Porte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Porte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Yürüyedur Nibali!

Tour başlamadan önceki muhabbetten:

SA: Peki Nibali, Valverde veya bir başkasının kazanma şansı hakkında ne düşünüyorsun?

SG: Fransa Turu'nu Chris Froome veya Alberto Contador dışında biri kazanırsa çok şaşırırım. Bunun gerçekleşmesi için bu ikisinin yarış dışı kalmaları veya ciddi sorunlar yaşamaları gerekiyor. Görünen o ki, şimdilik, diğer tüm iddialılar bu ikilinin bir boy gerisindeler. Vincenzo Nibali –geçen hafta İtalya şampiyonu olmasına karşın- geçen seneki formunda değil. Bir türlü ciddi forma giremedi. Kendi de söylüyor. Bu sene TdF'da hüsran olup takımdan ayrılır gibi haince bir tahminde bulunayım.

Süper şom ağzımın sonuçlarını görüyorsunuz. Froome ve Contador'u bitirdim, Nibali de son günlerini yaşıyor gibi...Valverde'yi de halledersem rahatlayacağım...

Do not eat while riding!!!


Gerçekten çok acaip bir 10 gün geçti değil mi? Kırılan bacaklar, baş favorilerin yarış dışı kalması ve pek de şans verilmeyen Nibali'nin, cebinde iki etap zaferi ve Sarı Mayo'yla Richie Porte'un 2'23" önünde olması... "The race is Nibali's to lose". Hadi Türkçe'ye çevir. "Yarış kendisi kaybedene kadar Nibali'nin" desem? Oldu gibi. Nibali ondan ummadığım kadar formda. İki etap kazanarak müthiş bir özgüven de depoladı. Planche des Belles Filles'de Alberto'dan pek fark yemezdi diye düşünüyorum. Bu saatten sonra Porte ve Valverde'nin Nibali'ye atak yapmaları gerek yarışın sonuna kadar. Bu fark başka türlü erimez. Çok riskli bir plan ama yarışı kazanmak için başka çareleri yok. 

Nibali kazanırsa kimse "Chris ve Alberto yoktu da kazandı" demesin lütfen. Nibali silah çekip vurmadı adamları. Düşerek yarış dışı kalmak, son tahlilde bir hatalar silsilesinin sonucudur, beceriksizlik ve başarısızlıktır. Team Sky ve Tinkoff'un takımca sınıfta kaldıklarını gösterir. Astana, Orta Asya steplerinden gelen sertlik ve İtalyan oportünizmini birleştirmiş olarak canavar gibi gidiyor. Şimdilik :))

Ah-hah-haaaa! Zirvede tek başımayım!!

Sagan'ın Yeşil, Purito'nun da Benekli Mayo'yu bu andan sonra kaybetmeleri zor gözüküyor. Bardet ve Pinot'ya ne dersiniz peki? Dört Fransız ilk 10'da yer alıyorlar. Bayraklar çekmecelerden çıkmaya başladı ama bence Paris'te Romain Bardet ve J-C. Péraud dışında ilk ona girecek kimse yok gibi. Küçük Prens Thibaut Pinot hiç sevmediği yokuşu Pl. des B.F.'yi 2012'den çok daha iyi çıktı. Ama her an bir etapta geri düşüp 3-4 dk. kaybedecekmiş gibi duruyor. Keza Tejay (3'56") ve Van den Broeck da (4'18") "vulnérable" durumdalar (artık açıp bakın, yok bunun Türkçesi). Ayrıca etap için ataklar da başlayacak ve daha çok kaçış göreceğiz. 

Nibali'nin arkasındaki 13 yarışçı üç dakikanın içinde sıralanıyorlar. Bu da, muhteşem bir podyum mücadelesinin bizi beklediğini gösteriyor. Güzelliği en parlak yıldızda veya en yüksek ağaçta aramayın lütfen. Aşağılarda da nefesimizi kesecek şeyler var. Üstelik, mazallah Nibali de yarış dışı kalırsa süper bir yarışa geri döneriz. Ve o zaman Bardet'ye kazandırabilirler işte...

İyi seyirler!!


8 Temmuz 2013 Pazartesi

İlk Hafta Notları - Fransa Turu 100




Fransa Turu'nun ilk dinlenme gününe geldik. Hem bizim Korsika yolculuğu , hem de, ailemizde yaşanan ani ve çok üzücü bir vefat nedeniyle ilk dokuz etabı hep göz ucuyla seyredebildim. İlk haftaki kayda değer noktalardan kısa kısa bahsedeyim: 

  • Korsika Grand Départ projesi başarıya ulaştı. Fransızlar'a biraz şüpheyle yaklaşan yerel halk yarışı çok benimsedi. Porto-Vecchio yolunda, 4 saat önceden iskemlesini yolun kenarına yerleştirmiş orta yaşlı bir çift bu bunun en güzel işaretiydi. Etap başlangıç ve bitişleri tıklım tıklımdı. Sprint etaplarının sıkıcılığından şikayet eden seyirciler ve TV izleyicileri, adanın topoğrafyası ve organizasyonun ilk etaptaki beceriksizliği yüzünden, her üç gün de heyecanlı yarışlar izlediler. Bastia'da OricaGE otobüsünün finiş takının altına sıkışması ve sprint öncesi meydana gelen kaza ilk etabı hareketlendirirken, Ajacciao finişinde Jan Bakelants'ın zeki ve riskli atağı ikinci etabı seyretmeye değer kıldı. Calvi'de biten etapta da, yokuşlar nedeniyle asıl sprinterlerin geride kalması klasik etap sonunu önledi ve Simon Gerrans'ın yarışı kazanmasını sağladı. 
  • Yarışın en güçlü dört sprinteri de ilk haftada etap kazanmayı başardılar. Cavendish, Greipel, Kittel ve Sagan kendilerine en uygun etaplarda başarıya ulaşıp üstlerindeki baskıyı attılar. Cav ve Sagan ikişer etap kazanabilirlerdi ama parkur ve son kilometrelerdeki şanssızlıklar buna izin vermedi; onların kaybı yarışın ve diğer sporcuların kazancı oldu. Yeşil Mayo savaşı, yine ilk haftaki parkuru nedeniyle peter Sagan'ın üstünlüğüyle geçiyor ama ikinci hafta saf sprinterlere daha uygun etaplar var. Greipel ve Cavendish'in bu farkı kapatmaya başlamasını bekliyorum.


Yeşil Mayo Klasmanı (9. Etap)

1. Peter Sagan: 234 puan
2. Andre Greipel:141 puan
3. Mark Cavendish:128 puan



  • Fransa Turu'nda uzun zamandır ilk defa hiç kaçış olmayan bir etap izledik. Montpellier'de biten 6. Etap'ta, Luis Angel Mate'nin (COF) kısa süren denemesi dışında, mistral rüzgarı kaçış heveslilerini durdururken, sprint takımları da tempoyu yüksek tutarak yarışı hep kontrol altında tuttular. 
  • İlk 9 günde birçok GK iddialısı ismin geride kaldığını gördük. Yarışın sert başlaması ve devam etmesi, Team Sky'ın Froome'un yeteneklerine geçen seneki liderden daha güvenli olduğu gözüküyor. Diğer takımlar da Sky'ın üstünlüğüne çare bulmak hevesi içinde olunca, özellikle 8. ve 9. Etap'ta ortalık dağıldı. Jurgen vd Broeck (LBS) ve Janez Brajkovic'in (AST) kazalar sonucu yarış dışı kalmasıyla başlayan yaprak dökümü, bugün itibarıyla birçok sporcunun GK amaçlarını yok etti. Hayal kırıklığı listesini, sıralamadaki yerleri ve Froome'dan yedikleri farklarla beraber şöyle koyalım: 
106. J.Coppel (SOJ).............. +1h12'40"
72. C. Le Mevel..................... +50'40"
56. T.Danielson (GAR)........... +40'24"
51. T. VanGarderen (BMC)..... +35'01"
47. T.Pinot (FDJ)................... +31'31"
41. R.Hesjedal (GAR)............. +26'08" 
40. H.Zubeldia (RSLT)............ +25'53"
33. R.Porte (Sky)................... +18'30"
32. R.Gesink (BEL)................. +16'55"
26. P.Rolland (EUR)............... +12'34"
22. A.Talansky (GAR)............ +9'35"
16. C.Evans (BMC)................ +4'36"
15. A.Schleck (RSLT)............ +4'00" 



Genel Klasman - 9. Etap

  

  • En büyük şoku Tejay VanGarderen yaşarken, neden bu derece kötü bir yarış çıkartttığını kendisinin de bilmiyor oluşu kayda değer. Daha 23 yaşında olmasına karşın, tüm ulusun beklentilerini üstlenen Thibaut Pinot da Col de Pailheres (8. Etap) inişinde tempoya ayak uyduramaması ve geride kalması nedeniyle moralman dağıldı. Pinot dün de fark yiyerek geçen seneki derecesine ulaşamayacağını gösterdi. Bu sezon kazalardan başını alamayan Ryder Hesjedal, Giro'dan sonra Tour'da da yerden kalkamayınca 26 dakika geri düştü. Garmin-Sharp'ın dört başlı GC takımından sadece Dan Martin ümitvar durumda. 
  • İlk 9 günün, benim açımdan, en olumlu sürprizi Andy Schleck oldu. Andy Boy, abisinin kontratının yenilenmeyeceği haberini almasına rağmen, moralini bozmamış gözüküyor. İki yokuş etabında da çok zaman kaybetmemeyi başardı. Kendisinden alışılan seviyede olmamasına karşın şimdilik durumu iyi. Elbette çarşamba günü Mont Saint-Michel'deki TT onun için kritik olacak. Yarışı ilk 15'te bitirirse yazımı oturup yiyeceğimi söylemem ne kadar büyük bir riskmiş şimdilik belli değil. Fakat Schleck, ilk dinlenme gününe 15. olarak girerek bana bir uyarı mektubu vermiş durumda. Genç Lüksemburglular rahatsız, gerginlik had safhada... 
  • Bauke Mollema ve Laurens Ten Dam Belkin adına harika işler yaptılar bu 9 günde. Yarışı 3. ve 4. sırada götürüyorlar, bundan iyisi Şam'da kayısı.. 
  • Team Sky, 2 günde iki farklı profil çizerek ağzımı açık bıraktı. Ax 3 Domaines etabını makina düzeninde, süper bir tempoyla koşan takım Kiriyenka, Kennaugh ve özellikle R.Porte'un süper çalışmasıyla Chris Froome'a Sarı Mayo'yu getirdiler. O gece Sky'a düzülen methiyeler yandaş medyanın bağzı politikacılara düzdüklerin aratmadı gerçekten. Fakat dün aynı takım yaprak gibi dökülürken daha ikinci yokuşta Froome izole edildi. Vasili Kiriyenka zaman limitinin dışında kalıp elenerek takıma büyük darbe vurdu. R.Porte da kendinden beklenmeyecek ölçüde kötü bir etap geçirdi. Sky'ın 2012'deki gibi, 1-2 bitiremeyeceği anlaşıldıktan sonra Porte domestik görevine daha iyi sarılacaktır. Dinlenme günü İngiliz takımına tam zamanında yetişti. 2. hafta da toparlanmaya çalışacaklar. 
Chris Froome Ax 3 Domaines'de Sarı Mayo'ya kavuştu

  •  Movistar elinden geleni yapmasına karşın Chris Froome'un gücü karşısında dün boyun eğdiler. Unzue'nin çocukları kitaptaki her numarayı çektiler. Aslında plan başarıya ulaştı. Froome 100 km boyunca izoleydi ama yarışın en kuvvetli sporcusu olması nedeniyle zaman farkı yememeyi başardı. Burada Saxo-Tinkoff ve Contador'un da Movistar'a yardım edemediğine dikkat çekmek gerek. Roman Kreuziger'in, üstündeki takım lideri baskısını attıktan sonra mükemmel bir baş-domestiğe dönüşmesini gördük ama Saxobank genel olarak çok iyi bir takım olmasına karşın Alberto aynı seviyede gözükmüyor. Dün o da güçlü olsaydı, Movistar ve Saxo beraber ataklarla Froome'u çökertebilirlerdi. Sonuçta bu iki takım açısından dünün kazanımı Porte'un GK listesinden düşmesi (ne avantaj sağladığı tartışılır) ve Valverde'nin ikinciliğe yerleşmesi (contador için bu da bir avantaj değil).
  •  "A Star Is Born" filminde Nairo Quintana'yı izlemeye başladık. Kolombiyalı çarşamba günü iyi TT çıkarırsa Froome'a zor anlar yaşatacak. beyaz mayo'yu paris'e kadar taşıma olasılığı yüksek. Dün Horquette d'Ancizan'da Froomie sadece Quintana'nın ataklarına cevap verdi, bu ayrıntıyı not etmek lazım. 

Le Tour de France, yarın klasik bir sprint etabıyla devam edecek. Çarşamba 33 km'lik bireysel saate karşı etap var. Bunun sonuçları yarış için hayati önemde. Valverde ve Contador, Froome'dan oldukça kötü bir derece yaparlarsa, İngiliz yarış sonuna kadar idare edeceği bir zaman farkı elde edebilir. Bu kritik etap için sayın patronumun Türkiye'ye gelmesi de ayrı bir hoşluk(!). Gitti canım yarış...


4 Temmuz 2013 Perşembe

Korsika Notları 3. Bölüm: Ajaccio-Calvi (The End)




 Sylvain Chavanel

Ajaccio finişinden sonra şehre inip mutad bar zıplamasını yaptıktan sonra, otelin yanındaki –aynı zamanda TDF sponsoru da olan- Courtepaille restoranına daldık. Arkamızda Katusha ekibi yemek yiyordu (sporcular yoktu). Yorgunluktan ölmüş durumda hesabı ödeyip çıkarken bir başka salonda da Cannondale takımının yemek yediğini gördük. Ben Deniz’e, o da bana baktı ve vazgeçtik. Deniz Sagan’ı görmediği için yanlarına gitmediğini söyledi ama, sanırım, benim gibi hem utandı, hem de o kadar ağır bir efor harcamış çocukları bir de resim/imza kaprisiyle yormak istemedi. Odamıza çıktık, yastığı zor bulduk. 


Contador (#91) ve takım imzaya gidiyor

1 Temmuz Pazartesi sabahı yataktan zor kalkabildik. İkişer Advil ve bol kahveyle ancak kendimize geldik. 10:30 gibi yola çıktığımızda Cannondale otobüsü çoktan gitmişti bile. Arabayı park ettikten sonra akreditasyon kartlarının bize sağladığı avantajla vurduk kendimizi Village’a. Sabah 11:00’de ikram edilen roze şarap, büyük olasılıkla domuzdan salam ve ekmekle kahvaltımızı yaptık. 10 dakika içinde günahın dibine vurmuştuk. İleride bir kalabalık görünce hanımı çeke çeke oraya götürdüm ki ne görelim? Bernard Hinault ve Bertrand Thevenet bir etkinlik bitirmişler ayrılıyorlar. Allah de! 

“Mösyö Hino, karımla bir resminizi alabilir miyim?”
“Vıy biyen sür!”


DG ve Bernard Hinault


“Vıy” diyen ağzını yirim senin!! Deniz’in resmini çektikten sonra B.Thevenet’ye sokulup ona da aynı soruyu sordum. Mösyö Thevenet ve Mösyö Günsal yan yana. KLİK! Çocuk gibi mutluydum. Ünlülerle resim çektirenleri burnu büyük bir edayla eleştirdiğim zamanlar için pişmanım. Bilememişim. Sonsuz zaman yolculuğunda, küçücük bir 20 gün sonunda Fransa Turu’nu kazanmış, 5 saniye içinde seni ve o KLİK’i unutacak bir adamın yanında fotoğraf çektirmek aslında gerçekten umurumda değil. Oturur bütün gece içersin, ya da beraber tekneyle okyanusu geçersin de ortak bir bağın olur, anlarım. Sanırım beni asıl duygulandıran, büyük bir başarının sahibine dokunacak kadar yaklaşmış olmak değildi. Aslında, Thevenet’nin vücudunda bir yerde hala duran o zafere yakın olmaktı önemli olan. O anı dijitalize etmek istiyordum. Biraz sonra Richie Porte’la resim çektirirken de, günümüzün en iyi performans sporcularından birinden ziyade, Paris-Nice zaferi, Col d’Eze ITT’si, yağmur, ter ve acıyla resim çektirmiş olacaktım. 


Bertrand Thévenet ve SG

Şarap ve domuzu affettirmek için “Boutique Officielle du Tour” dan torun torba ve dostlara hediyeler aldıktan sonra, sporcuları görmek için Village’dan ayrıldık (rengi değiştiğinden beri göz koyduğum Yeşil Mayo da çantanın dibinde yerini aldı). Takım otobüslerinin park ettiği, “halk”a kapalı “vatandaş”a açık bölgede Deniz’le dolaşmaya başladık. Yıllar içinde oluşturduğumuz konvansiyona göre birbirimizden ayrılıp gezmemiz gerek. İkimizin de öncelikleri farklı. Amstel Gold’da o 35 dakika RSNT otobüsünün kapısında Cancellara’yı beklemiş, ben ise imza törenini tercih etmiştim. Bu defa ise, ikimiz de önce Cannondale otobüsünü hedef aldık. Ortada sadece SuperSix EVO’lar vardı. Hiçbir kadına bu derece vahşi bir arzuyla bakmamışımdır. “Bike porn” falan diyorlar ya, halt etmişler. “Bike Porn”, SuperSix İmparatorluğu yanında, sınırlı sorumlu bir kooperatif gibi kalıyor. Şehvet, imrenme, ihtiras, yetersizlik arası tuhaf bir duygu halindeydim. Kadroyu, gidonu, aynakolu, jant ve frenleri gözlerimle önce yavaş, sonra sertçe okşuyorum. Yetmiyor ama yapacak bir şey yok… 


SuperSix EVO'nun klasik tarzdaki arka bölümü (#17:Moreno Moser)


OricaGE otobüsü önünde ısınan Stuart O’Grady ve arkadaşlarını seyrettikten sonra Team Sky tarafına geçtik. Pinarello Dogma’lar dizilmiş. Tam o anda Chris Froome otobüsten indi. Deniz direk resim çektirmek için hamle yaptı, Chris son derece nazik, reddetmedi. Eğer bu resmi mahvedersem evliliğimin büyük bir yara alacağını bildiğimden çok gergindim. Kadrajın sağı, solu, üstü ve altını iyice kontrol edip bastım düğmeye. Chris gözlerini kapatmış ama valla benim suçum değil. “Bir de benle çektirsene abi” demeye utandım maalesef. Ama hemen arkadan Richie Porte gelince geçiverdim yanına. Bisikletçilerin, hastalık korkusuyla kimseye dokunmamaya çalıştıklarını bildiğimden gayrı samimi bir poz oldu ama sorun değil. 



Ve ardından resmi geçit başladı kardeşim!! İmza vermeye giden her bisikletçi 10 cm yakınımdan geçtikçe kaç poz resim çektim bilmiyorum. Valverde, Contador, Greipel, Kittel... Kafamı sağdan sola çevirirken Cadel Evans’ı kaçırdım düşünün! Philippe Gilbert ve Bakelants’ın beraber güldükleri öyle bir poz yakaladım ki, karım yolculuğun en iyi resmi seçti (aktarma kablosu evde kaldı!). Dan Martin, Chavanel (anca arkadan yetiştim), Thibaut Pinot, Jerome Pineau, Zı Jensie, Cavendish…. Jeremy  Roy öyle sıkışık bir yerde yanımda kaldı ki eğilsem yanağına bi öpücük konduracağım, öyle severim iti. Ama makinayı yetiştiremedim, geçti gitti güneş kremi kokuları içinde...


A.Valverde


C.VandeVelde ve R.Hesjedal
Saat yaklaştıkça biz de start noktasına doğru ilerledik. Deniz, bir arada bekleyen sporcu grubuna yöneldi, ben arkada kaldım. Power Bar standının yanındaki koltuklarda oturan İspanyol tayfasının orada pozisyon aldım. Valverde, Purito, Moreno ve iki Euskaltelli muhabbetteydiler. Bariyerin arkasında bir teyze yırtına yırtına Valverde’den imza istiyordu, ama bizimki duymazdan geliyordu. Kalemi ve şapkayı alıp götürdüm, imzayı çaktı. “Grasias Alehandro!” (artık ilk adlarımızla hitap ediyoruz, o derece!). Keza bir başkası da Purito’dan imza istedi, “Purito, oğlum, kırma delikanlıyı!” diye ikna ettim. Sporculara habire “Good luck”, “bon şans” falan diyordum. Hepsi teşekkür ettiler ama, bana bakmadan, kim olduğumu görmeden. Yarı robotik bir durumdaydılar. Bir yandan bunları yaşarken, bir yandan da uzaktan kendimi seyrediyordum. “Valverde’ye şapka imzalattım”, “Burada ne işim var?”, “Lan ne şanslısın Sarper” “İnsan şansını kendi yaratır!” Hehehe yok deve! Ölene kadar mutlulukla, gülümseyerek, sevgiyle hatırlayacağım bir 30 dakika geçirdim Ajaccio’nun Miot Meydanı’nda.  



AC/DC’nin şarkılarıyla pelotonu yolcu ettikten sonra arabamıza binip Calvi’ye yola koyulduk. Ama trafik kalabalık olduğundan şehirden ancak bir saatte çıkabildik. Yol 30 km kadar normal gittikten sonra dağlara çıkmaya başladı. Yaklaşık 70 km boyunca sert virajlar ve dik yokuşlardan geçtik. Peloton, bir gün önce aynı yolu ters yönde geçmişti. Bisikletle çıkılması imkansız gözüken yokuşlar ve inanılmaz tehlikeli inişlerden sonra Corte’de yol normalleşti ve finişten yarım saat önce Calvi’ye vardık. Yine de 180 km’yi ancak 3 saatte alabilmiştik. Akşam aynı yolu karanlıkta döneceğim için hafif endişelendim, gerçekten çok zor bir yoldu. 


...Ve gidiyorlar


Calvi’de Ajaccio’daki kadar şanslı değildik. Finişin 50 mt ilerisinde ve kötü bir noktada yer bulabildik. Deniz aslında çok güzel bir açı yakalamıştı ama France TV kamerası gelince oradan kovuldu ve çok bozuldu. 

Açıkçası sprint finişi hiç görmedim. Sagan’ın kazanmadığını da 2 saat sonra öğrendim. Yarışı TV başında değil yerinde izleyince bu tip salaklıklar oluyor bazen. Benim görüş açımdan bakınca, sprint sonunda Sagan ve bir OricaGE sporcusu yanımdan ok gibi geçtiler. Slovenyalılar da çok tezahürat yapınca Sagan kazandı sandım. Daniel Mangeas arkada yırtınıyordu ama onu dinlemeyi bırakmıştım. Deniz ise Sagan’a doğrultmuş kamerayı, Gerrans’ı görmemiş bile. Saatler sonra resimlere bakarken “Simon Gerrans niye podyuma çıktı yaw?” diye kıllandık, sonra twitter’dan teyit ettik ki etabı Gerrans almış. Yuh olsun bize!! 


Bu resme göre kazanan kesin Sagan!!


Finiş sonrası Thomas Voeckler tam önümde durdu. Uzun uzun arkada bir yerlere baktı, bir şeyler söyledi ve gitti. 5 dakika sonra onu yine gördüm ve etrafta söylenenlere artık katılıyorum: Voeckler hiç sempatik biri değil. Etraf onun adını haykıranlarla dolu olmasına karşın kimseyle göz göze gelmiyor, resim çektirmiyor ve ukala bir hava içinde. Biz onu yarışta ve TV’den seyredelim daha iyi. 


Jan Bakelants Ajaccio start öncesi tebrikleri kabul ediyor

Deniz seremoniye koştururken ben podyumu yine pas geçip takım otobüslerinin oraya gittim. İlk etapta çok fena düşmüş Tony Martin’in 15 dakika boyunca kuzu gibi röportaj vermesini seyrettim. O yorgunluk ve ağrılara rağmen gıkı çıkmadan her soruya cevap verdi. Etabı oldukça geriden bitiren Mark Cavendish’in içtiği gazozu gördüm, Peter Velits’in kısa röpünü sindire sindire izledim.  Sojasun’dan Alexis Vuillermoz ile komşularının resimlerini çektim, Jonathan Vaughters’ın toz içindeki takım arabasına “WASH ME” yazışını izledim. Vaughters ona olan ilgimi fark etti, uygun bir pozunu beklediğimi anladı. Ne zaman kamerayı gözüme götürsem eşşoğlusu sırtını döndü; doğru dürüst bir pozunu yakalayamadım. 

Yarıştan sonra tüm sporcular Calvi’den uçakla Nice’e geçeceklerinden (finiş havaalanının hemen yanındaydı), hepsi acilen yakındaki bir binaya giderek duş alıp üstlerini değiştirdiler. O arada podyum törenleri de bitmişti, karımla buluşup arabaya yöneldik. Yarış bittikten 10 dakika sonra bariyerler ve diğer ekipman sökülmeye başlıyor. Müthiş bir süratle çalışsan ASO ekibi sanırım 1 saat içinde kurulu tüm cihazların %90’ını söküp yola çıkmaya hazır hale getiriyorlar. Müthiş bir iş bölümü ve çalışma var. Polisler, güvenlikler hepsi son derece dikkatli ama nazik.  Dirlik ve düzenden sorumlu olanlar ise sert ama ısrarcı değil. Deniz’i aynı noktadan kaç kere kovdular, her seferinde geri geldi. Adamların o kadar çok işi var ki, seninle ikinci bir defa ilgilenecek zamanları yok. Karımın da ne kadar inatçı olduğunu bilmiyorlar.

Tour’u bitiren Günsallar turizme yöneldiler. Calvi’ye gidip eski şehri dolaştık, güzel bir Salon de Thé'de yorgunluk attık, limanda bir barda Fransa Turu şerefine cintonik içtik (dönüş yolunu düşünerek ben kola ve kahveyle devam ettim). O arada "1" numaralı kırmızı Skoda’yı gördüm. "Allah Allah, bu Prudhomme'un arabası yahu?" dememe kalmadı, paşa sol arka koltukta oturmuş bir şeyler okurken gördüm. Biraz sonra Corsica & Sardinia Ferries’e ait bir feribot geldi, sanırım Tour'un direktörü o gemiyle yola çıktı. Tüm Tour'u Korsika'da oradan oraya taşıyan "bateau officiel" Mega Smeralda, finişe 20 km uzaktaki Ile Rousse kasabasından gece 23:00’de hareket edecekti. Tour’un patronu Nice’e biraz daha erken varmayı istiyordu belli ki. Yine de sporcuların uçağıyla gitmediğine şaşırdım. 


Calvi kalesinden "Porte de plaisance" veya marina diyelim 

Korsika Notları burada bitiyor. Son yazı biraz geç oldu, kusura bakmayın. Calvi’den oldukça stresli bir gece yolculuğuyla ancak gece yarısı otele döndük, yorgunluktan bitmiştik. Dünü Ajaccio’yu gezerek, bugünü de plajda götü sererek harcadık. Bu yazı da Akdeniz’e karşı bir şezlongda yazıldı. Umarım iyot ve içtiğimiz “mirthe”in kokusunu alırsınız.

Bisiklet sporunu tüm sevenlere, bizimki gibi bir 3 gün geçirmelerini dilerim.