Bretagne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bretagne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2018 Perşembe

Fransa Turu - A Long and Winding Road









(Bu yazı Cyclist Türkiye Aralık 2017 sayısında çıkan risalenin evrim geçirmiş halidir)


Fransa Turu yine geldi çattı. Futbol Dünya Kupası'nın gölgesinde kalacak olsa da bisikletseverler olarak bunu çok önemsemiyoruz. Bizim her sene koşulan bir dünya kupamız var, meşin kafalılar düşünsün. Bu minvalde, siz değerli okuyuculara, Le Tour de France 2018'in parkuru hakkında birkaç kelam etmek niyetiyle 6 ay önceki yazıyı biraz değiştirip sunuyorum. Başlık düşünürken Beatles'ın o güzel şarkısı aklıma geldi. Uzun ve kıvrıla kıvrıla giden parkurdan birazdan bahsedeceğim fakat, Paul McCartney'in sözlerinde sanki başka bir mesaj da buldum. Bisiklet takvimi, o şehirden bu ülkeye dolaşan yarışlarla, her Temmuz ayında bizi Fransa Turu'nun kapısına götüren uzun ve kıvrımlı bir yol gibi geliyor. Üstelik şarkıdaki gibi hiç yok olmayacak bir yol bu. Bu sene de, Bahar Klasikleri, Tirreno, Paris-Nice, Giro, Dauphiné derken haç yürüyüşümüz yine Le Tour de France'da bitti, onun kapısına yüz vurduk. Viskiyi fazla kaçırmış da olabilirim tabii. İlgilenenler için şarkı aşağıda: 



Fransa Turu'nun parkuru Ekim ayında açıklanmadan önce bir sürü spekülasyon havalarda uçuşur. Bu sene için de, Mont Ventoux’nun çıkılacağı ve L’Alpe d’Huez’in aynı etapta iki kez tırmanılacağı dedikoduları vardı ama ikisi de tutmadı. Ventoux bir başka Temmuz'a kaldı, L’Alpe ise sadece bir kez geçilecek. Etaplara dalmadan önce biraz sayılara bakalım. 

Fransa Turu 2018, alıştığımızdan bir hafta geç olarak, 7 Temmuz’da Fransa’nın Vendée bölgesinde start alacak ve 29 Temmuz’da Paris’te bitecek. Gecikmenin nedeni, Rusya’da yapılacak futbol Dünya Kupası’yla çok çakışmaması ve TV ratinglerinde geri düşmemesi isteği. Maalesef Tanrı futbolun hala cezasını vermediği için, sevgili sporumuz bisiklet bu gibi durumlarda hala bir adım geri atmak zorunda. Lakin bu bizi yıldırmıyor; haklıyız, kazanacağız.  

TdF, alışıldığı üzere, 21 etap üstünden düzenlenecek ve toplam 3.329 km koşulacak. En uzun etap 231 km’lik Fougeres - Chartres arasında geçilirken, Pireneler’deki 65 km’lik dağlık Bagneres-de-Luchon - Saint-Lary-Soulan (Col de Portet) parkuru yarışın en kısa günü olacak. 22 takımdan sekizer sporcu yarışıyor. UCI, biraz da ASO’nun baskısıyla, yeni sezonda Büyük Turlar’ın 8, haftalık turlarınsa 7’şer yarışçıyla yapılmasına karar verdi. Bu değişikliğin takım seçimi ve taktikler üstünde ciddi etkisi olacağı düşünülüyor. 

Şimdiye kadar kullanılmamış üç yeni yokuş parkura alındı (Pl. des Glieres, Col du Pré ve Col de Portet). Arras - Roubaix etabında da toplam 21,7 km pavé sektör yer alacak. Ayrıca bir TTT (35 km) ve bir de ITT (31km) koşulacak. İlk dinlenme günü Alpler’in eteğindeki güzel Annecy’de, ikincisi ise güneyde, surlarla çevrili ortaçağ kenti Carcassonne’da.

Son yıllarda TdF bir sene ülke dışında bir sene ülke içinde başlıyor ve “Grand Départ” adıyla 2-3 etaplık bir bölge turu olarak da pazarlanıyor. Geçen sene Düsseldorf’dan start alan yarış bu sene Fransa’nın ilginç bölgelerinden Vendée’de düzenlenecek üç etapla başlayacak. Zaten, beş dakikalık bir İspanya ziyareti haricinde 105. Le Tour tamamen Fransız topraklarında düzenlenecek. 

Vendée (“VAN-DE” olarak terennüm ediliyor) Batı Fransa’da, yüzünü Atlas Okyanusu’na, sırtını anakaraya dönmüş, geçmişinde tarım ağırlıklı, bugün turizm ve tarım odaklı bir ekonomiyle geçinen bir il. 1789 Fransız İhtilali’nden sonraki ilk birkaç yıl devrimi destekleyen halk, ekonomik durumun düzelmemesi ve merkezi hükümetin Katolik Kilisesi’ne aldığı sert tavır yüzünden huzursuz olmuştu. Kapatılan kiliselerin arazilerinin de çoğunlukla zengin burjuvalara satılması, köylü ve çiftçilerin pay alamaması tatsızlığı büyütmüştü. Devrim hükümetinin zorunlu seferberlik kararıyla kazan kaynamaya başladı, 1793'de XVI. Louis giyotinde kelleyi kaybedince de ayaklanma çıktı. Tabii güçlerini kaybeden bölgedeki kilise ileri gelenleri ve kralcı soylular da ateşe benzinle gittiler. Jakoben yönetimin son derece sert cevap vermesi sonucu yedi yıl içinde Vendée’de yaklaşık 200.000 erkek, kadın ve çocuk katledildi. Günümüzde savaşın ve sonraki katliamların “soykırım” sayılıp sayılmayacağına dair tartışmalar devam ediyor. Ama Fransa gibi üniter ve merkezci bir idarenin kendi halkına soykırım uyguladığını kabul etmesini herhalde beklemiyorsunuz. 

Vendée’nin acılı hikayesine başka zaman devam edelim ve dilerseniz yarışa geçelim. İlk planda yarışın Noirmoutier Adası’ndan başlayıp meşhur Passage du Gois yolundan ana karaya geçmesi planlanmıştı. Fakat Dünya Kupası nedeniyle yarış bir hafta ileri çekildi. Yeni tarihte okyanusun gelgit durumu daha önce 2 kez Fransa Turu’nda yer alan bu tehlikeli geçişin kullanılmasını imkansız hale getirdi. İlk iki etabın düz olmasından hareketle, sprinterlere uygun olacağını söyleyebiliriz ama okyanus kıyısından geçen rota ve bölgenin kuvvetli rüzgarlara sahip olması bu senaryoyu bozabilir. Büyük takımlar mutlaka çok dikkatli olacaklar. Giro 2017’den hatırlayacağınız gibi, etap sonlarına doğru sert bir çapraz rüzgar olursa Quick Step herkese çok tatsız anlar yaşatabilir. 



3. Etap iki yıldır ara verilmiş olan takım zamana karşı (TTT) formatına sahip. Erman Kunter’in basketbol takımının başında ciddi başarılar elde ettiği Cholet şehrinde 35 km’lik oldukça inişli çıkışlı bir parkur koşulacak (Cholet, Vendée isyanının merkeziydi). Bu rotada bazı takımların ciddi zaman kaybedeceklerini rahatlıkla öngörebiliriz. O takımlardan biri Roman Bardet’nin lideri olduğu “A-JE-DÖ-ZER” olur mu acaba? Hoş daha geçen gün Fransa ITT şampiyonu olan Pierrre Latour da kadroda ama 90 saniye kadar bir kayıp çok mümkün. Fransızlar'ın genel klasman umudu Bardet daha üçüncü günden geriye düşebilir. Tabii onunla beraber L’Equipe gazetesi ve tüm Fransa da karalar bağlar. hehehe, ne hoş senaryo! Yeterince sportif başarı yaşamayan bir ülkede, Fransız hocalarca eğitilmiş yazarınızın, ergenlikten kalan dertlerini "schadenfreude"e sığınarak unutmaya çalışmasını fazla ayıplamamanızı dilerim. 




Yarışın ilk 10 günü rouleurler ve kuvvetli sporculara/takımlara uygun tasarlanmış. Dördüncü etap, bir yalakalık örneği olarak, UCI Başkanı David Lappartient’in memleketi Sarzeau’da bitecek. Sprint olasılığı yüksek. Lorinet - Quimper etabı ise Christian Prudhomme’un deyişiyle “Ardennes Klasikleri”ni hatırlatacak. Dar ve inişli çıkışlı yollarda geçecek 203 km’lik bir yarı klasik bizi bekliyor. GvA, PhilGil, illa ki Sagan bu etabı çoktan gözlerine kestirdiler. 

Hep söylediğim bir şey var: Bisiklet yarışı sadece sporcular isterse olan bir rekabettir. Çok sarih bir beyan gibi gözükse de demek istediğim, büyük takımlar anlaşırsa, ortak bir irade belirirse, ilk 9 etabın her biri 2-3 kişinin kaçtığı, son 20 km'de yakalandıkları, düz veya yokuş sprintiyle biten uyuz ve monoton birer yarışa dönüşebilir. A.S.O., bunu önlemek için, ilk dinlenme gününe kadar olan tüm etapların belirli bir kilometresine 3-2-1 saniye zaman bonusu olan kapılar koydu. Yeşil Mayo mücadelesini etkilemeyen bu kapılar, GK takımlarını -zaman primlerini kazanmak için- aktif bir yarış stratejisi belirlemeye motive edeceği umuluyor. Bu plan başarıya ulaşır mı ilk iki etapta belli olur.

Zaten ilk haftanın tamamı Sagan'a çok uygun. 6. Etap yokuşsuz Brötanya’nın gururu Mur de Bretagne’da bitiyor. Fransa Turu’nda daha önce defalarca yer alan bu meşhur “duvar”a peloton, biri finişte olmak üzere, iki kez tırmanacak. 7. ve 8. Etaplar yine sprinterlere yakın duruyorlar. İlki UNESCO Dünya Mirası’na kayıtlı, muhteşem gotik katedraliyle tanınan Chartres kentinde biterken (2012 Wiggo ITT zaferini hatırlayan?), diğeri Jules Verne’in memleketi Amiens’de son bulacak. Özellikle 9. Etap'ın Arnaud Démare'ın şehri Beauvais'nin çok yakınından geçeceği düşünülürse, Fransızların Bastille Günü etap kazanma ihtirası tavana vurabilir. Bir  

TdF’ın 9. gününde artık iyice kuzeye gelmiş olacağız. Bisiklet sporunda “Kuzey Fransa” bize iki şey çağrıştırır: “Roubaix” ve “Pavé”. Zaten ikisi de aynı şeydir. Tour tarihinin en sert arnavut kaldırımlarının yer alacağı Arras-Roubaix etabı  birçok sporcuyu gerçekten ürkütüyor. Toplam 15 sektörde 21,7 km pavé geçilecek. Mons-en-Pevele, Pont-Thibaut, Templeuve, Cysoing ve Camphin-en-Pevele bu bölümlerin bazıları. Kolombiyalılar ve İspanyollar’a acıdığı için olacak, Thierry Gouvenou Carrefour de l’Arbre’ı parkura eklememiş. Etap Roubaix velodromunun hemen dışında bitiyor. Yarışın kilit günlerinden biri olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Takım seçimlerinde bu etabın ciddi bir karar kriteri haline geldiğini kadrolardan görmek mümkün. AG2R Oliver Naesen ve Sylvain Dillier'yi çağırırken, Movistar takımı liderlerini Imanol Erviti ile Daniele Bennati'nin pilotluğunda kazasız belasız ön grupla finişe getirmeyi amaçlıyor. Pavé şöleni tüm kazanan ve kaybedenleriyle bittikten sonra dileyen Dünya Kupası Finali’ni seyredebilir. 



Annecy’deki dinlenme gününden sonra, dokuz gün boyunca liderlerini çeken rouleurler görevi dağ keçilerine bırakacaklar. Mamafih, 8 kişilik takımlarda bu dengenin nasıl tutturulacağı ayrı bir sorun. Takım kurarken düz yol kaptanlarına mı yokuşçulara mı ağırlık verilecek? Yokuş domestikleri çok zorlu geçmesi beklenen/umulan ilk dokuz etaptan sonra zinde kalacaklar mı? Roubaix’ye kadar, alışkın olduklarından bir kişi eksikle liderlerini korumaya çalışan düz yolcular dağlara gelindiğinde tükenmiş olurlar mı? Yarışın bu seneki heyecanı biraz da bu parametrelerde yatıyor sanki. 

Takımların sekiz kişiye inmesiyle, son yılların en kısa Tour de France’ının koşulacak olması birbirinden bağımsız değil diye düşünüyorum. Prudhomme ve Gouvenou, gücü ve yarışı kontrol yeteneği azalmış takımlara en azından kilometre açısından biraz destek çıkmışlar gibi gözüküyor. Fakat şunu söylemek gerekir ki profil ve etap seçimi olarak hala çok zor bir Tour seyredeceğiz. Zaten, son yıllarda, Büyük Turlar’ın hemen hepsi daha kısa, sert ve hareketli etapları mönüye alır oldular. Angelo Zomegnan’ın Giro ’09’da koşturduğu 83 km’lik Blockhaus etabıyla öncü olduğu trend Fransa’ya da sıçramış durumda. Eğer bu seneki kumar tutarsa, önümüzdeki yıllarda 250 km’lik dağ etaplarına bir daha zor rastlarız. 



Alpler dedim ama üç etapla geçileceğini (10-11-12) söylemedim. Finişler sırasıyla Le Grand Bornand, La Rosiere ve L’Alpe d’Huez. 10. Etabın ortalarında çıkılacak Plateau de Glieres, ilk kez kullanılan bir yokuş ve 2 km’si toprak yüzeye sahip. 159 km’lik parkurun ortasında yer alan Glieres sonraki zirveler Romme ve Colombiere öncesi çatışmaların başlayacağı yer olabilir (Giro/Colle delle Finestre usulü). 

Alpler’in ikinci etabının uzunluğu 108 km. Kış Olimpiyatları'ndan bildiğimiz Albertville’den başlayan “Medio Fondo” tadında tasarlanmış. Montée de Bisanne, Col du Pré (ilk kez çıkılıyor), Cormet de Roseland ve daha yumuşak ama rüzgara açık La Rosiere tırmanılacak. La Rosiere, birkaç yıl önce Tour de l’Avenir’de kullanılmıştı ama TdF’de ilk kez yer alacak. Etap profili yokuşta geri düşen domestiklerin ana grupa dönebilecekleri vadiler de içermiyor. Çok aktif, çok sert, çok tehlikeli bir üç saat sporcuları bekliyor. 


Les Lacets du Montvernier
Doğu Fransa Alpleri’ni “Huez Alpi”yle bitirmeyecektik de ne yapacaktık? 175 km’lik 12. Etap, Tour klasikleri Col de la Madeleine ve Croix de Fer’i geçtikten sonra, bisiklet tarihinin belki de en iyi bilinen yokuşu L'Alpe d'Huez'e çıkacak. 21 firkete virajlı, 13,8 km uzunluğunda, %8,1 ortalama eğimli “Hollanda Dağı” elbette tüm dikkatimizi üstünde toplayacak. Fakat öncesinde, büklüm büklüm çıkılacak Lacets du Montvernier yer alıyor. Acaba L'Alpe'de Tom Dumoulin veya başka bir Hollandalı vatandaşlarını sevindirebilecek mi? 


L'Alpe d'Huez virajlarında sakin bir gün
Le Tour bu sene Güney Fransa ve Akdeniz kıyılarını pas geçiyor. Pireneler’e Valence'daki sprint finiş ve yokuş finişli Mende etabıyla geçiliyor. Mende son yıllarda çok sevilen bir finiş oldu. 1995’de Laurent Jalabert’in kazandığı onun adıyla anılan “Montée Jalabert” 2005, 2010 ve 2015’den sonra bir kez daha patlayıcı gücü olan yokuşçulara veya kuvvetli maceracılara gülecek ("baroudeur" kelimesine Türkçe karşılık bulamıyorum; "maceracı" en yakın kelime gibi duruyor; Liliane Calmejane, Sylvain Chavanel gibi adamlardan bahsediyorum). 

Massif Central bölgesinde,  çok yüksek olmasa da, yine mebzul miktarda yokuş mevcut. Son dinlenme gününden önce inişli çıkışlı bir etapla Millau’dan Carcassonne’a giderken Pic de Nore çıkılacak. Yöre insanı bu yokuşa "Küçük Ventoux" adını vermiş ki, (12.3 km - %6.3 ile hak ediyor bu lakabı. 14. & 15. Etaplar, eğer büyük takımlar anlaşırsa, ateşkes halinde geçebilir. Konudan bağımsız olsa da belirtmem gerek; muhteşem Millau Viyadüğü'nü tasarlayan insan, dünya yerinde durdukça (veya döndükçe) başımdan eksik olmayası sayın eşim C. Deniz Akgürgen Günsal'ın en sevdiği mimar Sir Norman Foster'dır. İhtiramla ayağa kalkın lütfen... Teşekkür ederim.


Viyadük değil bir kuğu..

İkinci dinlenme günüyle beraber yarışın son haftası başlıyor. 17. Etap’ta Carcassonne’dan Bagneres-de-Luchon’a, yani Pireneler’e geçilecek. 218 km’lik mücadelenin sakin başlaması bekleniyor ama dinlenmiş vücut sendromuna yakalanan favroriler olursa diğer takımlar kırbaçı vurup deli bir kovalamaca da başlatabilirler. Son altmış kilometre içinde Col de Portet d’Aspet, Col de Menté ve Col du Portillon gibi üç sert yokuşun ardından on kilometrelik ok gibi bir iniş bizi bekliyor. İlginç olabilir. 

Ve ardından yılın en merak edilen etabına geliyoruz. Toplam altmış beş kilometre, yani iki saatlik bir etap lakin 38 km’si yokuş. Sırayla söyleyelim: Col de Peyresourde ve hemen devamı olan Peyragudes, ardından Col de Val Louron-Azet ve son olarak da Col de Portet. Dilimin ucuna “Contador olsaydı” demek geliyor ama yıllar geçiyor maalesef. Genel klasmandaki zaman farkları hala yakınsa müthiş bir mücadele olması beklenebilir, hem de ilk kilometreden itibaren. A.S.O. bu etabın startında sporcuların "F1 grid" usulü GK sırasıyla yerleşip start alacaklarını bildirdi. Bu şekilde, start verilir verilmez yapılacak ataklarla, birkaç liderin, domestikleri yetişemeden izole olmasını bekliyor sanırım. Veya, genel klasman liderlerinin "mano a mano" yarışmalarını umuyor. Yarışı yarış yapan bisikletçiler olduğu için  bu senaryoların tutma ihtimalini düşük görüyorum ama belli de olmaz. Ancak, A.S.O.'nun planı tutarsa Team Sky'a ve/veya Movistar'a yarayacak bir uygulama gibi duruyor. Grupettoyu DQF'den kurtarmak için özel bir zaman sınırı belirlenecektir. 




Paris’den önceki son sprint etabı Trie-sur-Baise - Pau arasında. Trie-sur-Baise kasabası, 2011 yılına kadar, Fransa’nın “Domuz Başkenti” olarak anılmasına yol açan bir festivale ev sahipliği yapmış. Ağustos aylarında düzenlenen festivalde “en iyi domuz bağırışı taklidi”, “en iyi domuz kostümü”, “en iyi domuz bilmemnesi” gibi yarışmalar yapılırken bir yandan da ürettikleri etleri pazarlıyorlarmış. Evet dinimizce öyledir böyledir ama yiyen yiyor. Üstelik “porcelet” denilen, sadece sütle beslenmiş domuz etinin müthiş yumuşak olduğu söyleniyor. Kendi pisliğini yemiyorsa, hani sadece sütle besleniyorsa, temizse hayvan hala mundar sayılır mı, Diyanet’in danışma hattına telefon açabilirsiniz belki. Benimkisi tamamen merak, katiyyen ağzıma sürmem! 

19. Etap Lourdes - Laruns arasında ve 200 km uzunluğunda. Pireneler’de yakinen tanıdığınız üç yakışıklı var. Aspin, Tourmalet ve Aubisque. Nedense, bazı yokuşların erkek, bazısının dişi olduğunu hissediyorum. Daha çok isimleri bana bunu duyumsatan. Mesela Col de la Madeleine zarif bir hanım. Aspin genç ve güçlü bir erkek, Aubisque ise yaşlı ama yumruğunu masaya vurduğunda hala bardakları deviren sert bir aile reisi (Hepiniz katilsiniz!!!). Lacets de Montvernier de -elbette- ergenlik döneminde çiçek açan neşeli bir kız. Kafayı sıyırıyorum inceden herhalde... 



Neyse 19. Etap'tan bahsedecektim. Bir gün önce, 65 km’de heba olanlar bu kez uzun bir dağ etabında mücadele edecek. Üçünü yukarıda saydığım altı tane kategorize yokuş var ve Aubisque'den Laruns'a yirmi kilometrelik inişle finiş olacak. Genel Klasman'ın hala çekişmeli bir hali kaldıysa ilk beş altı kişinin aklı bir yandan da ertesi günkü tuhaf bireysel zaman karşı (ITT) etabında olacak. St. Pierre-sur-Nivelle - Espelette arasındaki 31 km alıştığımız ITT’lere pek benzemiyor. Hemen hemen hiçbir noktası düz değil.  Seksen metre irtifa alınacak bir yokuşla başlayıp inişle devam eden, son bölümünde %9 eğimli bir kilometrelik tırmanama bulunan, yetmezmiş gibi yine sıkı bir iniş ve yokuşla son bulacak tuhaf bir parkur. Profilden bu kadar anlayabildim. Yokuşta patlayıcı gücü yüksek Valverde tipi “puncheur”ler daha avantajlı gözüküyor. Etapla ilgili son not: Finiş kenti Espelette çok özel ve sadece bu bölgede üretilen kırmızı biberiyle tanınıyor. Memleket dahilindeki isotçulara duyurulur. "Süt domuzuyla iyi gider mi acep?" diye düşünen Cehennem'de yanar mazallah!! 




Fransa Turu 2018 galibini Bask Ülkesi’nin kendine has kırmızı biber dolu toprakları tayin etmiş olacak çünkü ertesi günkü klasik Champs Elysées etabıyla yarış sona erecek. 

Parkur yokuş çıkabilen TT’cilerden çok düzde de sert çevirebilen yokuşçulara daha uygun gibi gözüküyor. Yani bir yokuşçu parkuru daha. Yenilikçi, modern ve atak yapmayı heveslendirecek bir rota çizilmiş. Bu açıdan Thierry Gouvenou’yu kutlamak gerek. İki senedir Tour parkuruna hoş dokunuşlar yapıyor. Hatta 2018 rotasının, önümüzdeki yıllarda Büyük Turlar’ın koşulmasında önemli bir dönüm noktası olacağını öngörebiliriz. Yalnızca 31 km’lik ITT olması rouleurler için bir dezavantaj. Üstelik düz bir rotada da değil. Diyeceksiniz ki 35 km’lik TTT var. Var ama özellikle Team Sky’ın Froome gibi bir yokuşçusunu sadece bu TTT ile elimine etmek mümkün değil. Tom Dumoulin katılırsa ne olur? Olasılıkla ITT’de Froome’u rahat geçer, TTT’de az farkla geçilir, dağlarda ise zaman kaybeder. Sonunda ne olur tabii bir şey diyemiyorum. 

Yokuş uzmanlarının şansını olumsuz etkileyebilecek şey ilk haftaki etaplar ve sonundaki Roubaix parkuru. Quintana, Bardet ve Rigo gibi küçümenlerin hiç alışkın olmadıkları bir yer. Froome’un da pavé’lerde uçmasını beklemiyoruz gerçi ama, başta Geraint Thomas, kendisine kol kanat gerecek takım arkadaşları olacaktır. Froome’dan sonra Richie Porte’un da şansı var ama her büyük yarışta bir felaket yaşıyor. Hiç adını anmazsak belki kötü şans bu kez onu bulmaz. Bardet, Quintana ve diğerleri ise TTT ve pavélerde Froome’a zaman kaybetmezlerse şanslarını Espelette’deki son zamana karşıya kadar taşıyabilirler. Çok iyi dinlendiğini söyleyen Tom Dumoulin ise yine takımının gücü kadar şanslı. 

Tour favorileriyle ilgili yazıyı Cyclist Türkiye'nin Temmuz '18 sayısına yazdım. Bu yüzden blogda yer veremiyorum. Kusuruma bakmayın. Vive Le Tour, Vive La Démocratie, Vive La Capitalisme!!

30 Haziran 2015 Salı

Parkur Gelir Bizlere (Fransa Bisiklet Turu 2015)



Temmuz sevgili bir ay. Geçmişte kalmış veya hala sevdiğim bir sürü insanın doğum günü bu ayda. Lise ve üniversite zamanı Temmuz’u daha çok takdir ederdim. Tatil demekti, deniz, güneş, kitap, laklak, futbol, nadiren de kızlar demekti Temmuz, yanında kankası Ağustos’la beraber. Ama uzun yıllardır deniz ve sıcak aklıma gelmiyor. Yılın bu bölümüne anlamını veren şey benim için Fransa Bisiklet Turu. Haziran başı gibi radarı açarım, Giro'dan sonra nadasa aldığım haber takipleri, analiz yazılarını didiklemeye başlarım. Dauphiné ve Tour de Suisse'e diğer yarışlardan farklı bir gözle bakarım (bu sene bir de Route du Sud çıktı). Abone olmama karşın, etap detaylarını gösteren dergileri Avrupa'ya giden dostlara bir kez daha ısmarlarım. Kütüphanemdeki bisiklet kitaplarına daha sık bakar olurum, birini alır birini yerine koyarım. Ben Tour'u böyle beklerim. 



Bu yazıda biraz parkura bakacağım. 3,360 kilometrelik bir yarış koşulacak. Yine iki dinlenme günü (Pau ve Gap kentlerinde) ve 21 etap var. 22 takım dokuzar sporcuyla yarışacak. Bu sene yokuşçulara uygun bir parkur var. Tek ITT var; o da ilk gün ve 14 km. Tek TTT ise 28 km ve 9. Etap'ta. Bunun dışında ASO 9 düz etap olduğunu söylüyor ama ben 4.5 tane sprint etabı ancak görüyorum (2, 5, 7, belki 13 ve 21). Toplam 7 dağ etabının beş tanesi zirve finişiyle sonlanacak. 

Fransa Turu'nu ve yol bisikletini seyretmeye yeni başlayacak hevesli arkadaşları yazıya devam etmeden önce @alparsla Bey'in nadide eseri


yazısına buyur edelim. Ardından isterlerse 
şuna da baksınlar ve risalemize öyle devam etsinler. 

Müdüriyet


Şimdi 2015 Fransa Bisiklet Turu'nun etaplarına bakalım. Bu sene Tour'u coğrafi olarak altı kısma ayırdım: 

Hollanda & Belçika, 
Kuzey Fransa, 
Bretonya, 
Pireneler, 
Masif Central ve 
Alpler 

Teker teker gidelim. Önce Double Dutch Bussss!!


HOLLANDA & BELÇİKA

1954 yılında, Fransa Turu ilk kez ülke dışından start almış, yarış Amsterdam’da başlamıştı. Seneler içinde birkaç kere daha Hollanda’dan start verildi. 2010 Rotterdam’dan beş yıl sonra yarış bu kez Utrecht’ten başlayacak. "Grand Départ" konsepti çerçevesinde ilk gün 13.8km'lik ITT koşulacak. Eskiden, bu kısa başlangıç etabına, uzun ve heyecanlı bir kitabın ilk sayfasını anımsatırcasına, “prolog” denirdi.  Prologu okuyan kitabın büyüsüne tutulur, son sayfayı bitirmeden artık duramazdı. Fransa Turu prologu da o işe yarardı. İlk gün, teker teker start alan yarışçıları görüp kim olduklarını, kısa kısa hikayelerini dinleyen seyirci, Tour hummasına yakalanır, artık üç hafta iyileşemezdi. Ama o güzel hislere ket vuruyorlar işte. Mesafe 8 km'den uzun diye 1. Etap demek zorundayız. Yine sekiz kilometre km yap, yine “prolog” de ne olur yani, ne değişir? Bir sürü şey gitgide değişiyor, geleneklerden vazgeçiliyor. Her şeyin bozulduğundan şikayet eden huysuz ihtiyarları anlıyorum, giderek onlardan biri olmaya başlıyorum. 

1. Etap - Utrecht-Utrecht (ITT)


2. Etap Utrecht’den yola çıkacak ve yüzyıllardır insan-doğa mücadelesinin en inatçı ama zarif şekilde yapıldığı Zeeland bölgesinde bitecek. Nederland veya Fransızca ismiyle “Pays-Bas “Alçak ülkeler/topraklar” demek.  Zeeland da zaten deniz toprakları demek. Bölge insanları, Maas, Rhine ve Schelde nehirlerinin Kuzey Denizi’ne döküldüğü, deniz seviyesinin altındaki bu deltayı, 800 yıldır, bataklıkları kurutarak, set ve baraj şebekesi kurarak kendilerine bir yaşam alanına çevirmeye çalışıyorlar. 1953’deki büyük selden sonra başlatılan “Deltawerken” projesiyle artık başardıklarını söyleyebiliriz… mi? Küresel ısınma sonucu, bu kez tüm dünya, hep beraber yeni bir mücadeleye girişmek zorunda kalabiliriz.

Etap, bu baraj ve set sistemi için inşa edilen suni bir adanın üstünde sprint finişle bitecek. Rüzgar batıdan ve sert olursa, meydana gelecek muhtemel eşelonlar yarışa heyecan katabilir. Yoksa başkaca bir olay beklenmiyor. Ama rüzgarlı ve yağmurlu olursa, kan gövdeyi götürür, Chris Froome düşer, şimdiden söyleyeyim. 


Hollanda’dan Fransa’ya gelmek için Belçika’dan geçmek gerek. E haliyle orada da bir etap lazım. ASO bölgede güzel yarışlar da düzenliyor biliyorsunuz. Fleche Wallonne’un bittiği Mur de Huy’ün %20’lik yokuşları iki gündür dümdüz topraklarda yarışan bacakları açmak için iyi gelir. Anvers – Huy arasındaki üçüncü etapta üç adet Kat4 yokuştan sonra Huy Duvarı (Mur de Huy) çıkılacak. Klasman favorileri ilk mermilerini atacaklar gibi duruyor ama Valverde 15 ayda üçüncü kez kazanır gibi geliyor bana. Purito’yu plase yazıyorum. Aynı parkur finalini hem Tour’da hem de bir Klasik’te koşmak ne demek görmüş olacağız. En az Fleche W. kadar heyecanlı bir finiş olacağı kesin.



KUZEY FRANSA 


Chris Froome dördüncü güne kadar hala düşmemişse, Seraing – Cambrai etabı ve son kısmındaki pavé sektörler tam ona göre*. Fransa Turu parkuruna ne zaman Paris-Roubaix’den kupleler konsa bir takım sıkıntılar yaşanıyor. Geçen sene Nibali’ye zaferi getiren en önemli farklardan biri, bu sektörlerde, Contador’un önünden yürüyüp gitmesi olmuştu (bir de Froome düşmüştü tabii, ehe he!). Bu sene de aynı şey olabilir mi? Froome’u pavé’de göremedik. Contador ise geçen yıl pek iyi bir resim sergilememişti.  233km’lik etapta -P-R uzmanları haricinde- moral motivasyonu en yüksek adam Vincenzo olacak. Pavé bölümlerin altı tanesi yarışın son 35 km’sine sıkışmış durumda. Bu noktada büyük bir mücadele başlayacak. Dolayısıyla ilk 200 km boyunca takım liderlerinin koruma altında kalması hayati önem taşıyacak. Yarışın başında meşhur Namur Kalesi (Citadelle de Namur) yokuşu da var. Yayın o kadar erken başlar mı bilemem ama manzara harika olur.  

5. Etap’ta I. Dünya Savaşı’nın, hatta harp tarihinin en kanlı çarpışmalarından Somme Savaşı’nın geçtiği yerlerde dolaşacağız. 1916’da dört ay içinde bir milyondan fazla kayba yol açan bu karşılıklı katliam yüzünden bölge toplu mezar ve anıt dolu. Arras - Amiens arasındaki 189.5 km boyunca bol bol göreceğiz. Etap büyük bir sürpriz olmazsa toplu sprintle bitecek.

Bir sonraki gün de deniz kenarında olacağız. Abbeville’den çıkıp LeHavre’a giderken üç tane Kat4 yokuş var. Ama asıl sıkıntı, Zeeland etabında olduğu gibi, denizden gelecek rüzgar olasılığı. Çapraz rüzgar geldi mi, pelotonu karıştırmayı düşünen kuvvetli bir takım da varsa (mesela Astana veya Etixx-QST) ortalık birbirine girebilir. Bu da yetmezse etabın sonunun 800mt’lik  %7 bir yokuş olduğunu söyleyeyim. Zafer sanki kaçış grubuna gider gibi duruyor, fakat son yokuşta Contador veya Nairo bir Alicengiz atağı yapmazsa ne olayım. Ne olayım? Bilemedim… 

6. Etap - Manzara harika


BRETONYA

Ve Breton topraklarına geldik. Denizin ve iklimin sertleştirdiği, çalışkan, az konuşan insanların yaşadığı, bisikletçinin hasını yetiştiren Bretonya. Geçmişinde Lucien Petit Breton, Jean Robic, Louison Bobet, Bernard Hinault gibi büyük şampiyonlar yetiştirmiş, bisiklete aşkla bağlı, yiğidin harman olduğu topraklar. Fransa’nın bu nadide bölgesinde üç etap koşulacak. İlki Livarot – Fougeres arasında bir sprint etabı. Bir özelliği yok (nasıl yok!! Ramazan'ın son Cuması) ama ASO ne güzel serpiştiriyor sprint etaplarını değil mi? 2., 5. ve 7. Etaplardaki sprint mücadeleleri Cavendish’in destan yazıp yazmadığını, Sagan’ın “top speed”inin eski seviyesine gelip gelmediğini gösterecek. Greipel, Bouhanni ,Kristoff, Démare ve Edvald B-H gibi başaltı pehlivanları da kendilerini göstermeye çalışacaklar.

11 Temmuz günü Rennes - Mur de Bretagne etabı koşulacak. Etabın iki önemli yeri var. İlki 50. km’de geçilecek Saint-Méen-Le-Grand kasabası. 1953-55 arasında üç kez Fransa Turu’nu kazanan Louison Bobet’nin doğum yeri. ASO bu “hat trick”in 60. yılı şerefine parkuru şampiyonun kasabasından geçirip zarif bir jest yapmış**. Etabın asıl mühim kısmı, sondaki Mur de Bretagne. 2011’de Cadel Evans’ın kazandığı etap hala gözümün önünde. Valverde’nin Nisan ayındaki Fleche galibiyeti gibi sprintsiz bir zaferdi. Contador başını taşlara vurmuştu son atağı geç yaptığı için. Bu kez zaman bonusu da var, o nedenle etabı kazanmak önemli olacak. Aslında Philippe Gilbert’e yazacaktım ama bu sene katılmıyor eşek. Van Avermaet ikinci olur, Froome düşer (!)



Bröton etaplarının sonuncusu, koşulma sırası itibarıyla ilginç. Vannes – Plumelec arasında 28 km’lik takım saate karşı etabı var. TTT genelde ilk 4 etap içinde koşulur biterdi. Neden? E daha yarış dışı kalan pek olmaz, her takımın 9 kişiyle yarışma şansı olsun diye. Bu sene ise TTT ta dokuzuncu etapta. En az iki üç takım ful kadroyla yarışamayacak. Üstüne bir de alışkın olmadığımız şekilde yokuşlu bir TTT olacak.  Başlangıç irtifası 28 mt’den iki kez 130 mt’lere çıkılacak. En sonda da 1.7 km uzunluğunda, %6.2’lik Cote de Cadoudal var. Takım zamana karşı etaplarında, zaman dördüncü sporcunun finişten geçişiyle belirlendiğinden, büyük olasılıkla, her takım son yokuşun dibine kadar tam kadro gelmeye çalışacak (ilk sekiz gün fire vermemişse). O son yokuşta da, özellikle GK favorisi takımların amacı en kötü 5 kişi finişe gelmek olacak. Yani, takımın en kötü 5. yokuşçusunu yukarı taşımak zorundalar. Bu nedenle Froome, Nibali ve Quintana’nın Cadoudal’de domestik gibi önde tempo verdiğini görürseniz şaşırmayın. Bu etap için en mühim kişi beşinci eleman*****.

Kafile TTT’den hemen sonra güneye uçacak. Fransa Turu’nun geleneksel dinlenme günü kenti Pau’da bir gün geçirip dağlara çıkmaya başlayacak.



PİRENELER

Dağların ilk bölümünde 3 etap var. İlki Tarbes – La Pierrre-Saint-Martin arasında. Tarbes, yüzbin nüfuslu bir Bask kenti. Pek bir özelliği yok, fasulyesi meşhurmuş. Etap aslında hiç de Pireneler'e yakışır şekilde başlamıyor. İlk 140 km boyunca sadece üç tane Kat4 tırmanış var. Hani, arkasına sprint finiş koysanız Cavendish Pireneler'deki ilk zaferini kazanabilir durumu var. Hal böyleyken, bölgenin kayak merkezi La Pierre-Saint-Martin parayı bastırınca, parkur direktörü Thierry Gouvenou da yokuşu çakmış. Bu ticarileşme sırasında, yokuşun aslen Col de Soudet olduğu gözden kaçmasın lütfen. Soudet çok sert ve eğimi sürekli değişen bir yokuş. Favoriler ve yokuşçular laylaylom 140 km gelip bir anda bu sert rampaya sarınca Bastille Günü havai fişeklerini görecekler.

Bagneres-de-Bigorre, Aspin, La Mongie, Tourmalet...  Kulağa şiir gibi geliyor. Bence bu yarışın en zor olmasa da en güzel etabı. 188 km uzunlukta ve Pau-Cauterets arasında koşulacak. Biri HC olmak üzere altı kategorize yokuş var. Tourmalet zirvesinden finişe kadar 40 km var, biraz daha kısa olsaydı Nibali ve Contador o yokuştan çok fena inerlerdi. İniş özürlü Froomie ve son Vuelta'da düşen Quintana'ya zaman takmak için harika olurdu. Düşük olasılık. Ama her durumda son yokuş Cauterets çok can yakacak. 6 km ve %5 olduğunu görüp “Ne var yahu?” demeyin, büyük aynakolda, yüksek tempoda çıkılacak bir yokuş. Bacaklar muhallebiye döner. 


12. Etap, 195 km'lik Lannemezan - Plateau de Beille***.  Fransa Turu’nda daha önceki beş Plateau finişinin dördünde, etabı kazanan Fransa Turu'nu da kazanmıştı. Bir nevi "Kingmaker" etap. Çok zor bir yokuş ama tüm profile karşıdan bakınca daha da korkutucu. Fabio Casartelli’nin 20. ölüm yıldönümünü anmak için önce Portet d’Aspet çıkılacak. Sonra iki tane Kat1 yokuş ve ardından 15.8 km’lik, %7.9 eğimli Plateau de Beille. Contador’un 2007’de burada etap kazandığını hatırlatayım. Müthiş savaşlar olacak, Froome kafasını iki yana sallaya sallaya ataklar yapacak, Quintana yüzünde hiç ifade değiştirmeden cevap verecek. Pireneler'in son etabında zevkten gebereceğiz inşallah! 



MASSIF CENTRAL

Fransa'nın ortasında, hafif güneye doğru 85.000km karelik bir bölge, jeolojik olarak çevresindeki yapıdan farklı olduğu için bu ismi almış. İlk duyduğumda sıfat ve ismin yerini karıştırmış, "Büyük Santral da ne ola?” diye düşünmüştüm. Halbuki doğru çeviri "Orta Kütle" veya "Merkez Kütlesi" olmalıydı. Masif Santral’in TdF için anlamı, Alpler’den Pireneler’e  doğru –veya ters yönde- kafilenin geçiş yolu üstünde olması. Fransa Turu için parkur hazırlanırken, geçiş düz, uzun ve sprintli etaplarla olsun istenirse güneyden (Carcasonne, Narbonne, Montpellier gibi), sert, yokuşlu ve cilveli olsun istenirse de Massif Central’den planlanır (hatta bazen Mont Ventoux’yu, çok bazen de Puy du Dome’u koyarlar, sertlik ve cilve zirve yapar). Bu yıl cilveli olacak, ossun bakalım.

Pirene sonrası ilk etap aslında kaçış grubuna bırakılsın diye tasarlanmış. Bayramın ilk günü**** Muret - Rodez arasında 198.5 km ve 3 kategorize yokuş var. Onların dışında da parkur sürekli çıkıp iniyor. Ama Astana (veya sürpriz planları seven başka bir takım) isterse bu etapta ortalığı dağıtabilir. Pelotondaki o panik havasını çok görmek isterim fakat sanki kaçış grubuna bırakırlar diye tahmin ediyorum. Etabın sonunda yarım kilometrelik %10 bir duvar var. Hem zafer hem de klasmanda birkaç saniye isteyenlere pek uygun bir fırsat veriyor.  




Ertesi günkü Rodez – Mende etabı hakkında çok konuşuluyor. Etap kısa ve sert iki yokuşla bitecek. Önce 2km, %5.9’luk Cote de Chabrits, hemen ardından da 3km ve %10’luk Croix Neuve. Çok can yakabilir, çok zaman kaybettirebilir. 2010’da buradaki etabı Purito kazanmıştı ama Contador baş rakibi Andy Schleck’e on saniye fark atmıştı. Her şey olabilir. Bir zamanlar, bir dağ yolunda yazdığı “Ayı çıkabülü, daş düşebülü!”

Mende – Valence etabı için toplu sprint beklentisi var ama 4 tane de sertçe yokuş var. Eğer sprinterler bu zorlukları aşarlarsa Valence’da şansları olacak. Finişe 60 km kala son yokuş %5.8 eğimli 8 km’lik Col de l’Escrinet. Tempo yükselirse Cav’ın pelotonun önüne geçip “Ya yavaş ulan!! Bize de bi şans verin be!” diye birilerine girişmesi olası.

Hayırlısıyla Büyük Santral’i eda eyleyip Alpler’le flörte başlıyoruz artık. Fransa Turu son ve en afili numarasını yapmak üzere…



ALPLER

Le Tour önce güneydeki Provence Alpleri’ne uğrayacak. İlk olarak 201 km’lik Bourg-de-Péage – Gap etabı var. Gap demek, Col de Manse’dan aşağı deli bir iniş demek. Kim bilir kaç kez seyrettik. Deli iniş deyince akla Nibali ve Contador geliyor ama Froome gelmiyor maalesef. Team Sky, liderinin bu defosunu kapatmak, diğer herkes de ortaya çıkarmak istiyor. Yokuşta geçemezsen inişte geç planı kesin denenecek. Son 13 km tırnak yedirir.  

Fransa Turu ikinci molasını Gap’da verdikten sonra yine bir efsanesini anacak. 1975’de Eddy Merckx altıncı TdF zaferine gidiyordu. Sarı Mayo üstündeydi ama Puy du Dome etabında  bir seyirciden böbreğine yumruk yemiş, Bernard Thévénet’ye 34” kaybetmişti. Ertesi gün, Nice – Pra-Loup etabında kaybettiği saniyeleri kazanma planı vardı. Col d’Allos zirvesinin inişinde tek başına atak yapmış,  Pra-Loup’ya önde başlamıştı. %6.5 eğime rağmen Pra-Loup çok uzun bir yokuş değildi. Merckx’in altı kilometreyi rahatça çıkıp etabı kazanacağı düşünülüyordu. Ama yokuşun ortasında Merckx bonkladı, yavaşladı. Arkadan gelen Thévénet yetişti, Merckx’i geçti. Etabı kazanırken Sarı Mayo’yu da giymişti. Aslında TdF 1975’in bundan sonrası da ilginç ama yerimiz müsait değil aziz okuyucu. O nedenle burada keseyim.

Evet 40 yıl sonra önce Col d’Allos, sonra Pra-Loup. Etap başından itibaren tırmanış dolu olacak. Benim tahminim, favorilerin bu etapta bir ateşkes uygulayacakları, gençler ve ikinci kemanlara şans tanıyacakları yönünde (17. Etap: Digne-les-Bains – Pra-Loup, 161 km). 



23 Temmuz’da işler iyice kızışmaya başlayacak diye klişe bir laf edeyim ama son iki güne bakınca sanki  favoriler enerjilerini biraz daha iktisatlı kullanırlar diye düşünüyorum. Yoksa çok baba, 21 km’lik Col du Glandon var. Ama etabın ortasına konmuş. Oraya gelene kadar beş tane Kat2 ve Kat3 yokuş var ama dediğim gibi çok olay çıkmaz gibi geliyor. Aptala malum olur mu göreceğiz. Etabın sonunda süper estetik ve sempatik yokuşumuz Lacets de Montvernier ilk kez Fransa Turu’nda arz-ı endam edecek.  Bu arada etabın ilk 60 km’si Napolyon Bonapart’ın Elba sürgününden Paris’e dönerken kullandığı, artık bir turist çelene dönüşmüş olan “Route Napoléon” üstünde. Paşamızın yolculuğunun 200. yılı şerefine parkura dahil edilmiş. Ama sevinçle kutluyor muyuz, saygıyla anıyor muyuz, ne yapıyoruz bilemedim.

Son iki Alp etabına geldik. 138 km’lik Saint-Jean-de-Maurienne – La Toussuire-Les Sybelles etabı benim Froome’a ilk gıcık olduğum yokuşta bitiyor. Hatırlarsınız: 2012 Temmuz… Önde Valverde etaba gidiyor, Froome Wiggo’yu çekiyor, Wiggo şişiyor, Froome Valverde’yi yakalamak için atak yapmaya çalışıyor, Wiggo “saçmalama” diyor, Froomie ters ters arkasına bakıyor “Hem çıkamıyorsun, hem beni engelliyorsun, hem de Tour’u kazanıyorsun” şeklinde. O günden beri yıldızımız barışmadı. Neyse… Etap profilini koyayım:
  


Glandon üstü Croix de Fer ve dahi Mollard ve illa ki da La Toussuire… 140 km’de herhalde 4000 m irtifa çıkılacak. Daha ne olsun. Froome, benim gibi yavşakların çenesini kapatmak için kazanmak isteyecektir.

20. Etabın ilk tasarımında Galibier ve L’Alpe d’Huez bir aradaydı. Ama birinden diğerine geçmek için kullanılan yol üstündeki tünellerde toprak kayması riski olduğundan parkur değiştirildi. L’Alpe d’Huez’den vazgeçilemeyeceğine göre Galibier feda edildi, yerine ters taraftan çıkılacak Croix de Fer kondu. 110 km’lik bir sprint dağ etabı, ne demekse artık… L’Alpe her zaman özel bir yer. Her zaman olsun istiyorum. Bourg d’Oisans’dan çıkıp Huez kasabası yoluna girecekler. Dağdaki 200.000 kişinin bağırışı altında, iki metre genişliğe kadar daralmış asfaltın üstünde, 14.7 kilometre ve 21 viraj boyunca son ve nihai savaşın tanığı olacağız. Çok kan dökülecek ve fakat kimse ölmeyecek. 


Son gün, Türkler’in hayırla anmadığı, porselenleriyle ünlü Sevres’den Paris’e Champs-Elysées’ye klasik kutlama etabı koşulacak. Cavendish ve diğer sprinterlerin son bir şansı daha olacak. Sonra 2015 Tour de France’ı kapatacağız.

Hepinize iyi seyirler.
SG/sg
30.6.15


*Parkur tanıtım yazısını birilerine takılmadan, kuru kuru yazınca çok tekdüze oluyor, yazar çok sıkılıyor,  sıkılınca da yazı takır tukur oluyor. Lütfen anlayışlı ol aziz okuyucu. Froome’la bir alıp veremediğim yok. Yarışı kazanacağını da tahmin ediyorum üstelik. Ama estetikten çok uzak bir sürüş stili olduğunu sen de kabul edersin. Her an, Men in Black filmindeki gibi, göğüs kafesi açılıp içinden antenli mantenli bir uzay böceği çıkacakmış gibi gidiyor. Tööbe tööbe…

**Louison Bobet’yi ben de unutmadım ve Temmuz ayındaki Socrates Dergi'ye onu ve kardeşi Jean’ı anlattım. Alın okuyun, adamı hasta etmeyin.

*** Lannemezan – Plateau de Beille yazınca şöyle bir duraklayıp düşüneceksin, 2002 ve 2004 aklına gelecek, kafanı iki yana sallayacaksın. Buruk bir gülümseme takılacak dudağının kenarına, hayalete bir selam sarkıtıp yazıya devam edeceksin. 

**** 17 Temmuz Ramazan'ın son cuması değilmiş (sert uyarı aşağıda). Bayramın ilk Cumasıymış. Bir gün için birbirimizi kırmayalım bence... Bu durumda Ramazan'ın son Cuması Livarot-Fougeres etabına denk geliyor.

***** Anlık hafıza çöküşü nedeniyle TTT'de takım zamanının, finişi 4. geçen sporcunun süresi temel alınarak hesaplandığını yazmıştım. Halbuki 5. sporcunun zamanı baz alınıyor. Düzeltir ve özür dilerim, başta @candanceylan olmak üzere, dürtenlere bilhassa teşekkür ederim.