiz. 

Nibali'nin arkasındaki 13 yarışçı üç dakikanın içinde sıralanıyorlar. Bu da, muhteşem bir podyum mücadelesinin bizi beklediğini gösteriyor. Güzelliği en parlak yıldızda veya en yüksek ağaçta aramayın lütfen. Aşağılarda da nefesimizi kesecek şeyler var. Üstelik, mazallah Nibali de yarış dışı kalırsa süper bir yarışa geri döneriz. Ve o zaman Bardet'ye kazandırabilirler işte...

İyi seyirler!!


10 Temmuz 2014 Perşembe

Arenberg Sonrası Tour






Fransa Turu'nun dün koşulan beşinci etabı (Ypres - Arenberg - Porte de Hainaut) ciddi sonuçlara yol açtı. En büyük favori Chris Froome yarışı bırakırken diğer büyük favori Alberto Contador da toplam yedi pavé bölümde zaman kaybederek Sarı Mayo Vincenzo Nibali'nin 2'37" gerisine düştü.



Chris Froome 4. Etap'ta düşerek bileğini sakatlamıştı. Yağmur altında başlayan Ypres-Porte de Hainaut etabında, daha parke bölümlere gelmeden 2 kez düştü. Bunu bir gün önce sakatladığı bileğine bağlamak elbette mümkün. Hatta doğrusu bu olur. Ancak, Froome'un, TDF'a, mental olarak oldukça kırılgan şekilde başladığını da öne sürmek mümkün. Son iki ayda TUE (Therapeutic Use Exemption/tedavi kullanım istisnası) ile kullandığı kortikosteroid ve Dauphiné'de ekranlara takılan salbutamol fısfısının bayağı çalkantı yaratmıştı. Üstüne Wiggins'in takıma alınıp alınmaması konusu ve Dauphiné'de düşmesi dengesini bozmuştu. 

Birkaç kişiye Froome'un bu konudaki handikapları  olduğunu söyleyen bir mail atmıştım yarış öncesi (bu sayede şimdi atıp tutabiliyorum). Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur elbette ama Brailsford bu sabah "Ben neettim de Wiggo'yu almadım takıma!!?" diye olmayan saçlarını yoluyordur. Bradley Wiggins uyuz, pasif-agresif bir tip olarak insanı deli edebilir elbette ama onun beygir gücünden yararlanmamak kabul edilemez. Şimdi bekle ki Richie Porte genel klasmanda bir şeyler yapsın. Hem Brailsford hem de bu kararın alınması için çok baskı yapan Chris Froome şimdi ne düşünüyorlar acaba?




Contador'a bakarsanız da, dün çamurdan dolayı vites ayarları bozulmuş ve zincirini küçük dişlilere geçirememiş. Dalga mı geçiyorsun Alberto??? Yedek bisiklet, takım arabası, arkadaşının bisikleti? Asıl doğruyu söylediği yer sanırım "Düşeceğime 1 dakika fark yemeyi tercih ederim" kısmı olacak. Bence de öyle ama etap sonunda liderin 2'37" gerisine düşmesi affedilmez. Contador'un (Flecha hariç tüm İspanyollar gibi) pavé üstünde beceriksiz olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Halbuki 2010'da fena değildi. 

Alberto'nun sorunu sadece Nibali'yle olan zaman farkı değil. Contador'un önünde, geçmesi gereken daha birçok isim var:  Fuglsang, Kwiatkowski, vd Broeck, R.Porte, Talansky, Valverde, R. Bardet, van Garderen, Rui Costa, Th. Pinot ve Mollema. E bayağı yani... Dağlarda Contador'un tüm bu isimleri geçeceğine inanıyor musunuz? Nibali'nin istediği zaman süper başarılı bir savunmacı olduğunu 2013 Giro'dan hatırlıyoruz. Contador'un işi çok zor, belki de imkansız. Ama Alberto her şeyini ortaya koyacak ve bu da bize nefis etaplar izlettirecek. Daha bu hafta sonundan başlayarak hem de...




Bir paragraf da elbette Nibali'ye ayırmak gerek. Tour'dan 10 gün önceye kadar bu kadar kötü bir sezon geçiren Astana formalı birinin böyle şahlanması kaşların kalkmasına neden olabilir. Seçim sizin. Kaşı kalkmayanlar için Nibali'nin Dauphiné'den sonra çok iyi çalıştığını, İtalya şampiyonu olunca da morali ve kendine güveninin yükseldiğini söyleyelim. Her zamanki, risk almayı seven, "panache" dolu ataklarından biriyle 2. Etapbı kazanıp Sarı Mayo'yu giymesi, onu ve ekibini şahlandırmış olmalı. Dün ilk defa deneiği pavélerde son derece rahattı. Her sektörde arkadakilerle farkı açtı, Lars Boom'u kovalaması artık gerekmeyene kadar da peşinden ayrılmadı. Gerçekten Fuglsang ve Westra'yla beraber Nibali'ye çok büyük bir "chapeau!" Fransa Turu'nu kazandı diyemeyiz belki ama başkasının kazanmasını çok zorlaştırdı.





23 Ağustos 2013 Cuma

La Vuelta...Alçakgönüllü Münzevi



Vuelta yazısına oturduğuma göre yaz sonu yaklaştı demektir. Gölgeler uzamaya, günler kısalmaya başladı. Bu yaz mevsiminden hiçbir şey anlamadım. Haziran'ı zaten yazdan saymıyorum; bütçeyi tutturduk mı, bebeler sınıfı geçecek mi diye heba olan bir ay. Temmuz'u da Fransa Turu'na kurban verdik. Ağustos'ta da iptal edilen tatil planı yüzünden İstanbul'a takılı (tıkılı) kaldık. Ama Eylül'den umut kesilmez, bir şeyler olur illa ki. Olumlu düşünecek, pozitif olacaksın. Sonbaharın hüznüne kapılmamaya Vuelta yardım edecek. 

1995'e kadar takvim yılının ilk Büyük Tur'u olan Vuelta, o sene Eylül ayına atıldığından beri "multi purpose" bir tur haline geldi. Genç ve istidatlı etap yarışçılarının büyük sahneye ilk çıkışları, Dünya Şampiyonası'na hazırlanan pedalların form tutma yeri, doping cezası veya sakatlıktan dönen şöhretlerin, çok dikkat çekmeden kendilerini tartacakları bir platform özelliği sunuyor. Bu sene, Fransa Turu'nda hüsran olanlardan bazıları da karizmayı toparlamak için katılıyorlar. Eylül ayının hüznü ve Endülüs bozkırlarını da ekleyince, Vuelta 'ya kahvede pişpirikle gününü geçiren bir tekaüt muamelesi yapılıyor ama asla! Son 2-3 yıldır mükemmel mücadelelerin olduğu, şanlı şerefli bir yarış. 






Parkura Şöyle Bir Bakalım



Büyük Turlar'ın bu alçakgönüllü münzevisi bu sene 68. kez koşulacak. La Vuelta ülkenin kuzeybatısındaki Galiçya bölgesinde beş etapla başlayacak. Tour de France'ın sahibi A.S.O., Unipublic'e %50 ortak olduğundan beri, Vuelta'da bazı değişiklikler başladı. Biraz daha pazarlamaya, halkla ilişkilere dikkat ediliyor gibi. Hatta A.S.O., TdF'da yapmayı düşündüğü bazı değişiklikleri önce İspanya'da deniyor sanki. Geçen sene, Vuelta gece yapılan TTT ile başlamıştı hatırlarsanız. Bu sene de Fransa Turu gece (hadi peki "akşam" diyelim) koşulan Paris etabıyla bitti. TdF'ın "Grand Départ" diye adlandırdığı, yarışın seçilen bir bölgedeki 3 etapla başlaması alışkanlığı da bu sene Vuelta'ya ihraç edilmiş. Galiçya, Atlantik kıyıları daha zengin, iç kısımları ise tarıma dayalı bir ekonomi sonucu az gelişmiş, 2.8 milyonluk nüfusa sahip bir bölge. İspanya'nın yaşamakta olduğu derin ekonomik krizden etkilendiği için son zamanlarda pek keyfi yoktu, başkent Santiago de Compostela'daki hızlı tren kazasından sonra tam karalar bağladılar. Beş etaplık bisiklet bayramının bölgenin havasını biraz değiştirmesini umalım. 


Galiçya etapları

İspanya Bisiklet Turu'nda etaplar genelde daha kısa tutuluyor. Buna istisna ilk etaptaki takım saate karşı olacak. Son yıllarda, TTT'lerin daha kısa olmasına alışığız ama toplamda yalnızca iki TT olduğu için ses etmeyin (diğeri 11. Etap'taki 38 km'lik ITT). Takımlar Arousa Halici'nde bir tekneden start alacaklar (TDF/Porto Vecchio takım tanıtımı/podyuma tekneyle gelen sporcular. Çok yaratıcıyız valla!!!). İkinci etapta yarışın ilk zirve finişine tanık olacağız. 10 km ve %6.2 ortalamalı Alto de Monte da Groba in Baiona. Yokuşu çıkana kadar ancak okuruz! İlk 2 günde iki ayrı Kırmızı Mayo göreceğimiz kesin. Galiçya'daki 3. etap da yokuşla bitecek. tam bir sprint etabı gibi gözükmesine karşın sonuna bir Kat. 3 takmışlar. Zaten Vuelta '13, zirve finişi açısından bir rekor kıracak gibi gözüküyor. Toplamda onbir etap yokuşun tepesinde sonlanacak. Sprinterleri kaçıran da bu. 

Dördüncü etap dünyanın sonuna gidiyor! Harbiden... 186 km'lik inişli çıkışlı etap, kısa bir yokuş sonunda Finisterra "Etap Fin del Mundo"da huzura erecek. Bu gerzek Avrupalılar, anakaranın batıdaki her uç noktasına "finis terrae" (yeryüzünün sonu) adını veriyorlar. Fransa'da Finistere var, İngiltere'de Land's End var (hoş İngilizler "Avrupalı" denmesine bozulurlar ama biz işimize bakalım). Halbuki Avrupa'nın en batı noktası Portekiz'de (Cabo da Roca). Kolomb'un Hindistan'ı bulma saçmalığı kadar olmasa da idare eder bence... Bu AB'ye mi gireceğiz yani?? 


Dünyanın sonuna varıp hala bir sprint finiş görmemişsek, 5. Etap'ta muradımıza erebiliriz. Galiçya'dan ayrılıp Zamora bölgesine geçiyoruz. 168 km'lik etapta iki tane Kat 3. yokuş da var. Bir sonraki etap da Extremadura bölgesinin incisi Caceres'de sprintle bitecek. Ertesi gün ise Endülüs'te raks var. 194 km'lik parkur Sevilla'dan geçip Mairena de Aljarefe'de sprintle nihayet bulacak. Arka arkaya 3 etapla sprinterleri sakinleştiren Unipublic, sekizinci etabın sonuna koyduğu duvarla ortalığı bayram yerine çevirecek. 14.5 km'lik Penas Blancas* yokuşu (google "Beyaz Cezalar" diyor Türkçesi'ne?!) 970 mt irtifa kazanıyor. Genel klasmancıların gerçekten itişmeye başlayacakları yer burası. 9. Etap Valdepenas de Jaen'in %30'luk kısa rampasında son buluyor. Ciddi zaman kayıpları olabilir. Dinlenme gününden önceki son etap ise oldukça sert. Önce Kat.1 "Monachil" (8.5km-%7.7), sonra da "Especial" (HC gibi) sınıfında bulunan Alto de Hazallanas (15.5km-%5.5). % 5.5 dediğine kanmayın, son yedi kilometrenin ortalama eğimi %9.2... Muy especial!! 

10. Etap'tan sonra ilk dinlenme günü geliyor. Kafile uçakla Endülüs'den Aragon bölgesine geçecek. Lojistik kolaylığı da göz önüne alarak Tarazona'da yarışın tek ITTsi koşulacak. Kat 3. bir yokuş var, ilk bölüm çıkış, son kısım inişli (38.8 km). Nibali, Purito, Uran, Valverde kozlarını paylaşacaklar. Profil (parkuru tam bilemediğim için) GK'cılara uygun gibi gözüküyor. Ama iniş bölümünde güçlerini ortaya koyabilecekleri uzun düzlükler varsa TT uzmanları da iddialı olabilirler. Ertesi gün, TT'de dinlenmiş sprinterler için düz bir etap konmuş. Keza 13. Etap da yüksek tempolu bir sprint finişe sahne olacak bir profile sahip. 

14. Etap'ta Vuelta Pireneler'e doğru pedal basacak. Parkurun ortalarında Andorra'ya geçilecek. Bir adet ESP yokuş (26 km-%5.2), iki tane Kat.2 ve son olarak da bir kalem Kat.1 olmak üzere ceman dört tırmanışla yarış Collada dela Gallina'da bitecek. 2012'de burada biten etabı A. Valverde kazanmıştı. 15. Etap, İspanya Turu'nun en uzun parkuruna sahip. 232.5 km boyunca dört tane Kat.1 tırmanış var. Bunlardan biri Porte de Bales (evet Fransa'dayız). Andy Schleck'in meş'um "Chaingate" hadisesinin geçtiği yokuş. Etabın finişi Col de Peyragudes'de olacak ve burayı da çok iyi hatırlıyoruz: "Kaçan Valverde'yi kovalayan Chris Froome, ona yetişemeyen Bradley Wiggins'e ters ters bakıyordu" desem? 


Chaingate, TDF 2010
  
Froome ve Wiggins, Peyragudes 2012



Bir etap boyunca Fransa Turu'nun yakın geçmişindeki iki unutulmaz olaya referans veren Vuelta bence ketenpereye geliyor. Kendi yarışına, tarihine referans vermek varken insanlara yılın en büyük yarışını hatırlatmanın nasıl bir pazarlama stratejisinin parçası olduğunu biri açıklarsa çok sevinirim. Ama cep delik, cepken delik olunca, namerdin %50 ortaklıkla koyduğu paranın kölesi oluyorsun. Allah parasızlığın canını almadı ki!! 


Vuelta'da bu sene dağlar bitmiyor. Toplam 11 zirve finişi var. Arka arkaya dördüncü dağ etabı 9 Eylül'de koşulacak. Parkur kısa (147km) ama kısa yokuş etapları hareketli geçer. 3 gündür dağlarda helak olan bisikletçiler dinlenme günü öncesi olası ataklara direnmek zorundalar netekim. İkinci dinlenme gününden sonra sprinterlerin alabileceği sakin bir etapla Vuleta'nın kreşendosu başlayacak (Calahorra-Burgos, 189km). 17. Etap'ta yeni bir yokuş var: Pena Cabarga. 6 km ve %9.4 eğimle Angliru'nun küçük kardeşi gibi gözüküyor. Ama oraya gelmeden önce 4 yokuş kapısı daha geçilecek. Bu sene La Vuelta'da doping çıkmazsa çok şaşıracağım. Parkur müthiş sert hazırlanmış. Eylül ayının 13. Cuma'sı çok sert bir etap gibi gözükmese de son kısmında yine Kat.1 zirve finişiyle sonlanacak (Alto del Naranco: 6.1 km/%5.3). 

Ve geliyoruz Angliru'ya. Kendimi aslanların yiyeceği gladyatörleri seyreden Romalılar'a en yakın hissettiğim yerlerden biri bu yokuş. 12.2 km, %10.2. En sert bölümü %24 eğimli. Cehennemin ta kendisi. İlk kez 1999'da kullanıldı. Yağış altında çıkılan 2002 Vuelta'da, takım arabaları kaygan zeminde patinaj yapıp hareket edememişler ve yarışçılar patlak lastiklerle etabı bitirmişlerdi. Bana bu derece sert yokuşlar biraz abartılı geliyor ama seyir zevki açısından güzel olduğu su götürmez. Alto de L'Angliru bitene kadar yarış bitmiş sayılmaz. O 12 km'de insan 3-4 dakika bile fark yiyebilir. Ama yokuşun dikliğinden dolayı atak yapmanın (ve sürdürmenin) çok zor olduğu da bir gerçek. Favorilerden o gün havasında olmayan varsa podyumu bile kaybedebilir. 

Yarış, her zamanki gibi başkentte koşulacak şan ve şeref etabıyla son buluyor. Madrit sokaklarındaki yedi turun bitimiyle beraber Vuelta a Espana'nın yeni şampiyonu tarihe geçmiş olacak.

Kırmızı Mayo'ya Tedirgin Bir Bakış 


Neden tedirgin? E çünkü "aççık seççik" işaret edeceğimiz bir favori/favoriler yok. Üstelik bu kadar dağlık bir yarışta her şey olabilir. Liderlerden birisi kötü bir gün geçirse 2 dakika fark yemesi işten değil. Hesap kitaba gelmez bir durum. Ama ilk ağızda sayabileceklerimiz Vincenzo Nibali, A.Valverde, J.Rodriguez ve Sergio Henao olmalı. Gönül Henao'dan önce Rigoberto Uran'ı yazmak isterdi ama Uran OPQS'e transfer olduğu için Vuelta'da biraz "Judas" muamelesi görecek. Team Sky Sergio Henao'yu lider olarak getiriyor. Uran'ın uysal bir Kolombiyalı portresi çizip çizmeyeceği soru işareti... Ben Henao için çalışsa da -Quintana usulü- zirveyi zorlayacağını hatta etap kazanmak isteyeceğini düşünüyorum. Sky'ın Wiggo-Froome'dan sonra bir de Henao-Uran belirsizliği ile uğraşacak olması gereksiz bir baş ağrısı. 




Vincenzo Nibali çok iyi bir takımla geliyor Vuelta'ya. Ama sanırım Giro'daki form seviyesinin altında başlayacak. Brescia'da Pembe Mayo'yu giydikten sonra iki ay yarışmadı, ardından katıldığı Polonya Turu'nda ise resmen süründü. 2 hafta önce Burgos Turu'nda üçüncü olması bacakların tekrar çalşmaya başladığını gösteriyor fakat İtalya Turu'ndaki kadar motive mi emin değilim. Kesin favori diyemeyiz ama kazanamazsa eleştiri oklarına karşı durması gerek. Nibali'nin yakıcı bir hırsı yok. "Valla denedim olmadı, Fransa Turu'na bakacağım" diye kestirip atabilir de. Üstelik Eylül sonunda Floransa'da Dünya Şampiyonası var, B-planı hesabı onu kazanmaya çalışmak da Vuelta'daki olası bir başarısızlığı önemsiz kılar. Astana ise dağlarda Vincenzo'ya her tür desteği verebilecek kapasitede: Fuglsang, -düşmezse- Brajkoviç, Tiralongo, Vanotti, Kangert.... Daha ne olsun?  


Ben de kazandım
Nibali'nin ardından Fransa Turu gazileri Valverde ve Rodriguez iddialılar. Geçen seneyi 2. ve 3. bitirmişlerdi. Bu yüzden ikisini beraber düşünmek hoşuma gidiyor. Fuentes neslinin son İspanyolları'ndan. Bir nevi kader yoldaşı gibiler. İkisinin sohbetine dikiz atttığım güzel bir anım da var Ajaccio'da. Performanslarının, geçen sene gibi, birbirine yakın olmasını bekliyorum. Valverde ITT'de Rodrigez'den biraz daha iyi ama Purito da sert yokuş sprintlerinde Alejandro'dan üstün. Etap sonlarında zaman bonusu olması da Rodriguez'in lehine bir nokta. Geçen yıl son 150-200 mt'deki eforlarıyla 10'ar saniye kazanarak Contador'u uyuz etmişti. 

Purito katıldığı son 3 Büyük Tur'da podyumda yer almıştı artık en üst basamağı istiyor. Nibali'den sıyrılırsa bu mümkün fakat acaba Fransa'nın yorgunluğunu atıp forma girdi mi?? Valverde ise Grand Tour zaferleri ve podyumları olan bir isim olmasına karşın aynı soru onun için de geçerli. Üstelik bu kez yanında Quintana da yok. Yokuşlarda Eros Capecchi ve performansı üst düzeyde olması gereken Sylvester Szymyd'in çok iyi çalışmaları gerekecek. 


"E bende de var işte!!"
"Hadi len Purito..."


Geliyoruz Kolombiyalılar'a... Dave Brailsford Uran'ı geriye çekip Sergio Henao'yu ortaya sürdü. Anlaşılacak bir karar ama World Tour puanlarının gelecek seneye yansımasını düşünerek Giro ikincisine ket vurulması hoşuma gitmiyor. Uran lider olsaydı yarışı kazanma olasılığı çok yüksekti. Henao da çok iyi bir etap yarışçısı aslında ama sanki Rigo'dan hala bir tık aşağıda. Giro'da Wiggins için kaybettiği zamanlara karşın 16. oldu. Bask Turu'na üçüncü, Polonya'da beşinciliği var. Amstel ve Fleche Wallonne'da da dikkati çeken dereceler yaptı. Uran'ın milli hislerle ona yardım etmesine çok ihtiyacı var. Rigo "adam gibi adam" sıfatını hakeder mi yoksa kendi yarışını mı koşar acaba? Zis iz dı kuesçın! Henao'ya Kiryenka ve Cataldo da yardım edecekler. Bence genel klasmanı kazanamaz. Ama Giro 2014'de Sky'ın lideri olabilecek bir performans ortaya koyacak lakin o noktada da Richie Porte'ye tosluyor. Gelecek Vuelta'ya kadar homurdanacak gibi... 

Performansı merak edilen, hatta memleketimizde küçük ama tutukulu bir hayran kitlesine sahip bir başka "escarabajo" da 24 yaşındaki Carlos Betancur (Ag2R). Giro'daki beşinciliği onu da anmamızı gerektiriyor elbette. Takım desteği konusunda sıkıntısı var. Nocentini ve Pozzovivo'nun kendilerini düşüneceklerini varsayarsak, Carlos rakip trenlere yamanıp "değerli bir yalnızlık"tan iş çıkarmaya çalışacak. Aslan yeleli Betancur öncelikle etap kazanarak üstüne asılmaya çalışılan "Poulidor" etiketinden kurtulmak isteyecektir. 


Vuelta öncesi en üzücü haber Euskaltel Euskadi'nin bu sene sonu kapanacağını öğrenmek oldu. Turuncu mayoları ve ORBEA Orca'larıyla hafızamıza kazınan Bask takımı, sponsor fonlarının suyunu çekmesi sonucu 20 yıl sonra yollardan çekilecek. İki yıl önce, Bilbao'da, Igor Anton'un kazandığı etabı izlerken Basklıklar'ın takımlarını ne kadar sevdiklerine tanık olmuştum. Vuelta '13 onların son büyük turu olacak. Bu nedenle Euskaltel'in çok agresif olmasını beklemeliyiz. Yarışçıların gelecek sene kendilerine takım bulmak için de kişisel olarak çok motive olacakları kesin. Igor Anton kendi topraklarında bir etap daha isterken Mikel Nieve -bir başka Tour gazisi olmasına karşın- yine ilk 10'da olmaya çalışacak. Bisiklete binerken geçmişte kalmış mayoları giymeyi daha çok seviyorum. Gelecek sene için turuncu mayo siparişi kaçınılmaz. Adios Euskaltel!! 



Turuncuya veda ediyoruz... :-(


Belkin de B.Mollema ve L.Ten Dam ikilisiyle iddiasını ortaya koymaya çalışacak. Ancak ikisi için de bazı yokuşların çok sert geleceğini düşünüyorum. Yarışın hep içinde olacaklar ama eğim %10'lara çıktığında yavaş yavaş geriye kayacaklardır. Takımın bir önceliği de Theo Bos'a sprint kazandırmak olacak. Cavendish, Greipel ve Kittel'in gelmedikleri bir yarışta başaltı sprinterlerini ilgiyle izleyeceğiz. 


Mollema & Ten Dam tandemi!



Radio Shack de bu ismiyle son Büyük Tur'unu koşacak. Takım gayet iyi aslında ama lider yok. Cancellara Floransa için antrenman yapacak, Zubeldia, Busche ve Chris Horner da "Yahu bir şey yaparlar mı acaba?" diye yıllardır kesemediğimiz umudumuzu tekrar kaşıyıp geri düşecekler. Tersi olur da genel klasmanda iddialı bir RSLT ile karşılaşırsak gerçekten şaşıracağım.


Chris Horner & Matthew Busche



Eski kurtlardan Ivan Basso ve Michele Scarponi de yarıştalar. Onlardan hala bir Büyük Tur zaferi bekliyor musun derseniz, hayır  beklemiyorum. Ama Ivan Basso'nun mesleğine saygı olarak biraz kendini göstermesi gerek. Yıllardır sıfır "panache" ile devam ediyor. Sıkılmaya başladım. Scarponi ise her zaman atak yapmayı seven kişiliğiyle yarışa renk katar inşallah. Ama artık yaşlandı. 

Bjaerne Riis Contador'u Vuelta'da yarıştırmayı çok istedi ama Alberto oralı bile olmadı. Roman Kreuziger, Nicholas Roche ve Rafal Majka'lı bir ekiple GK yarışına bir yerinden  tutunmaları normaldir. Roche'a çok şans vermesem de Majka ve lider olarak Kreuziger'in ne yapacaklarını merak ediyorum.

Diğer ilginç isimler arasında Daniel Moreno (KAT), Dan Martin (GAR), Jelle Vanendert (LOT) ile Vacansoleil üçlüsü De Gendt, Poels ve Westra bulunuyorlar. De Gendt'i Stelvio 2012'den beri bekliyoruz, hadi artık Thomas! Dan Martin'in etap kovalayacağını, Tour'a katılamayan Vanendert'in de kendini genel klasmanda göstermeye çalışacağını düşünüyorum. Moreno her zaman dikkat edilmesi gereken harika bir bisikletçi. Domestik görevinden kaytarıp zirve finişlerinden birini almaya çalışırsa şaşırmam. Rodriguez erken patlarsa Katusha'nın ikinci kozu olarak öne çıkacaktır (geçen sene beşinci oldu, boru değil!!). 

Son olarak Thibaut Pinot için bir parantez açalım. TdF'de moralman çöken Fransız yokuşçunun toparlanması için bu yarış çok önemli. Kafasından iniş korkusunu atmış bir Pinot yarışa zevk katar. Ama bu yarışta da beynindeki şeytanlara yenilirse korkarım içinden çıkması zor bir kısır döngüye girip kariyerini tehlikeye atabilir... Aman diyeyim. 

Siz bakmayın Vuelta'nın ciddiye alınmadığına. Sporcuların en sevdiği Büyük Tur'dur. Stresi az, sade, etap başlangıç saatleri uygun, halk ilgisinin insanı ezmediği, dediğim gibi, alçakgönüllü bir yarıştır. Hatırlayacaksınız, 2012'nin en güzel mücadelesini İspanya'da gördük. Bu sene de farklı olmayacak. Çok favorili açık bir yarış, biz izleyicilerin arayıp da bulamadığı şey. Cumartesi akşam başlıyor. İlgi ve bilginize sunarım!! 









*:Peñas Blancas: İspanya uzmanımız @ata_atay  "penas"'ın aslında "penyas" okunan o üstünde dalga işaretli N harfiyle (Ñ) yazıldığını ve anlamının da "Beyaz Kayalıklar" olduğunu bildirdi. Google'dan iyi mi bilecek??