Cadel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cadel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Kazananlar...Kaybedenler... Fransa Turu 2013




 Ne tembellik ne tembellik.... Şu yazının 3 hafta önce bitmesi gerekiyordu. Aslında çoğu bitmişti ama sıra bazı "kaybedenler"e gelince takıldım. İyiyi, güzeli yazmak daha kolay sanırım. Fransa Turu'nu o kadar yoğun yaşadıktan sonra, bir bezginlik de çöküyor, itiraf etmem gerek. "Her şey oldu bitti işte, ne söylenebilir ki?" kurdu kafaya girince yazı yürümüyor. Neyse, çok geç kaldım ama en azından bir okuyucuya verilmiş sözü tutmam gerekiyordu. 

Bu yazıda Fransa Turu'nun kazanan ve kaybedenlerine bakmaya çalışacağım. Aslında bu yarışı bitirebilmek bile büyük bir başarı olduğundan 169 kişinin hepsini kazananlar tarafına yazmak gerek. Fakat, yarışa belli bir beklentiyle giren, iddiasını yarış öncesi ortaya koyanlar olduğuna göre, onların aldığı sonuçlara göre bir sıralama yapabiliriz sanırım. Elbette tam bir liste olmayacak, süzgeçin üstünde kalanları yazacağım. 

Önce kazananlara bakalım: 




Chris Froome: Fransa Turu fatihinin dedikodusunu daha önce yapmıştım. Ekleyecek fazla şey yok. Froome gerçekten tüm rakiplerinin bir gömlek üstündeydi. Team Sky'ın yarıştaki hata ve zayıflıklarına karşın, kendi gücüyle (R. Porte'un da desteğiyle) tüm atak ve karşı taktiklere direndi. En iyi TT'ci ve yokuşçuydu. Kazanamayacağı bir parkur yok gibi duruyor. Yine de, Sky ve Froome, yarışı seyredenlerin saygısını kazandılar ama sempati kısmından emin değilim. Özellikle takımın hal ve tavırlarından, beni uyuz eden, ukala ve kasıntı titreşimler alıyorum. Froome ise -görünenin arkasına bakıp, kişiliğini daha iyi tanıdıkça- zamanla kalpleri fethedecek gibi duruyor. Halkla ilişkiler konusunda tecrübelenmesi ve bu konuda -Team Sky kanunlarını bypass ederek- bir danışmanla çalışması şart. Önceki yazıda bahsettiğim diğer rezervlerim baki kalmak üzere başını hafifçe okşuyorum... 

Nairo Quintana: Kanımca TDF 2013'ün en büyük "keşfi" Quintana oldu. İşi bilenler 2012'den beri ondan bahsediyorlardı aslında. Yine de, en güçlü performansını Temmuz ayında göstererek yeni bir yıldız oldu. Kolombiyalılar, 1980'lerde de Fransa Turu'nda esip gürlemişlerdi ama bu defa resmen yağdı. 23 yaşında, hem GK ikinciliği, hem Benekli Mayo, hem de Beyaz Mayo kazanmak az buz iş değil. Quintana, yol bisikletinin klasik öyküsüne sahip. Fakir bir ailenin, okula gitmek için bisikletiyle dağlar aşmak zorunda kalan kavruk evladı (İsmail Burak Bal'ın yazısını hatırlayalım). Böyle bir sürü hikaye var aslında duymadığımız. Nairo'nun şansı, potansiyelini gören ve itekleyen babası, bisiklet kültürü zengin bir ülkenin evladı olması, fırsatları kullanacak zeka ve iradeyi göstermesiydi. Aslında TdF'a, Valverde'nin baş domsetiği olarak geldi ama liderinin yaşadığı sorunlardan sonra önü açıldı ve potansiyelini gösterdi. Artık yapması gereken daha çok çalışmak, daha iyi bir TT'ci olmak, İngilizce öğrenmek ve 2-3 yıl sabretmek. Bu duygularla,  Nairo'nun yanaklarını şefkatle sıkıp sıkıp bırakıyorum. 




Peter Sagan: İki yılda iki Yeşil Mayo... Adam bana bile satın aldırdı sonunda fıstık yeşili formayı. Hem sprinter, hem yokuş çıkabiliyor. Öküz gibi güçlü ve fırlama. O da 90'lar kuşağının en iyilerinden olacak. Özellikle Bahar Klasikleri için taktiksel anlamda daha gelişmesi gerekse bile Fransa Turu puan klasmanını uzun yıllar kimseye bırakmayacak gibi duruyor. Tarihe çok büyük bir bisikletçi olarak geçeceği kesin. Fırlamalığını karizmayla tamamlarsa reklamcıların da bir numaralı yıldızı olacak. Onu "Aferin lan Peter!" diyerek ensesine şaplakla ödüllendiriyorum. 

Joaquim Rodriguez: Purito yine kazanamadı ama son üç Büyük Tur'un podyumunda yer almayı başardı. Katusha'ya geçtiğinden beri aldığı paranın karşılığını veriyor. Bu Tour'da da, özellikle son hafta, en kuvvetli kalan 3 kişiden biriydi (Chris, Nairo). ITT'lerde eskiye göre daha az zaman kaybederek, yokuşlarda inat ve güçle karşı koyarak yarışın son gününde de Contador'u geçmeyi başararak Şanzelize'de kürsüye çıktı. Bundan sonra Vuelta'da koşacak. Dinlenmiş ve tekrar forma girmiş bir Rodriguez Kırmızı Mayo adayı olur. Bunu söylediğime inanamayarak elini sıkıyor ve sırtına dostça vuruyorum. 

Marcel Kittel: Geçen sene, ishalden dolayı yol kenarlarını batıra batıra yarıştan çekilen biri için 2013 Fransa Turu'ndan daha iyi bir geri dönüş olamazdı. Kittel sadece 4 etap kazanmadı, Sarı ve Yeşil Mayo'yu da giydi. Ayrıca sevimliliği, nezaketi, anti-doping söylemindeki tavrıyla da yol bisikletinin Almanya'da tekrar yükselişini sağlayacak gibi duruyor. Saçlar bir felaket ama gençliğine vermek gerek. Madem çok Türk arkadaşı var, alışkındır. Seni yanaklarından öpüyorum Marsel! 


Saçlara gel!!!


Roman Kreuziger: Kimileri lider doğar, kimileri liderliğe yükselir. Bazıları da gençken gösterdikleri o parlak ışığı zamanla kaybederler. Kreuziger kendi kuşağının en iyi genç etap yarışçılarından biriydi. 2004'de Gençler Dünya Şampiyonu olmuştu. 2008 ve 2009'da iki önemli tur kazandığında daha 23 yaşındaydı. Ancak Liquigas'da geçen 4 yıl bu iki zafer dışında ona fazla başarı getirmedi. Her zaman iyiydi ama "büyük" olmasını sağlayacak o küçücük kuvantum sıçramasını hiç yapamadı. 2011'de Astana'yla bir Giro Beyaz Mayo başarısı var ama Kazak takımı potansiyelli gençleri heder etmesiyle bilinen bir mecra. Hayal kırıklıklarıyla dolu 2 yıldan sonra "lider" olmaktan vazgeçti ve Contador'un baş domestiği olmayı seçti. Belki liderlik rolünün psikolojik baskısını kaldıramadı, belki antrenman programı yanlıştı. Bir adım geri atarak Contador'un kurmayı olmayı seçince şansı da döndü. Bir başdomestik için harika bir sezon geçiriyor. Amstel Gold gibi bir klasiği son derece akıllıca kazandı, İsviçre Turu'nda 3. oldu. Bence, Fransa Turu'nda, Contador'a defalarca yardım etmek için kendini helak etmese, yarışı beşinci sıra yerine Rodriguez'in önünde bitirebilirdi. Ama "yokuş domestikleri"nin kaderi bu. Çek sporcu bu görevi harika yaptı. Kreuziger eğer 30 yaşına doğru bir performans sıçraması yapıp "Paşa" olmazsa kurmay albaylıktan emekli olur, arada iyi de para kazanır. Militarist olmadığım için kendisine asker selamı vermiyorum, bir Budweiser Budvar ısmarlayıp elini sıkmakla yetiniyorum. 

Kreuziger ve Contador

Rui Costa & Movistar: Tam adı Rui Alberto Faria da Costa. 23 yaşında masmavi gözlü bir Portekizli. Costa da ne zamandır radarın altında uçanlardan. 2011'de Fransa Turu'nda da bir etap kazanmıştı. Son iki yıldır Tour de Suisse'in de GK şampiyonu. Bu sene Valvede ve Quintana'yla beraber TdF2013'e geldiğinde beklentiler, genel klasmandan çok etap peşinde koşacağı yönündeydi. Ancak Valverde'nin jantını kırdığı o meş'um 13. Etap'ta liderini bekleyip 10 dakika kaybetmeseydi klasmanda daha iddialı bir yere gelebilirdi diyenler de var. Ama işte bu noktada katman katman bisiklet sporu bir başka "yin ile yang" ikilemi daha sunuyor bize. Eğer klasmanda iddialı olsaydı iki harika etap kazanmasına izin verilmezdi (16. & 19. Etap). 


Rui Costa Movistar'da ikinci keman olmaya devam edecek mi?

Movistar takımı da Valverde'nin şanssızlığına fazla üzülmedi açıkçası. Giro'da 4 etap kazanmışlardı. Fransa'da da Rui Costa ve Nairo Quintana ile 3 etap zaferi, 2 mayo ve Genel Klasman ikinciliğini kazandılar. Takımın genlerinde bu var aslında. Banesto <=> Indurain desek sanırım yeterli olur. Caisse d'Epargne zamanında da siyah-kırmızı mayolarıyla az zafer kazanmadılar. 2008'den beri takımın başındaki Eusebio Unzué'nin önümüzde bir amacı daha olacak. Valverde'nin son döneminden bir Vuelta, Rui Costa'dan hem klasikçi hem genel klasmancı, Quintana'dan da bir Fransa turu şampiyonu çıkarmak... Rui Costa'yı tutabilirse elbette.

Orica GreenEdge: Yarışın daha ilk haftasında iki etap zaferi kazanan, 2 ayrı sporcusu dört gün boyunca Sarı Mayo'yu taşıyan kangurular yarışın bir başka kazananı oldu. İlk etaptaki otobüs faciası ve yarışın geri kalan bölümlerinde ortalarda gözükmemeleri methiyenin düzeyini daha da artırmama imkan vermiyor. Takım hala bir GK sporcusuna sahip değil, bu eksiklik hissediliyor. Simon Gerrans'ın, Calvi'de Sagan'ı sprintte geçmesi ne kadar iyi, güçlü ve "multi-disipliner" bir yarışçı olduğunu gösteriyor. Milano-Sanremo'da yeteneğini görmüştük zaten. Takımın şimdilik en büyük sıkıntısı ise sprinter Matthew Goss'un sessiz olması. Tüm takıma parmak arası terlik hediye ederek sıcakkanlılıklarına gönderme yapıyorum. 


Happy Aussies!!!



Mansiyonlar... Genelde resim ve öykü yarışmalarında "mansiyon kazananlar" olarak geçen "mansiyon", Fransızca'daki "mention honorable" lafından dilimize geçmiş. Aslen "[Adı] şerefle anılanlar" anlamına gelir ki bu daha güzel duruyor. Önce Richie Porte'u yazmak gerekir elbette. Çoğu yokuş etabında Froome'u tek başına çekti. İki etapta zaafiyet gösterdi ama L'Alpe d'Huez'de takım arabasına gidip, aldığı enerji jelleriyle liderini beslemesi bence Froome'a yarışı kazandırdı... 32 yaşındaki Cristophe Riblon yarışın en güzel, en mitik yokuşunu kazanırken son derece akıllı bir atak yaptı. Riblon -Polonya Turu'ndaki performansını da göz önüne alarak- yokuş etaplarında girdiği kaçış gruplarının korkulan ismi oldu artık. Sarı Mavic ayakkabılarından tanımaya gerek kalmadı artık, tüm seyredenler geniş omuzlu, kirli sakallı Riblon'u hemen ayırt ediyorlar... Jan Bakelants da RSLT'nin ışığı oldu. Ajaccio etabındaki zeki ve riskli kaçışı ona etap zaferi ve Sarı Mayo getirirken, yarış boyunca hep aktifti. Seneye Klasikler'de ona daha çok dikkat etmek gerekir... Matteo Trentin (OPQS) ve Dan Martin de (Garmin Sharp) kazandıkları etaplarla yarışa tat kattılar. Son bir mansiyon daha var ama o en aşağıda... 


Cristophe Riblon L'Alpe d'Huez'de kazandı ama Fransızlar'ın şerefini kurtaramadı


"Tamam hadi!! Kaybedenlere geçelim artık..." sesleri duyuyorum. İnsanoğlu böyle işte... Başarı yerine başarısızlığın hikayesini dinlemeyi tercih eder, kendine ait olmadığı sürece. Unutmayın ki, aşağıdaki isimler dünyanın en zor yarışını bitirmeyi becermiş süpermenlerdir. Herhangi bir Türk'ün Fransa Turu'nu, değil bitirmek, katılmayı bile daha başaramadığını hatırlatmak isterim. Ona göre okuyun, insaflı olun ;-)) 

Alberto Contador: Yarışın en büyük kaybedeni elbette. İkisi geri alınmış da olsa 7 Büyük Tur kazanmış bir sporcunun bu derece "ortalama" bir Fransa Turu geçirmesi herkesi şaşırttı. Contador'un, yokuşlarda alıştığımız hızlanışını hiç  göremedik. Hatta Mont Ventoux'da Froome'a sadece 30 metre dayanabildi. Dağlarda farkını koyamayan El Pistolero, ITT'lerde de eski formunda değildi (bu arada "Silahşör" lakabı ortadan yok oldu farkındaysanız, ama arka arkaya "Contador" yazmak istemeyen muharrir tabancanın ipine sarılmaya devam ediyor). Alberto, antrenörleri ve Riis, şapkayı önlerine koyup iflas eden paradigmayı nasıl değiştirecekleri düşünmek zorundalar. Şimdiki kadarki çalışma yöntemleriyle Froome'u geçmeleri mümkün değil. Yeni antrenman metotları mı geliştirirler, farklı performans artırıcı önlemleri mi uygulamaya alırlar bilemem (valla doping ironisi yapmıyorum). 

Aslında Alberto hala yarışlara büyük heyecan katmaya devam ediyor. 13. Etap'ta Froome'u tuzağa düşürmesi, Col de Sarenne inişinde atak yapması, yarışı ne kadar istediğini gösteren işaretlerdi. Ama yokuş yukarı değil de yokuş aşağı atak yapmaya başlamışsa sorun büyük demektir! Movistar'ın, Froome'u hedef almak yerine, Contador'u geçmeyi düşünerek Saxo ile ittifaktan kaçması da İspanyol sporcunun iyi bir derece almasını engelledi. Son olarak, "Büyük Turlar'ın son haftalarında daha formda olurum" diyen Alberto'ya biraz dudak kıvırmak gerek. Yarışın son yokuşu Semnoz'da Quintana ve Rodriguez onu perişan ettiler. Bunu da düşünmesini tavsiye ederek onun elini okşuyor ve soran bakışlarla bakıyorum... 




Alejandro Valverde: Aslında Valverde kariyerinin en iyi TdF'ını koştu demek hata olmaz. Ama bir bahtsızlığı var bu yarış özelinde. Mutlaka ve mutlaka başına bir şeyler geliyor. Bu defa da son derece anlamsız bir etapta jantını kırıp 9:54 kaybetti. Valverde, yaşı ve yeteneği itibarıyla artık Fransa Turu genel klasmanını kovalamayı bıraksa iyi olur. Yokuşlu klasikler, belki Vuelta ona daha uygun gibi gözüküyor. Zaten Vuelta 2013'e katılacak ama formunu tekrar kazanabilecek mi emin değilim. Purito'yla beraber yanyana çıkarlar yokuşları. Bir zamanlar çok sevdiğim bir yarışçıydı. Sonra o da doping batağına daldı, 2 yıl ceza aldı. Ama hiç özür dilemedi, suçlu olduğunu hep reddetti. İnanıyor muyuz? Nayır! O yüzden biraz buruğum kendisine. Zaten Ajaccio'da da suratıma bakmadı imza verirken. "Sana karşı eski hislerim yok artık Alejandro!!" Bu duygularla, ona bir tüp enerji jeli verip arkamı dönüyor ve uzaklaşıyorum. Anlayana...

La République Française: TdF'12'yi beş etap zaferi, Benekli Mayo ve ilk 10'da bir sporcuyla başı dik bitiren Fransızlar bu sene tek kelimeyle döküldüler. Ergenliği Fransız hocaların elinde heba olmuş biri olarak umurumda bile değil, beter olsunlar elbette, ama şaşırdığımı itiraf edeyim. Cristophe Riblon hariç hiçbirinden ciddi bir ışık göremedik. Sojasun, FdJeux ve Europcar yok hükmündeydiler. Teselli olarak söylenebilecek şey, gençler klasmanının ilk on sırasında 4 Fransız'ın oluşu ama en iyisi Quintana'nın 22 dakika gerisinde... Pierre Rolland'ın genel klasman hedefi balonmuş, kandırıldık. İki zamana karşı etapta toplam 11 dakika fark yiyen adam "Classement Genéral de Mon Cul"de yer bulabilir ancak. Thomas Voeckler ise bu sene "kontenjan senatörü" olarak yarıştı. Bol şov, sıfır netice. Ne bir atak, ne bir "panache", hiçbir şey görmedik. 


Thibaut Pinot, geride kalmış, ümitsiz


Tabii Europcar'ın durumu, FdJeux ve Thibaut Pinot'nun spektaküler çöküşü karşısında geri planda kaldı. Pinot geçen sene güzel bir etap kazanıp yarışı ilk 10'da bitirince Rolland ile beraber "Yeni Fransız umudu" olarak lanse edilmişti. Fransız basını her sene birini gazlıyor böyle. 2014'de yemem artık. Neyse... Pinot meğerse yokuş inemiyormuş, onu öğrendik. Tam olarak böyle değil aslında. Öğrendiğimiz "kırılgan" bir mental yapısı oldu. "Bazıları örümcek veya yılandan korkar, ben süratten korkuyorum, bu bir fobi" diye demeç verdi, aklım almadı. E geçen sene her yerden indin monşer? Gençken geçirdiği bir kazadan dolayı inişlerde hep gergin olduğunu söylüyor. Kafamızdaki şeytanlar bir zayıf anımızı kollar zaten. Pinot, Col de Pailheres inişinde mental olarak bloke olduğunu ve inemediğini söyledi. Gerisi de çorap söküğü gibi geldi. Bu psikolojik sorundan acilen kurtulması gerek. Yokuş çıkamazsan da bisikletçi olursun ama inemezsen?? Kendisine benim psikoloğun telefon numarasını verirken "Seneye halledersin, hiçbir şey için geç değil" diyorum... 

Cadel, Tejay ve BMC: BMC ve liderleri Tour'da öyle patladılar ki, toz bulutunda Andy Schleck'in 20.'liği bile dikkati çekmedi. Evans'ın, bu yaşında, Giro'yu da koştuktan sonra Fransa Turu'nda çok rekabetçi olması mucize olurdu, olmadı. Ama geçen senenin beşincisi VanGarderen'e ne olduğu büyük muamma. Mayıs ayında Kaliforniya Turu'nu kazanan Tejay'in, daha Pireneler'de liderin yarım saat gerisine düşmesi bana gizli bir virüsü düşündürdü ama daha bir açıklama yapılmış değil. Philippe Gilbert de kendinden beklenenleri gösteremedi. 


Evans bulanıktı ama asıl Tejay şaşırttı...

BMC, bu haliyle, birkaç yıl öncesinin Manchester City'si yada bu senenin Monaco'su gibi, çok para harcayıp fazla bir başarı elde edemeyen futbol takımlarına benziyor. Andy Rihs parasını istediği gibi saçabilir elbette, benim tavsiyeme ihtiyacı yok. Lakin takımda bir hedef eksikliği olduğu gözüküyor. John Lelangue'ın kovulmasına şaşırmamak gerek. Önemli olan yerine kimin geleceği ve BMC'nin nasıl bir takımla yoluna devam edeceği. Andy Rihs'ın elinden purosunu alıp küllükte sertçe söndürürken "Herr Rihs, was machen Sie allahaşkına?"diye kestirip atıyorum.  


Son mansiyonu sayın eşime ve kendime veriyorum. Kasım'da planladık, Temmuz'da gerçekleştirdik. Türk gibi başladık, İngiliz gibi bitirdik yeminlen. Programımız hiç aksamadı. Bütün etapları seyrettik. Karga sekmez, keçi geçmez virajlı yollardan, gece yarısı kafalar binbeşyüz (abart!) dönmeyi becerdik. Her akşam muntazaman içki içtik ama otele dönüp blogumuzu da yazdık. Fransız navigasyon aletine rağmen bir kere bile kaybolmadık. Akreditasyon kartlarını alamadığımızda kavga etmedik (program aksadı evet ama olur o kadar), güzel restoranlarda yemekler yedik. Yalnızca, son sabah, kiralık arabayı bırakacak park girişini bulamadık. Bizim gibi havaalanı parkını dolanıp duran bir salak daha vardı. Baktık ki adam İngiliz, sevindik. Standartı tutturmuşuz...   


17 Mayıs 2013 Cuma

Giro 2013 - 12. Etap...Wiggo Çıkar, Rigo Girer, Vincenzo Gider!




Giro'nun 12 etabını bitirdik. Yarın dağlara çıkacağımızdan, öncesinde turun fotoğrafını çekip durum değerlendirmesi yapmak istedim. 

Bu sabah, Genel Klasman'daki ilk on sporcu 4'21" içinde yer alıyor. Pembe Mayo Vincenzo Nibali'de (Astana). Sicilyalı'nın 41" gerisinde eski tüfek Cadel Evans (BMC), 2'04" arkada ise Rigoberto Uran(Sky Team) var. Yarışın büyük sürprizi, Bradley Wiggins (Sky Team). Bu seneki ilk ve en önemli hedef olarak Giro'yu belirleyen Wiggins'in performansı takım seviyesinin altında kalınca 12 yarış gününde beş dakikadan fazla zaman kaybetti ve dün Treviso'da teslim bayrağını çekti. Birkaç gündür hasta olduğu açıklanan Wiggo'nun bugün 13. Etap'a başlaması sürpriz olacak (TSİ 10:00 itibarıyla yarıştan ayrıldı)

Sir Bradley'in Giro kazanma formülü şöyleydi:  Ischia'daki TTT'yi kazanalım, 8. Etap'a kadar önlerde kalıp zaman kaybetmeyeyim, Saltara'da TT yeteneğimle 3'00" fark atıp liderliği alayım, dağlarda bu farkı koruyarak -veya yavaş yavaş kaybederek- "pembiş pembiş" Brescia'ya ulaşayım. Bu strateji geçen seneki Fransa Turu'nu da kazanmıştı ve bu derece güçlü bir takım/sporcu için mantıklı bir yaklaşımdı. Velakin, tüm savaş planları ilk kurşun atılınca çöpe gider misali, daha 2. Etap'ta hesap şaşmaya başladı. Team Sky TTT'yi kazanmasına karşın Astana'ya sadece 0'15" fark atabildi. Ama asıl sorun Sella San Bruno'da biten  4. Etap'ta Wiggo'nun diğer favorilere 0'17" kaybetmesi oldu. Son 3 km içindeki bir kaza nedeniyle geride kalan Wiggins'in itirazı haklı görülmedi. Ama asıl sorulması gereken finişe bu kadar yakınken arkalarda ne yaptığı olmalıydı. Sıkıntının yağmurdan kaynaklandığı 7. Etap'ta anlaşıldı. Son yokuş öncesi yine geride kalan Wiggins, Pescara inişinde bisikletin kontrolünü kaybetti ve düştü. Ama sorun düşmesi değil, düştükten sonra inişin geri kalanında Pinarello'sunu -kendi tabiriyle- "kız gibi" kullanışı oldu. Bu cinsiyet ayırımcı söylemin yanında Sir'ün karizmasını çizen 1'24"lük zaman kaybı oldu. 

"It's raining cats and dogs my dear!!"... Mealen "Başlatma lan kedinden köpeenden!!"


Murphy kanunlarına uygun olarak işler daha sonra da kötü gitmeye devam etti. Gabicce Mare - Saltara arasındaki 54km'lik ITT etabının Wiggo'yu rahatlatacağı düşünülüyordu.  Bu etap son yılların en uzun ITT'siydi ve Wiggins'in Giro'ya gelmesi için yem olarak kullanılmıştı. Ama parkurun özellikle ilk yarısı Bradley'e hiç uygun değildi, Wiggo etap sonunda Nibali'ye sadece 0'11" fark yapabildi. Pembe Mayo gelmemiş üstelik nezle ve göğüs enfeksiyonu başlamış, yem boğaza kaçmıştı. İlk zirve finişi Altopiano del Montasio'da da favorilere zaman yitiren Wiggo  yağmur, bolca yağmur, hep yağmurla uğraşırken dün de Treviso'ya üç dakika rötarlı geldi ve tüm şansını kaybetti. Bundan sonrası bizim değil Chris Froome'un sorunu. 

Geçen senenin şampiyonu Ryder Hesjedal da, Giro'ya harika başlamasına karşın, ITT'de 2'23", 9. Etap'ta 1'06", ilk zirve finişinde de 20 dakika kaybederek bütün umutlarını bitirdi. Hesjedal'ın ilk hafta hemen hemen her etap sonu atak yapması, rakiplerine zaman kaybettirmeye ve bonus saniyeleri kovalamasına karşın ITT ve ilk dağ etabında bu kadar kötü bir performans göstermesi çok şaşırtıcı oldu (lan durun bi bekleyin yazı bitsin Allahsızlar! Ryder da TSİ 10:06 itibarıyla çekilmiş)

Geliyoruz yaşlı kurt Cadel Evans'a. Usta hakikaten çok zekice ve güçlü yarışıyor. ITT dışında hiç zaman kaybetmedi, her etabın sonunda zaman primlerini kovaladı ve şimdilik son derece formda olduğunu gösterdi. Daha önümüzde çok zor etaplar bulunuyor, o nedenle temkinli konuşmakta fayda var. Üstelik parkur yokuşa döndüğü anda etrafında hiçbir takım arkadaşı kalmıyor Cuddle'ın. Bu iyi haber değil ama Evans tek başına da savaşabilen bir yarışçı. Giro'ya katılacağı bile belli değilken ferdi klasmanda ikinci devam etmesi takdire değer. Dün Jens Voigt'un AToC zaferini de okuduktan sonra yeni hashtag'imiz #oldmencanjump!!


                  -Sen daha doğmamıştın Vincenzo... Anafartalar'da Türkler'e karşı savaştım ben!
-"Mamma mia!! (Yok ebesi!!) 
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                        
Vincenzo Nibali yarışın Wiggo'dan sonraki en önemli favorisiydi. Saltara ITT'de son derece iyi bir zaman çıkardı. Geçen sezon sonundan beri zamana karşı disiplinini geliştirmeye uğraşıyordu, neticesini görmüş olduk. Montasio zirve finişinde de yarışı kontrol etti, ataklara cevap verdi ve kendi de bonus saniyeler için saldırdı. Oldukça güçlü gözüküyor. Derdi, yokuşlarda Astana'nın çabuk kesilmesi ve az sayıda domestikle tırmanması. En büyük rakibi, takımının gücünü de arkasına alan Rigoberto Uran olacak gibi.


 O kadar da yaşlı göstermiyo Cadel yaw...

Bu da bizi Uran Uran'a getiriyor. Sky'ın "Wiggo olmadı Rigo verelim" kararı elbette zorunluluk nedeniyle alındı ama işe yarayacak mı göreceğiz. Yol bisikleti sporunda kervan yolda pek düzülmez. Buna uğraşanlar genelde fiilin diğer anlamıyla başbaşa kalabiliyor. Uran, Nibali ve Cadel'den daha saf bir yokuşçu. Ancak Büyük Tur tecrübesi daha az. 2 dakikalık fark, hele de zaman bonuslarıyla rahatça kapatılabilir gözükmekle beraber, Sky'ın artık "saldırı" moduna geçmesi lazım. Buna da pek alışkın değiller. Üstelik, Astana ve Nibali artık önde tempo koşmak zorunda olmadıkları için son yokuşlara daha zinde gelecekler. Bu da Astana'nın defolarının daha az sırıtması demek. Uran ciddi bir rakiptir ve Pescara'da Wiggo'yu beklerken kaybettiği zamanlar için Brailsford ve Prens Charles'ın annelerinin hatırını soruyordur. Gesink'in elbet bir gün tökezleyeceğini düşünürsek, podyumda yer almak için tek rakibi Michele Scarponi. Eski şampiyon'da Saltara TT'de müthiş gözüktü, Montasio'da da zayıflık göstermedi. #oldmencanjump evet ama #MaybeTheyCantClimbThatWell diyelim ve Uran'a Brescia'da podyumu yakıştıralım. "Trofeo Senza Fine" zor.


Rigoberto Uran Uran... (nüfus memuru kekemeymiş) 


Dün Treviso'da sprint finişi kazanan Mark Cavendish yarış hayatının 100. zaferini elde etti. Yeni takımıyla tanışma ve alışma dönemi çok iyi geçmemiş ve Cav eleştirilerini yükseltmişti. Hatta Patrick lefevre sprint trenine Petacchi'yi bile transfer etmeye çalıştı panik içinde. ama Başta Gert Steegmans, OPQS'in vagonları Giro'da çok iyi çalıştılar. Cav şimdiye kadar koşulan 3 sprint etabını da rahat aldı. Cavendish dört gün sonra 28 yaşını bitirecek ve görünen o ki daha 5-6 yıl dünyanın en iyi sprinteri olarak kalacak.
Yarışta şimdiye kadarki en büyük faktör "meteoroloji" oldu. Mayıs'ta İtalya, Temmuz'da Fransa'ya benzemiyormuş meğerse. Bu ne yağmur kardeşim! İnculuz aslanını bile  pes ettirdi. Daha dağlara çıkacağız ve tahminler bolca yağış gösteriyor. Kar bile görebiliriz zirvelerde. Kötü havaya alışkın, iyi dinlenen, tedbirli, dayanıklı, zeki, çevik ve bisikletine hakim olanlarer öne çıkacak. Bu "risotto" daha çok su kaldırır. 

İlk 12 gün itibarıyla Polonyalılar da çok iyi gözüküyorlar. Hem Scarponi'nin baş domestiği P.Niemiec (Lampre), hem de Rafal Majka (Saxo-Tinkoff) dağlara ilk 10'da giriyorlar. Montasio'yu çok başarılı çıktılar, ITT'de de özellikle Niemiec iyiydi. Elbette asıl işi Scarponi'yi dağlarda kollamak ama TT'de hırs yapması, 33 yaşının baharında arzularına gem vurmayabileceğini düşündürüyor. Majka ise daha 24 yaşında ve ilk 20'de bile bitirse başarılı sayılacak. 

Yarışın bir başka hikayesi de Katusha oldu. İptal edilen ProTour lisansını CAS zoruyla geri alan takım hem iki etap zaferi, hem de Luca Paolini'nin sırtına geçirdiği Pembe Mayo'yla Ruslar'ın karizmasını kurtarmış oldu. 

Risalemizi kısa bir tahminle bitirelim. Bu pazar Galibier'de Pembe Mayo kimdeyse yarışı o kazanacak. Böyle de kesin konuşurum!  

Buon divertimento!!