Thevenet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Thevenet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2015 Salı

Parkur Gelir Bizlere (Fransa Bisiklet Turu 2015)



Temmuz sevgili bir ay. Geçmişte kalmış veya hala sevdiğim bir sürü insanın doğum günü bu ayda. Lise ve üniversite zamanı Temmuz’u daha çok takdir ederdim. Tatil demekti, deniz, güneş, kitap, laklak, futbol, nadiren de kızlar demekti Temmuz, yanında kankası Ağustos’la beraber. Ama uzun yıllardır deniz ve sıcak aklıma gelmiyor. Yılın bu bölümüne anlamını veren şey benim için Fransa Bisiklet Turu. Haziran başı gibi radarı açarım, Giro'dan sonra nadasa aldığım haber takipleri, analiz yazılarını didiklemeye başlarım. Dauphiné ve Tour de Suisse'e diğer yarışlardan farklı bir gözle bakarım (bu sene bir de Route du Sud çıktı). Abone olmama karşın, etap detaylarını gösteren dergileri Avrupa'ya giden dostlara bir kez daha ısmarlarım. Kütüphanemdeki bisiklet kitaplarına daha sık bakar olurum, birini alır birini yerine koyarım. Ben Tour'u böyle beklerim. 



Bu yazıda biraz parkura bakacağım. 3,360 kilometrelik bir yarış koşulacak. Yine iki dinlenme günü (Pau ve Gap kentlerinde) ve 21 etap var. 22 takım dokuzar sporcuyla yarışacak. Bu sene yokuşçulara uygun bir parkur var. Tek ITT var; o da ilk gün ve 14 km. Tek TTT ise 28 km ve 9. Etap'ta. Bunun dışında ASO 9 düz etap olduğunu söylüyor ama ben 4.5 tane sprint etabı ancak görüyorum (2, 5, 7, belki 13 ve 21). Toplam 7 dağ etabının beş tanesi zirve finişiyle sonlanacak. 

Fransa Turu'nu ve yol bisikletini seyretmeye yeni başlayacak hevesli arkadaşları yazıya devam etmeden önce @alparsla Bey'in nadide eseri


yazısına buyur edelim. Ardından isterlerse 
şuna da baksınlar ve risalemize öyle devam etsinler. 

Müdüriyet


Şimdi 2015 Fransa Bisiklet Turu'nun etaplarına bakalım. Bu sene Tour'u coğrafi olarak altı kısma ayırdım: 

Hollanda & Belçika, 
Kuzey Fransa, 
Bretonya, 
Pireneler, 
Masif Central ve 
Alpler 

Teker teker gidelim. Önce Double Dutch Bussss!!


HOLLANDA & BELÇİKA

1954 yılında, Fransa Turu ilk kez ülke dışından start almış, yarış Amsterdam’da başlamıştı. Seneler içinde birkaç kere daha Hollanda’dan start verildi. 2010 Rotterdam’dan beş yıl sonra yarış bu kez Utrecht’ten başlayacak. "Grand Départ" konsepti çerçevesinde ilk gün 13.8km'lik ITT koşulacak. Eskiden, bu kısa başlangıç etabına, uzun ve heyecanlı bir kitabın ilk sayfasını anımsatırcasına, “prolog” denirdi.  Prologu okuyan kitabın büyüsüne tutulur, son sayfayı bitirmeden artık duramazdı. Fransa Turu prologu da o işe yarardı. İlk gün, teker teker start alan yarışçıları görüp kim olduklarını, kısa kısa hikayelerini dinleyen seyirci, Tour hummasına yakalanır, artık üç hafta iyileşemezdi. Ama o güzel hislere ket vuruyorlar işte. Mesafe 8 km'den uzun diye 1. Etap demek zorundayız. Yine sekiz kilometre km yap, yine “prolog” de ne olur yani, ne değişir? Bir sürü şey gitgide değişiyor, geleneklerden vazgeçiliyor. Her şeyin bozulduğundan şikayet eden huysuz ihtiyarları anlıyorum, giderek onlardan biri olmaya başlıyorum. 

1. Etap - Utrecht-Utrecht (ITT)


2. Etap Utrecht’den yola çıkacak ve yüzyıllardır insan-doğa mücadelesinin en inatçı ama zarif şekilde yapıldığı Zeeland bölgesinde bitecek. Nederland veya Fransızca ismiyle “Pays-Bas “Alçak ülkeler/topraklar” demek.  Zeeland da zaten deniz toprakları demek. Bölge insanları, Maas, Rhine ve Schelde nehirlerinin Kuzey Denizi’ne döküldüğü, deniz seviyesinin altındaki bu deltayı, 800 yıldır, bataklıkları kurutarak, set ve baraj şebekesi kurarak kendilerine bir yaşam alanına çevirmeye çalışıyorlar. 1953’deki büyük selden sonra başlatılan “Deltawerken” projesiyle artık başardıklarını söyleyebiliriz… mi? Küresel ısınma sonucu, bu kez tüm dünya, hep beraber yeni bir mücadeleye girişmek zorunda kalabiliriz.

Etap, bu baraj ve set sistemi için inşa edilen suni bir adanın üstünde sprint finişle bitecek. Rüzgar batıdan ve sert olursa, meydana gelecek muhtemel eşelonlar yarışa heyecan katabilir. Yoksa başkaca bir olay beklenmiyor. Ama rüzgarlı ve yağmurlu olursa, kan gövdeyi götürür, Chris Froome düşer, şimdiden söyleyeyim. 


Hollanda’dan Fransa’ya gelmek için Belçika’dan geçmek gerek. E haliyle orada da bir etap lazım. ASO bölgede güzel yarışlar da düzenliyor biliyorsunuz. Fleche Wallonne’un bittiği Mur de Huy’ün %20’lik yokuşları iki gündür dümdüz topraklarda yarışan bacakları açmak için iyi gelir. Anvers – Huy arasındaki üçüncü etapta üç adet Kat4 yokuştan sonra Huy Duvarı (Mur de Huy) çıkılacak. Klasman favorileri ilk mermilerini atacaklar gibi duruyor ama Valverde 15 ayda üçüncü kez kazanır gibi geliyor bana. Purito’yu plase yazıyorum. Aynı parkur finalini hem Tour’da hem de bir Klasik’te koşmak ne demek görmüş olacağız. En az Fleche W. kadar heyecanlı bir finiş olacağı kesin.



KUZEY FRANSA 


Chris Froome dördüncü güne kadar hala düşmemişse, Seraing – Cambrai etabı ve son kısmındaki pavé sektörler tam ona göre*. Fransa Turu parkuruna ne zaman Paris-Roubaix’den kupleler konsa bir takım sıkıntılar yaşanıyor. Geçen sene Nibali’ye zaferi getiren en önemli farklardan biri, bu sektörlerde, Contador’un önünden yürüyüp gitmesi olmuştu (bir de Froome düşmüştü tabii, ehe he!). Bu sene de aynı şey olabilir mi? Froome’u pavé’de göremedik. Contador ise geçen yıl pek iyi bir resim sergilememişti.  233km’lik etapta -P-R uzmanları haricinde- moral motivasyonu en yüksek adam Vincenzo olacak. Pavé bölümlerin altı tanesi yarışın son 35 km’sine sıkışmış durumda. Bu noktada büyük bir mücadele başlayacak. Dolayısıyla ilk 200 km boyunca takım liderlerinin koruma altında kalması hayati önem taşıyacak. Yarışın başında meşhur Namur Kalesi (Citadelle de Namur) yokuşu da var. Yayın o kadar erken başlar mı bilemem ama manzara harika olur.  

5. Etap’ta I. Dünya Savaşı’nın, hatta harp tarihinin en kanlı çarpışmalarından Somme Savaşı’nın geçtiği yerlerde dolaşacağız. 1916’da dört ay içinde bir milyondan fazla kayba yol açan bu karşılıklı katliam yüzünden bölge toplu mezar ve anıt dolu. Arras - Amiens arasındaki 189.5 km boyunca bol bol göreceğiz. Etap büyük bir sürpriz olmazsa toplu sprintle bitecek.

Bir sonraki gün de deniz kenarında olacağız. Abbeville’den çıkıp LeHavre’a giderken üç tane Kat4 yokuş var. Ama asıl sıkıntı, Zeeland etabında olduğu gibi, denizden gelecek rüzgar olasılığı. Çapraz rüzgar geldi mi, pelotonu karıştırmayı düşünen kuvvetli bir takım da varsa (mesela Astana veya Etixx-QST) ortalık birbirine girebilir. Bu da yetmezse etabın sonunun 800mt’lik  %7 bir yokuş olduğunu söyleyeyim. Zafer sanki kaçış grubuna gider gibi duruyor, fakat son yokuşta Contador veya Nairo bir Alicengiz atağı yapmazsa ne olayım. Ne olayım? Bilemedim… 

6. Etap - Manzara harika


BRETONYA

Ve Breton topraklarına geldik. Denizin ve iklimin sertleştirdiği, çalışkan, az konuşan insanların yaşadığı, bisikletçinin hasını yetiştiren Bretonya. Geçmişinde Lucien Petit Breton, Jean Robic, Louison Bobet, Bernard Hinault gibi büyük şampiyonlar yetiştirmiş, bisiklete aşkla bağlı, yiğidin harman olduğu topraklar. Fransa’nın bu nadide bölgesinde üç etap koşulacak. İlki Livarot – Fougeres arasında bir sprint etabı. Bir özelliği yok (nasıl yok!! Ramazan'ın son Cuması) ama ASO ne güzel serpiştiriyor sprint etaplarını değil mi? 2., 5. ve 7. Etaplardaki sprint mücadeleleri Cavendish’in destan yazıp yazmadığını, Sagan’ın “top speed”inin eski seviyesine gelip gelmediğini gösterecek. Greipel, Bouhanni ,Kristoff, Démare ve Edvald B-H gibi başaltı pehlivanları da kendilerini göstermeye çalışacaklar.

11 Temmuz günü Rennes - Mur de Bretagne etabı koşulacak. Etabın iki önemli yeri var. İlki 50. km’de geçilecek Saint-Méen-Le-Grand kasabası. 1953-55 arasında üç kez Fransa Turu’nu kazanan Louison Bobet’nin doğum yeri. ASO bu “hat trick”in 60. yılı şerefine parkuru şampiyonun kasabasından geçirip zarif bir jest yapmış**. Etabın asıl mühim kısmı, sondaki Mur de Bretagne. 2011’de Cadel Evans’ın kazandığı etap hala gözümün önünde. Valverde’nin Nisan ayındaki Fleche galibiyeti gibi sprintsiz bir zaferdi. Contador başını taşlara vurmuştu son atağı geç yaptığı için. Bu kez zaman bonusu da var, o nedenle etabı kazanmak önemli olacak. Aslında Philippe Gilbert’e yazacaktım ama bu sene katılmıyor eşek. Van Avermaet ikinci olur, Froome düşer (!)



Bröton etaplarının sonuncusu, koşulma sırası itibarıyla ilginç. Vannes – Plumelec arasında 28 km’lik takım saate karşı etabı var. TTT genelde ilk 4 etap içinde koşulur biterdi. Neden? E daha yarış dışı kalan pek olmaz, her takımın 9 kişiyle yarışma şansı olsun diye. Bu sene ise TTT ta dokuzuncu etapta. En az iki üç takım ful kadroyla yarışamayacak. Üstüne bir de alışkın olmadığımız şekilde yokuşlu bir TTT olacak.  Başlangıç irtifası 28 mt’den iki kez 130 mt’lere çıkılacak. En sonda da 1.7 km uzunluğunda, %6.2’lik Cote de Cadoudal var. Takım zamana karşı etaplarında, zaman dördüncü sporcunun finişten geçişiyle belirlendiğinden, büyük olasılıkla, her takım son yokuşun dibine kadar tam kadro gelmeye çalışacak (ilk sekiz gün fire vermemişse). O son yokuşta da, özellikle GK favorisi takımların amacı en kötü 5 kişi finişe gelmek olacak. Yani, takımın en kötü 5. yokuşçusunu yukarı taşımak zorundalar. Bu nedenle Froome, Nibali ve Quintana’nın Cadoudal’de domestik gibi önde tempo verdiğini görürseniz şaşırmayın. Bu etap için en mühim kişi beşinci eleman*****.

Kafile TTT’den hemen sonra güneye uçacak. Fransa Turu’nun geleneksel dinlenme günü kenti Pau’da bir gün geçirip dağlara çıkmaya başlayacak.



PİRENELER

Dağların ilk bölümünde 3 etap var. İlki Tarbes – La Pierrre-Saint-Martin arasında. Tarbes, yüzbin nüfuslu bir Bask kenti. Pek bir özelliği yok, fasulyesi meşhurmuş. Etap aslında hiç de Pireneler'e yakışır şekilde başlamıyor. İlk 140 km boyunca sadece üç tane Kat4 tırmanış var. Hani, arkasına sprint finiş koysanız Cavendish Pireneler'deki ilk zaferini kazanabilir durumu var. Hal böyleyken, bölgenin kayak merkezi La Pierre-Saint-Martin parayı bastırınca, parkur direktörü Thierry Gouvenou da yokuşu çakmış. Bu ticarileşme sırasında, yokuşun aslen Col de Soudet olduğu gözden kaçmasın lütfen. Soudet çok sert ve eğimi sürekli değişen bir yokuş. Favoriler ve yokuşçular laylaylom 140 km gelip bir anda bu sert rampaya sarınca Bastille Günü havai fişeklerini görecekler.

Bagneres-de-Bigorre, Aspin, La Mongie, Tourmalet...  Kulağa şiir gibi geliyor. Bence bu yarışın en zor olmasa da en güzel etabı. 188 km uzunlukta ve Pau-Cauterets arasında koşulacak. Biri HC olmak üzere altı kategorize yokuş var. Tourmalet zirvesinden finişe kadar 40 km var, biraz daha kısa olsaydı Nibali ve Contador o yokuştan çok fena inerlerdi. İniş özürlü Froomie ve son Vuelta'da düşen Quintana'ya zaman takmak için harika olurdu. Düşük olasılık. Ama her durumda son yokuş Cauterets çok can yakacak. 6 km ve %5 olduğunu görüp “Ne var yahu?” demeyin, büyük aynakolda, yüksek tempoda çıkılacak bir yokuş. Bacaklar muhallebiye döner. 


12. Etap, 195 km'lik Lannemezan - Plateau de Beille***.  Fransa Turu’nda daha önceki beş Plateau finişinin dördünde, etabı kazanan Fransa Turu'nu da kazanmıştı. Bir nevi "Kingmaker" etap. Çok zor bir yokuş ama tüm profile karşıdan bakınca daha da korkutucu. Fabio Casartelli’nin 20. ölüm yıldönümünü anmak için önce Portet d’Aspet çıkılacak. Sonra iki tane Kat1 yokuş ve ardından 15.8 km’lik, %7.9 eğimli Plateau de Beille. Contador’un 2007’de burada etap kazandığını hatırlatayım. Müthiş savaşlar olacak, Froome kafasını iki yana sallaya sallaya ataklar yapacak, Quintana yüzünde hiç ifade değiştirmeden cevap verecek. Pireneler'in son etabında zevkten gebereceğiz inşallah! 



MASSIF CENTRAL

Fransa'nın ortasında, hafif güneye doğru 85.000km karelik bir bölge, jeolojik olarak çevresindeki yapıdan farklı olduğu için bu ismi almış. İlk duyduğumda sıfat ve ismin yerini karıştırmış, "Büyük Santral da ne ola?” diye düşünmüştüm. Halbuki doğru çeviri "Orta Kütle" veya "Merkez Kütlesi" olmalıydı. Masif Santral’in TdF için anlamı, Alpler’den Pireneler’e  doğru –veya ters yönde- kafilenin geçiş yolu üstünde olması. Fransa Turu için parkur hazırlanırken, geçiş düz, uzun ve sprintli etaplarla olsun istenirse güneyden (Carcasonne, Narbonne, Montpellier gibi), sert, yokuşlu ve cilveli olsun istenirse de Massif Central’den planlanır (hatta bazen Mont Ventoux’yu, çok bazen de Puy du Dome’u koyarlar, sertlik ve cilve zirve yapar). Bu yıl cilveli olacak, ossun bakalım.

Pirene sonrası ilk etap aslında kaçış grubuna bırakılsın diye tasarlanmış. Bayramın ilk günü**** Muret - Rodez arasında 198.5 km ve 3 kategorize yokuş var. Onların dışında da parkur sürekli çıkıp iniyor. Ama Astana (veya sürpriz planları seven başka bir takım) isterse bu etapta ortalığı dağıtabilir. Pelotondaki o panik havasını çok görmek isterim fakat sanki kaçış grubuna bırakırlar diye tahmin ediyorum. Etabın sonunda yarım kilometrelik %10 bir duvar var. Hem zafer hem de klasmanda birkaç saniye isteyenlere pek uygun bir fırsat veriyor.  




Ertesi günkü Rodez – Mende etabı hakkında çok konuşuluyor. Etap kısa ve sert iki yokuşla bitecek. Önce 2km, %5.9’luk Cote de Chabrits, hemen ardından da 3km ve %10’luk Croix Neuve. Çok can yakabilir, çok zaman kaybettirebilir. 2010’da buradaki etabı Purito kazanmıştı ama Contador baş rakibi Andy Schleck’e on saniye fark atmıştı. Her şey olabilir. Bir zamanlar, bir dağ yolunda yazdığı “Ayı çıkabülü, daş düşebülü!”

Mende – Valence etabı için toplu sprint beklentisi var ama 4 tane de sertçe yokuş var. Eğer sprinterler bu zorlukları aşarlarsa Valence’da şansları olacak. Finişe 60 km kala son yokuş %5.8 eğimli 8 km’lik Col de l’Escrinet. Tempo yükselirse Cav’ın pelotonun önüne geçip “Ya yavaş ulan!! Bize de bi şans verin be!” diye birilerine girişmesi olası.

Hayırlısıyla Büyük Santral’i eda eyleyip Alpler’le flörte başlıyoruz artık. Fransa Turu son ve en afili numarasını yapmak üzere…



ALPLER

Le Tour önce güneydeki Provence Alpleri’ne uğrayacak. İlk olarak 201 km’lik Bourg-de-Péage – Gap etabı var. Gap demek, Col de Manse’dan aşağı deli bir iniş demek. Kim bilir kaç kez seyrettik. Deli iniş deyince akla Nibali ve Contador geliyor ama Froome gelmiyor maalesef. Team Sky, liderinin bu defosunu kapatmak, diğer herkes de ortaya çıkarmak istiyor. Yokuşta geçemezsen inişte geç planı kesin denenecek. Son 13 km tırnak yedirir.  

Fransa Turu ikinci molasını Gap’da verdikten sonra yine bir efsanesini anacak. 1975’de Eddy Merckx altıncı TdF zaferine gidiyordu. Sarı Mayo üstündeydi ama Puy du Dome etabında  bir seyirciden böbreğine yumruk yemiş, Bernard Thévénet’ye 34” kaybetmişti. Ertesi gün, Nice – Pra-Loup etabında kaybettiği saniyeleri kazanma planı vardı. Col d’Allos zirvesinin inişinde tek başına atak yapmış,  Pra-Loup’ya önde başlamıştı. %6.5 eğime rağmen Pra-Loup çok uzun bir yokuş değildi. Merckx’in altı kilometreyi rahatça çıkıp etabı kazanacağı düşünülüyordu. Ama yokuşun ortasında Merckx bonkladı, yavaşladı. Arkadan gelen Thévénet yetişti, Merckx’i geçti. Etabı kazanırken Sarı Mayo’yu da giymişti. Aslında TdF 1975’in bundan sonrası da ilginç ama yerimiz müsait değil aziz okuyucu. O nedenle burada keseyim.

Evet 40 yıl sonra önce Col d’Allos, sonra Pra-Loup. Etap başından itibaren tırmanış dolu olacak. Benim tahminim, favorilerin bu etapta bir ateşkes uygulayacakları, gençler ve ikinci kemanlara şans tanıyacakları yönünde (17. Etap: Digne-les-Bains – Pra-Loup, 161 km). 



23 Temmuz’da işler iyice kızışmaya başlayacak diye klişe bir laf edeyim ama son iki güne bakınca sanki  favoriler enerjilerini biraz daha iktisatlı kullanırlar diye düşünüyorum. Yoksa çok baba, 21 km’lik Col du Glandon var. Ama etabın ortasına konmuş. Oraya gelene kadar beş tane Kat2 ve Kat3 yokuş var ama dediğim gibi çok olay çıkmaz gibi geliyor. Aptala malum olur mu göreceğiz. Etabın sonunda süper estetik ve sempatik yokuşumuz Lacets de Montvernier ilk kez Fransa Turu’nda arz-ı endam edecek.  Bu arada etabın ilk 60 km’si Napolyon Bonapart’ın Elba sürgününden Paris’e dönerken kullandığı, artık bir turist çelene dönüşmüş olan “Route Napoléon” üstünde. Paşamızın yolculuğunun 200. yılı şerefine parkura dahil edilmiş. Ama sevinçle kutluyor muyuz, saygıyla anıyor muyuz, ne yapıyoruz bilemedim.

Son iki Alp etabına geldik. 138 km’lik Saint-Jean-de-Maurienne – La Toussuire-Les Sybelles etabı benim Froome’a ilk gıcık olduğum yokuşta bitiyor. Hatırlarsınız: 2012 Temmuz… Önde Valverde etaba gidiyor, Froome Wiggo’yu çekiyor, Wiggo şişiyor, Froome Valverde’yi yakalamak için atak yapmaya çalışıyor, Wiggo “saçmalama” diyor, Froomie ters ters arkasına bakıyor “Hem çıkamıyorsun, hem beni engelliyorsun, hem de Tour’u kazanıyorsun” şeklinde. O günden beri yıldızımız barışmadı. Neyse… Etap profilini koyayım:
  


Glandon üstü Croix de Fer ve dahi Mollard ve illa ki da La Toussuire… 140 km’de herhalde 4000 m irtifa çıkılacak. Daha ne olsun. Froome, benim gibi yavşakların çenesini kapatmak için kazanmak isteyecektir.

20. Etabın ilk tasarımında Galibier ve L’Alpe d’Huez bir aradaydı. Ama birinden diğerine geçmek için kullanılan yol üstündeki tünellerde toprak kayması riski olduğundan parkur değiştirildi. L’Alpe d’Huez’den vazgeçilemeyeceğine göre Galibier feda edildi, yerine ters taraftan çıkılacak Croix de Fer kondu. 110 km’lik bir sprint dağ etabı, ne demekse artık… L’Alpe her zaman özel bir yer. Her zaman olsun istiyorum. Bourg d’Oisans’dan çıkıp Huez kasabası yoluna girecekler. Dağdaki 200.000 kişinin bağırışı altında, iki metre genişliğe kadar daralmış asfaltın üstünde, 14.7 kilometre ve 21 viraj boyunca son ve nihai savaşın tanığı olacağız. Çok kan dökülecek ve fakat kimse ölmeyecek. 


Son gün, Türkler’in hayırla anmadığı, porselenleriyle ünlü Sevres’den Paris’e Champs-Elysées’ye klasik kutlama etabı koşulacak. Cavendish ve diğer sprinterlerin son bir şansı daha olacak. Sonra 2015 Tour de France’ı kapatacağız.

Hepinize iyi seyirler.
SG/sg
30.6.15


*Parkur tanıtım yazısını birilerine takılmadan, kuru kuru yazınca çok tekdüze oluyor, yazar çok sıkılıyor,  sıkılınca da yazı takır tukur oluyor. Lütfen anlayışlı ol aziz okuyucu. Froome’la bir alıp veremediğim yok. Yarışı kazanacağını da tahmin ediyorum üstelik. Ama estetikten çok uzak bir sürüş stili olduğunu sen de kabul edersin. Her an, Men in Black filmindeki gibi, göğüs kafesi açılıp içinden antenli mantenli bir uzay böceği çıkacakmış gibi gidiyor. Tööbe tööbe…

**Louison Bobet’yi ben de unutmadım ve Temmuz ayındaki Socrates Dergi'ye onu ve kardeşi Jean’ı anlattım. Alın okuyun, adamı hasta etmeyin.

*** Lannemezan – Plateau de Beille yazınca şöyle bir duraklayıp düşüneceksin, 2002 ve 2004 aklına gelecek, kafanı iki yana sallayacaksın. Buruk bir gülümseme takılacak dudağının kenarına, hayalete bir selam sarkıtıp yazıya devam edeceksin. 

**** 17 Temmuz Ramazan'ın son cuması değilmiş (sert uyarı aşağıda). Bayramın ilk Cumasıymış. Bir gün için birbirimizi kırmayalım bence... Bu durumda Ramazan'ın son Cuması Livarot-Fougeres etabına denk geliyor.

***** Anlık hafıza çöküşü nedeniyle TTT'de takım zamanının, finişi 4. geçen sporcunun süresi temel alınarak hesaplandığını yazmıştım. Halbuki 5. sporcunun zamanı baz alınıyor. Düzeltir ve özür dilerim, başta @candanceylan olmak üzere, dürtenlere bilhassa teşekkür ederim. 



4 Temmuz 2013 Perşembe

Korsika Notları 3. Bölüm: Ajaccio-Calvi (The End)




 Sylvain Chavanel

Ajaccio finişinden sonra şehre inip mutad bar zıplamasını yaptıktan sonra, otelin yanındaki –aynı zamanda TDF sponsoru da olan- Courtepaille restoranına daldık. Arkamızda Katusha ekibi yemek yiyordu (sporcular yoktu). Yorgunluktan ölmüş durumda hesabı ödeyip çıkarken bir başka salonda da Cannondale takımının yemek yediğini gördük. Ben Deniz’e, o da bana baktı ve vazgeçtik. Deniz Sagan’ı görmediği için yanlarına gitmediğini söyledi ama, sanırım, benim gibi hem utandı, hem de o kadar ağır bir efor harcamış çocukları bir de resim/imza kaprisiyle yormak istemedi. Odamıza çıktık, yastığı zor bulduk. 


Contador (#91) ve takım imzaya gidiyor

1 Temmuz Pazartesi sabahı yataktan zor kalkabildik. İkişer Advil ve bol kahveyle ancak kendimize geldik. 10:30 gibi yola çıktığımızda Cannondale otobüsü çoktan gitmişti bile. Arabayı park ettikten sonra akreditasyon kartlarının bize sağladığı avantajla vurduk kendimizi Village’a. Sabah 11:00’de ikram edilen roze şarap, büyük olasılıkla domuzdan salam ve ekmekle kahvaltımızı yaptık. 10 dakika içinde günahın dibine vurmuştuk. İleride bir kalabalık görünce hanımı çeke çeke oraya götürdüm ki ne görelim? Bernard Hinault ve Bertrand Thevenet bir etkinlik bitirmişler ayrılıyorlar. Allah de! 

“Mösyö Hino, karımla bir resminizi alabilir miyim?”
“Vıy biyen sür!”


DG ve Bernard Hinault


“Vıy” diyen ağzını yirim senin!! Deniz’in resmini çektikten sonra B.Thevenet’ye sokulup ona da aynı soruyu sordum. Mösyö Thevenet ve Mösyö Günsal yan yana. KLİK! Çocuk gibi mutluydum. Ünlülerle resim çektirenleri burnu büyük bir edayla eleştirdiğim zamanlar için pişmanım. Bilememişim. Sonsuz zaman yolculuğunda, küçücük bir 20 gün sonunda Fransa Turu’nu kazanmış, 5 saniye içinde seni ve o KLİK’i unutacak bir adamın yanında fotoğraf çektirmek aslında gerçekten umurumda değil. Oturur bütün gece içersin, ya da beraber tekneyle okyanusu geçersin de ortak bir bağın olur, anlarım. Sanırım beni asıl duygulandıran, büyük bir başarının sahibine dokunacak kadar yaklaşmış olmak değildi. Aslında, Thevenet’nin vücudunda bir yerde hala duran o zafere yakın olmaktı önemli olan. O anı dijitalize etmek istiyordum. Biraz sonra Richie Porte’la resim çektirirken de, günümüzün en iyi performans sporcularından birinden ziyade, Paris-Nice zaferi, Col d’Eze ITT’si, yağmur, ter ve acıyla resim çektirmiş olacaktım. 


Bertrand Thévenet ve SG

Şarap ve domuzu affettirmek için “Boutique Officielle du Tour” dan torun torba ve dostlara hediyeler aldıktan sonra, sporcuları görmek için Village’dan ayrıldık (rengi değiştiğinden beri göz koyduğum Yeşil Mayo da çantanın dibinde yerini aldı). Takım otobüslerinin park ettiği, “halk”a kapalı “vatandaş”a açık bölgede Deniz’le dolaşmaya başladık. Yıllar içinde oluşturduğumuz konvansiyona göre birbirimizden ayrılıp gezmemiz gerek. İkimizin de öncelikleri farklı. Amstel Gold’da o 35 dakika RSNT otobüsünün kapısında Cancellara’yı beklemiş, ben ise imza törenini tercih etmiştim. Bu defa ise, ikimiz de önce Cannondale otobüsünü hedef aldık. Ortada sadece SuperSix EVO’lar vardı. Hiçbir kadına bu derece vahşi bir arzuyla bakmamışımdır. “Bike porn” falan diyorlar ya, halt etmişler. “Bike Porn”, SuperSix İmparatorluğu yanında, sınırlı sorumlu bir kooperatif gibi kalıyor. Şehvet, imrenme, ihtiras, yetersizlik arası tuhaf bir duygu halindeydim. Kadroyu, gidonu, aynakolu, jant ve frenleri gözlerimle önce yavaş, sonra sertçe okşuyorum. Yetmiyor ama yapacak bir şey yok… 


SuperSix EVO'nun klasik tarzdaki arka bölümü (#17:Moreno Moser)


OricaGE otobüsü önünde ısınan Stuart O’Grady ve arkadaşlarını seyrettikten sonra Team Sky tarafına geçtik. Pinarello Dogma’lar dizilmiş. Tam o anda Chris Froome otobüsten indi. Deniz direk resim çektirmek için hamle yaptı, Chris son derece nazik, reddetmedi. Eğer bu resmi mahvedersem evliliğimin büyük bir yara alacağını bildiğimden çok gergindim. Kadrajın sağı, solu, üstü ve altını iyice kontrol edip bastım düğmeye. Chris gözlerini kapatmış ama valla benim suçum değil. “Bir de benle çektirsene abi” demeye utandım maalesef. Ama hemen arkadan Richie Porte gelince geçiverdim yanına. Bisikletçilerin, hastalık korkusuyla kimseye dokunmamaya çalıştıklarını bildiğimden gayrı samimi bir poz oldu ama sorun değil. 



Ve ardından resmi geçit başladı kardeşim!! İmza vermeye giden her bisikletçi 10 cm yakınımdan geçtikçe kaç poz resim çektim bilmiyorum. Valverde, Contador, Greipel, Kittel... Kafamı sağdan sola çevirirken Cadel Evans’ı kaçırdım düşünün! Philippe Gilbert ve Bakelants’ın beraber güldükleri öyle bir poz yakaladım ki, karım yolculuğun en iyi resmi seçti (aktarma kablosu evde kaldı!). Dan Martin, Chavanel (anca arkadan yetiştim), Thibaut Pinot, Jerome Pineau, Zı Jensie, Cavendish…. Jeremy  Roy öyle sıkışık bir yerde yanımda kaldı ki eğilsem yanağına bi öpücük konduracağım, öyle severim iti. Ama makinayı yetiştiremedim, geçti gitti güneş kremi kokuları içinde...


A.Valverde


C.VandeVelde ve R.Hesjedal
Saat yaklaştıkça biz de start noktasına doğru ilerledik. Deniz, bir arada bekleyen sporcu grubuna yöneldi, ben arkada kaldım. Power Bar standının yanındaki koltuklarda oturan İspanyol tayfasının orada pozisyon aldım. Valverde, Purito, Moreno ve iki Euskaltelli muhabbetteydiler. Bariyerin arkasında bir teyze yırtına yırtına Valverde’den imza istiyordu, ama bizimki duymazdan geliyordu. Kalemi ve şapkayı alıp götürdüm, imzayı çaktı. “Grasias Alehandro!” (artık ilk adlarımızla hitap ediyoruz, o derece!). Keza bir başkası da Purito’dan imza istedi, “Purito, oğlum, kırma delikanlıyı!” diye ikna ettim. Sporculara habire “Good luck”, “bon şans” falan diyordum. Hepsi teşekkür ettiler ama, bana bakmadan, kim olduğumu görmeden. Yarı robotik bir durumdaydılar. Bir yandan bunları yaşarken, bir yandan da uzaktan kendimi seyrediyordum. “Valverde’ye şapka imzalattım”, “Burada ne işim var?”, “Lan ne şanslısın Sarper” “İnsan şansını kendi yaratır!” Hehehe yok deve! Ölene kadar mutlulukla, gülümseyerek, sevgiyle hatırlayacağım bir 30 dakika geçirdim Ajaccio’nun Miot Meydanı’nda.  



AC/DC’nin şarkılarıyla pelotonu yolcu ettikten sonra arabamıza binip Calvi’ye yola koyulduk. Ama trafik kalabalık olduğundan şehirden ancak bir saatte çıkabildik. Yol 30 km kadar normal gittikten sonra dağlara çıkmaya başladı. Yaklaşık 70 km boyunca sert virajlar ve dik yokuşlardan geçtik. Peloton, bir gün önce aynı yolu ters yönde geçmişti. Bisikletle çıkılması imkansız gözüken yokuşlar ve inanılmaz tehlikeli inişlerden sonra Corte’de yol normalleşti ve finişten yarım saat önce Calvi’ye vardık. Yine de 180 km’yi ancak 3 saatte alabilmiştik. Akşam aynı yolu karanlıkta döneceğim için hafif endişelendim, gerçekten çok zor bir yoldu. 


...Ve gidiyorlar


Calvi’de Ajaccio’daki kadar şanslı değildik. Finişin 50 mt ilerisinde ve kötü bir noktada yer bulabildik. Deniz aslında çok güzel bir açı yakalamıştı ama France TV kamerası gelince oradan kovuldu ve çok bozuldu. 

Açıkçası sprint finişi hiç görmedim. Sagan’ın kazanmadığını da 2 saat sonra öğrendim. Yarışı TV başında değil yerinde izleyince bu tip salaklıklar oluyor bazen. Benim görüş açımdan bakınca, sprint sonunda Sagan ve bir OricaGE sporcusu yanımdan ok gibi geçtiler. Slovenyalılar da çok tezahürat yapınca Sagan kazandı sandım. Daniel Mangeas arkada yırtınıyordu ama onu dinlemeyi bırakmıştım. Deniz ise Sagan’a doğrultmuş kamerayı, Gerrans’ı görmemiş bile. Saatler sonra resimlere bakarken “Simon Gerrans niye podyuma çıktı yaw?” diye kıllandık, sonra twitter’dan teyit ettik ki etabı Gerrans almış. Yuh olsun bize!! 


Bu resme göre kazanan kesin Sagan!!


Finiş sonrası Thomas Voeckler tam önümde durdu. Uzun uzun arkada bir yerlere baktı, bir şeyler söyledi ve gitti. 5 dakika sonra onu yine gördüm ve etrafta söylenenlere artık katılıyorum: Voeckler hiç sempatik biri değil. Etraf onun adını haykıranlarla dolu olmasına karşın kimseyle göz göze gelmiyor, resim çektirmiyor ve ukala bir hava içinde. Biz onu yarışta ve TV’den seyredelim daha iyi. 


Jan Bakelants Ajaccio start öncesi tebrikleri kabul ediyor

Deniz seremoniye koştururken ben podyumu yine pas geçip takım otobüslerinin oraya gittim. İlk etapta çok fena düşmüş Tony Martin’in 15 dakika boyunca kuzu gibi röportaj vermesini seyrettim. O yorgunluk ve ağrılara rağmen gıkı çıkmadan her soruya cevap verdi. Etabı oldukça geriden bitiren Mark Cavendish’in içtiği gazozu gördüm, Peter Velits’in kısa röpünü sindire sindire izledim.  Sojasun’dan Alexis Vuillermoz ile komşularının resimlerini çektim, Jonathan Vaughters’ın toz içindeki takım arabasına “WASH ME” yazışını izledim. Vaughters ona olan ilgimi fark etti, uygun bir pozunu beklediğimi anladı. Ne zaman kamerayı gözüme götürsem eşşoğlusu sırtını döndü; doğru dürüst bir pozunu yakalayamadım. 

Yarıştan sonra tüm sporcular Calvi’den uçakla Nice’e geçeceklerinden (finiş havaalanının hemen yanındaydı), hepsi acilen yakındaki bir binaya giderek duş alıp üstlerini değiştirdiler. O arada podyum törenleri de bitmişti, karımla buluşup arabaya yöneldik. Yarış bittikten 10 dakika sonra bariyerler ve diğer ekipman sökülmeye başlıyor. Müthiş bir süratle çalışsan ASO ekibi sanırım 1 saat içinde kurulu tüm cihazların %90’ını söküp yola çıkmaya hazır hale getiriyorlar. Müthiş bir iş bölümü ve çalışma var. Polisler, güvenlikler hepsi son derece dikkatli ama nazik.  Dirlik ve düzenden sorumlu olanlar ise sert ama ısrarcı değil. Deniz’i aynı noktadan kaç kere kovdular, her seferinde geri geldi. Adamların o kadar çok işi var ki, seninle ikinci bir defa ilgilenecek zamanları yok. Karımın da ne kadar inatçı olduğunu bilmiyorlar.

Tour’u bitiren Günsallar turizme yöneldiler. Calvi’ye gidip eski şehri dolaştık, güzel bir Salon de Thé'de yorgunluk attık, limanda bir barda Fransa Turu şerefine cintonik içtik (dönüş yolunu düşünerek ben kola ve kahveyle devam ettim). O arada "1" numaralı kırmızı Skoda’yı gördüm. "Allah Allah, bu Prudhomme'un arabası yahu?" dememe kalmadı, paşa sol arka koltukta oturmuş bir şeyler okurken gördüm. Biraz sonra Corsica & Sardinia Ferries’e ait bir feribot geldi, sanırım Tour'un direktörü o gemiyle yola çıktı. Tüm Tour'u Korsika'da oradan oraya taşıyan "bateau officiel" Mega Smeralda, finişe 20 km uzaktaki Ile Rousse kasabasından gece 23:00’de hareket edecekti. Tour’un patronu Nice’e biraz daha erken varmayı istiyordu belli ki. Yine de sporcuların uçağıyla gitmediğine şaşırdım. 


Calvi kalesinden "Porte de plaisance" veya marina diyelim 

Korsika Notları burada bitiyor. Son yazı biraz geç oldu, kusura bakmayın. Calvi’den oldukça stresli bir gece yolculuğuyla ancak gece yarısı otele döndük, yorgunluktan bitmiştik. Dünü Ajaccio’yu gezerek, bugünü de plajda götü sererek harcadık. Bu yazı da Akdeniz’e karşı bir şezlongda yazıldı. Umarım iyot ve içtiğimiz “mirthe”in kokusunu alırsınız.

Bisiklet sporunu tüm sevenlere, bizimki gibi bir 3 gün geçirmelerini dilerim.