Rigoberto Uran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rigoberto Uran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2018 Perşembe

Fransa Turu - A Long and Winding Road









(Bu yazı Cyclist Türkiye Aralık 2017 sayısında çıkan risalenin evrim geçirmiş halidir)


Fransa Turu yine geldi çattı. Futbol Dünya Kupası'nın gölgesinde kalacak olsa da bisikletseverler olarak bunu çok önemsemiyoruz. Bizim her sene koşulan bir dünya kupamız var, meşin kafalılar düşünsün. Bu minvalde, siz değerli okuyuculara, Le Tour de France 2018'in parkuru hakkında birkaç kelam etmek niyetiyle 6 ay önceki yazıyı biraz değiştirip sunuyorum. Başlık düşünürken Beatles'ın o güzel şarkısı aklıma geldi. Uzun ve kıvrıla kıvrıla giden parkurdan birazdan bahsedeceğim fakat, Paul McCartney'in sözlerinde sanki başka bir mesaj da buldum. Bisiklet takvimi, o şehirden bu ülkeye dolaşan yarışlarla, her Temmuz ayında bizi Fransa Turu'nun kapısına götüren uzun ve kıvrımlı bir yol gibi geliyor. Üstelik şarkıdaki gibi hiç yok olmayacak bir yol bu. Bu sene de, Bahar Klasikleri, Tirreno, Paris-Nice, Giro, Dauphiné derken haç yürüyüşümüz yine Le Tour de France'da bitti, onun kapısına yüz vurduk. Viskiyi fazla kaçırmış da olabilirim tabii. İlgilenenler için şarkı aşağıda: 



Fransa Turu'nun parkuru Ekim ayında açıklanmadan önce bir sürü spekülasyon havalarda uçuşur. Bu sene için de, Mont Ventoux’nun çıkılacağı ve L’Alpe d’Huez’in aynı etapta iki kez tırmanılacağı dedikoduları vardı ama ikisi de tutmadı. Ventoux bir başka Temmuz'a kaldı, L’Alpe ise sadece bir kez geçilecek. Etaplara dalmadan önce biraz sayılara bakalım. 

Fransa Turu 2018, alıştığımızdan bir hafta geç olarak, 7 Temmuz’da Fransa’nın Vendée bölgesinde start alacak ve 29 Temmuz’da Paris’te bitecek. Gecikmenin nedeni, Rusya’da yapılacak futbol Dünya Kupası’yla çok çakışmaması ve TV ratinglerinde geri düşmemesi isteği. Maalesef Tanrı futbolun hala cezasını vermediği için, sevgili sporumuz bisiklet bu gibi durumlarda hala bir adım geri atmak zorunda. Lakin bu bizi yıldırmıyor; haklıyız, kazanacağız.  

TdF, alışıldığı üzere, 21 etap üstünden düzenlenecek ve toplam 3.329 km koşulacak. En uzun etap 231 km’lik Fougeres - Chartres arasında geçilirken, Pireneler’deki 65 km’lik dağlık Bagneres-de-Luchon - Saint-Lary-Soulan (Col de Portet) parkuru yarışın en kısa günü olacak. 22 takımdan sekizer sporcu yarışıyor. UCI, biraz da ASO’nun baskısıyla, yeni sezonda Büyük Turlar’ın 8, haftalık turlarınsa 7’şer yarışçıyla yapılmasına karar verdi. Bu değişikliğin takım seçimi ve taktikler üstünde ciddi etkisi olacağı düşünülüyor. 

Şimdiye kadar kullanılmamış üç yeni yokuş parkura alındı (Pl. des Glieres, Col du Pré ve Col de Portet). Arras - Roubaix etabında da toplam 21,7 km pavé sektör yer alacak. Ayrıca bir TTT (35 km) ve bir de ITT (31km) koşulacak. İlk dinlenme günü Alpler’in eteğindeki güzel Annecy’de, ikincisi ise güneyde, surlarla çevrili ortaçağ kenti Carcassonne’da.

Son yıllarda TdF bir sene ülke dışında bir sene ülke içinde başlıyor ve “Grand Départ” adıyla 2-3 etaplık bir bölge turu olarak da pazarlanıyor. Geçen sene Düsseldorf’dan start alan yarış bu sene Fransa’nın ilginç bölgelerinden Vendée’de düzenlenecek üç etapla başlayacak. Zaten, beş dakikalık bir İspanya ziyareti haricinde 105. Le Tour tamamen Fransız topraklarında düzenlenecek. 

Vendée (“VAN-DE” olarak terennüm ediliyor) Batı Fransa’da, yüzünü Atlas Okyanusu’na, sırtını anakaraya dönmüş, geçmişinde tarım ağırlıklı, bugün turizm ve tarım odaklı bir ekonomiyle geçinen bir il. 1789 Fransız İhtilali’nden sonraki ilk birkaç yıl devrimi destekleyen halk, ekonomik durumun düzelmemesi ve merkezi hükümetin Katolik Kilisesi’ne aldığı sert tavır yüzünden huzursuz olmuştu. Kapatılan kiliselerin arazilerinin de çoğunlukla zengin burjuvalara satılması, köylü ve çiftçilerin pay alamaması tatsızlığı büyütmüştü. Devrim hükümetinin zorunlu seferberlik kararıyla kazan kaynamaya başladı, 1793'de XVI. Louis giyotinde kelleyi kaybedince de ayaklanma çıktı. Tabii güçlerini kaybeden bölgedeki kilise ileri gelenleri ve kralcı soylular da ateşe benzinle gittiler. Jakoben yönetimin son derece sert cevap vermesi sonucu yedi yıl içinde Vendée’de yaklaşık 200.000 erkek, kadın ve çocuk katledildi. Günümüzde savaşın ve sonraki katliamların “soykırım” sayılıp sayılmayacağına dair tartışmalar devam ediyor. Ama Fransa gibi üniter ve merkezci bir idarenin kendi halkına soykırım uyguladığını kabul etmesini herhalde beklemiyorsunuz. 

Vendée’nin acılı hikayesine başka zaman devam edelim ve dilerseniz yarışa geçelim. İlk planda yarışın Noirmoutier Adası’ndan başlayıp meşhur Passage du Gois yolundan ana karaya geçmesi planlanmıştı. Fakat Dünya Kupası nedeniyle yarış bir hafta ileri çekildi. Yeni tarihte okyanusun gelgit durumu daha önce 2 kez Fransa Turu’nda yer alan bu tehlikeli geçişin kullanılmasını imkansız hale getirdi. İlk iki etabın düz olmasından hareketle, sprinterlere uygun olacağını söyleyebiliriz ama okyanus kıyısından geçen rota ve bölgenin kuvvetli rüzgarlara sahip olması bu senaryoyu bozabilir. Büyük takımlar mutlaka çok dikkatli olacaklar. Giro 2017’den hatırlayacağınız gibi, etap sonlarına doğru sert bir çapraz rüzgar olursa Quick Step herkese çok tatsız anlar yaşatabilir. 



3. Etap iki yıldır ara verilmiş olan takım zamana karşı (TTT) formatına sahip. Erman Kunter’in basketbol takımının başında ciddi başarılar elde ettiği Cholet şehrinde 35 km’lik oldukça inişli çıkışlı bir parkur koşulacak (Cholet, Vendée isyanının merkeziydi). Bu rotada bazı takımların ciddi zaman kaybedeceklerini rahatlıkla öngörebiliriz. O takımlardan biri Roman Bardet’nin lideri olduğu “A-JE-DÖ-ZER” olur mu acaba? Hoş daha geçen gün Fransa ITT şampiyonu olan Pierrre Latour da kadroda ama 90 saniye kadar bir kayıp çok mümkün. Fransızlar'ın genel klasman umudu Bardet daha üçüncü günden geriye düşebilir. Tabii onunla beraber L’Equipe gazetesi ve tüm Fransa da karalar bağlar. hehehe, ne hoş senaryo! Yeterince sportif başarı yaşamayan bir ülkede, Fransız hocalarca eğitilmiş yazarınızın, ergenlikten kalan dertlerini "schadenfreude"e sığınarak unutmaya çalışmasını fazla ayıplamamanızı dilerim. 




Yarışın ilk 10 günü rouleurler ve kuvvetli sporculara/takımlara uygun tasarlanmış. Dördüncü etap, bir yalakalık örneği olarak, UCI Başkanı David Lappartient’in memleketi Sarzeau’da bitecek. Sprint olasılığı yüksek. Lorinet - Quimper etabı ise Christian Prudhomme’un deyişiyle “Ardennes Klasikleri”ni hatırlatacak. Dar ve inişli çıkışlı yollarda geçecek 203 km’lik bir yarı klasik bizi bekliyor. GvA, PhilGil, illa ki Sagan bu etabı çoktan gözlerine kestirdiler. 

Hep söylediğim bir şey var: Bisiklet yarışı sadece sporcular isterse olan bir rekabettir. Çok sarih bir beyan gibi gözükse de demek istediğim, büyük takımlar anlaşırsa, ortak bir irade belirirse, ilk 9 etabın her biri 2-3 kişinin kaçtığı, son 20 km'de yakalandıkları, düz veya yokuş sprintiyle biten uyuz ve monoton birer yarışa dönüşebilir. A.S.O., bunu önlemek için, ilk dinlenme gününe kadar olan tüm etapların belirli bir kilometresine 3-2-1 saniye zaman bonusu olan kapılar koydu. Yeşil Mayo mücadelesini etkilemeyen bu kapılar, GK takımlarını -zaman primlerini kazanmak için- aktif bir yarış stratejisi belirlemeye motive edeceği umuluyor. Bu plan başarıya ulaşır mı ilk iki etapta belli olur.

Zaten ilk haftanın tamamı Sagan'a çok uygun. 6. Etap yokuşsuz Brötanya’nın gururu Mur de Bretagne’da bitiyor. Fransa Turu’nda daha önce defalarca yer alan bu meşhur “duvar”a peloton, biri finişte olmak üzere, iki kez tırmanacak. 7. ve 8. Etaplar yine sprinterlere yakın duruyorlar. İlki UNESCO Dünya Mirası’na kayıtlı, muhteşem gotik katedraliyle tanınan Chartres kentinde biterken (2012 Wiggo ITT zaferini hatırlayan?), diğeri Jules Verne’in memleketi Amiens’de son bulacak. Özellikle 9. Etap'ın Arnaud Démare'ın şehri Beauvais'nin çok yakınından geçeceği düşünülürse, Fransızların Bastille Günü etap kazanma ihtirası tavana vurabilir. Bir  

TdF’ın 9. gününde artık iyice kuzeye gelmiş olacağız. Bisiklet sporunda “Kuzey Fransa” bize iki şey çağrıştırır: “Roubaix” ve “Pavé”. Zaten ikisi de aynı şeydir. Tour tarihinin en sert arnavut kaldırımlarının yer alacağı Arras-Roubaix etabı  birçok sporcuyu gerçekten ürkütüyor. Toplam 15 sektörde 21,7 km pavé geçilecek. Mons-en-Pevele, Pont-Thibaut, Templeuve, Cysoing ve Camphin-en-Pevele bu bölümlerin bazıları. Kolombiyalılar ve İspanyollar’a acıdığı için olacak, Thierry Gouvenou Carrefour de l’Arbre’ı parkura eklememiş. Etap Roubaix velodromunun hemen dışında bitiyor. Yarışın kilit günlerinden biri olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Takım seçimlerinde bu etabın ciddi bir karar kriteri haline geldiğini kadrolardan görmek mümkün. AG2R Oliver Naesen ve Sylvain Dillier'yi çağırırken, Movistar takımı liderlerini Imanol Erviti ile Daniele Bennati'nin pilotluğunda kazasız belasız ön grupla finişe getirmeyi amaçlıyor. Pavé şöleni tüm kazanan ve kaybedenleriyle bittikten sonra dileyen Dünya Kupası Finali’ni seyredebilir. 



Annecy’deki dinlenme gününden sonra, dokuz gün boyunca liderlerini çeken rouleurler görevi dağ keçilerine bırakacaklar. Mamafih, 8 kişilik takımlarda bu dengenin nasıl tutturulacağı ayrı bir sorun. Takım kurarken düz yol kaptanlarına mı yokuşçulara mı ağırlık verilecek? Yokuş domestikleri çok zorlu geçmesi beklenen/umulan ilk dokuz etaptan sonra zinde kalacaklar mı? Roubaix’ye kadar, alışkın olduklarından bir kişi eksikle liderlerini korumaya çalışan düz yolcular dağlara gelindiğinde tükenmiş olurlar mı? Yarışın bu seneki heyecanı biraz da bu parametrelerde yatıyor sanki. 

Takımların sekiz kişiye inmesiyle, son yılların en kısa Tour de France’ının koşulacak olması birbirinden bağımsız değil diye düşünüyorum. Prudhomme ve Gouvenou, gücü ve yarışı kontrol yeteneği azalmış takımlara en azından kilometre açısından biraz destek çıkmışlar gibi gözüküyor. Fakat şunu söylemek gerekir ki profil ve etap seçimi olarak hala çok zor bir Tour seyredeceğiz. Zaten, son yıllarda, Büyük Turlar’ın hemen hepsi daha kısa, sert ve hareketli etapları mönüye alır oldular. Angelo Zomegnan’ın Giro ’09’da koşturduğu 83 km’lik Blockhaus etabıyla öncü olduğu trend Fransa’ya da sıçramış durumda. Eğer bu seneki kumar tutarsa, önümüzdeki yıllarda 250 km’lik dağ etaplarına bir daha zor rastlarız. 



Alpler dedim ama üç etapla geçileceğini (10-11-12) söylemedim. Finişler sırasıyla Le Grand Bornand, La Rosiere ve L’Alpe d’Huez. 10. Etabın ortalarında çıkılacak Plateau de Glieres, ilk kez kullanılan bir yokuş ve 2 km’si toprak yüzeye sahip. 159 km’lik parkurun ortasında yer alan Glieres sonraki zirveler Romme ve Colombiere öncesi çatışmaların başlayacağı yer olabilir (Giro/Colle delle Finestre usulü). 

Alpler’in ikinci etabının uzunluğu 108 km. Kış Olimpiyatları'ndan bildiğimiz Albertville’den başlayan “Medio Fondo” tadında tasarlanmış. Montée de Bisanne, Col du Pré (ilk kez çıkılıyor), Cormet de Roseland ve daha yumuşak ama rüzgara açık La Rosiere tırmanılacak. La Rosiere, birkaç yıl önce Tour de l’Avenir’de kullanılmıştı ama TdF’de ilk kez yer alacak. Etap profili yokuşta geri düşen domestiklerin ana grupa dönebilecekleri vadiler de içermiyor. Çok aktif, çok sert, çok tehlikeli bir üç saat sporcuları bekliyor. 


Les Lacets du Montvernier
Doğu Fransa Alpleri’ni “Huez Alpi”yle bitirmeyecektik de ne yapacaktık? 175 km’lik 12. Etap, Tour klasikleri Col de la Madeleine ve Croix de Fer’i geçtikten sonra, bisiklet tarihinin belki de en iyi bilinen yokuşu L'Alpe d'Huez'e çıkacak. 21 firkete virajlı, 13,8 km uzunluğunda, %8,1 ortalama eğimli “Hollanda Dağı” elbette tüm dikkatimizi üstünde toplayacak. Fakat öncesinde, büklüm büklüm çıkılacak Lacets du Montvernier yer alıyor. Acaba L'Alpe'de Tom Dumoulin veya başka bir Hollandalı vatandaşlarını sevindirebilecek mi? 


L'Alpe d'Huez virajlarında sakin bir gün
Le Tour bu sene Güney Fransa ve Akdeniz kıyılarını pas geçiyor. Pireneler’e Valence'daki sprint finiş ve yokuş finişli Mende etabıyla geçiliyor. Mende son yıllarda çok sevilen bir finiş oldu. 1995’de Laurent Jalabert’in kazandığı onun adıyla anılan “Montée Jalabert” 2005, 2010 ve 2015’den sonra bir kez daha patlayıcı gücü olan yokuşçulara veya kuvvetli maceracılara gülecek ("baroudeur" kelimesine Türkçe karşılık bulamıyorum; "maceracı" en yakın kelime gibi duruyor; Liliane Calmejane, Sylvain Chavanel gibi adamlardan bahsediyorum). 

Massif Central bölgesinde,  çok yüksek olmasa da, yine mebzul miktarda yokuş mevcut. Son dinlenme gününden önce inişli çıkışlı bir etapla Millau’dan Carcassonne’a giderken Pic de Nore çıkılacak. Yöre insanı bu yokuşa "Küçük Ventoux" adını vermiş ki, (12.3 km - %6.3 ile hak ediyor bu lakabı. 14. & 15. Etaplar, eğer büyük takımlar anlaşırsa, ateşkes halinde geçebilir. Konudan bağımsız olsa da belirtmem gerek; muhteşem Millau Viyadüğü'nü tasarlayan insan, dünya yerinde durdukça (veya döndükçe) başımdan eksik olmayası sayın eşim C. Deniz Akgürgen Günsal'ın en sevdiği mimar Sir Norman Foster'dır. İhtiramla ayağa kalkın lütfen... Teşekkür ederim.


Viyadük değil bir kuğu..

İkinci dinlenme günüyle beraber yarışın son haftası başlıyor. 17. Etap’ta Carcassonne’dan Bagneres-de-Luchon’a, yani Pireneler’e geçilecek. 218 km’lik mücadelenin sakin başlaması bekleniyor ama dinlenmiş vücut sendromuna yakalanan favroriler olursa diğer takımlar kırbaçı vurup deli bir kovalamaca da başlatabilirler. Son altmış kilometre içinde Col de Portet d’Aspet, Col de Menté ve Col du Portillon gibi üç sert yokuşun ardından on kilometrelik ok gibi bir iniş bizi bekliyor. İlginç olabilir. 

Ve ardından yılın en merak edilen etabına geliyoruz. Toplam altmış beş kilometre, yani iki saatlik bir etap lakin 38 km’si yokuş. Sırayla söyleyelim: Col de Peyresourde ve hemen devamı olan Peyragudes, ardından Col de Val Louron-Azet ve son olarak da Col de Portet. Dilimin ucuna “Contador olsaydı” demek geliyor ama yıllar geçiyor maalesef. Genel klasmandaki zaman farkları hala yakınsa müthiş bir mücadele olması beklenebilir, hem de ilk kilometreden itibaren. A.S.O. bu etabın startında sporcuların "F1 grid" usulü GK sırasıyla yerleşip start alacaklarını bildirdi. Bu şekilde, start verilir verilmez yapılacak ataklarla, birkaç liderin, domestikleri yetişemeden izole olmasını bekliyor sanırım. Veya, genel klasman liderlerinin "mano a mano" yarışmalarını umuyor. Yarışı yarış yapan bisikletçiler olduğu için  bu senaryoların tutma ihtimalini düşük görüyorum ama belli de olmaz. Ancak, A.S.O.'nun planı tutarsa Team Sky'a ve/veya Movistar'a yarayacak bir uygulama gibi duruyor. Grupettoyu DQF'den kurtarmak için özel bir zaman sınırı belirlenecektir. 




Paris’den önceki son sprint etabı Trie-sur-Baise - Pau arasında. Trie-sur-Baise kasabası, 2011 yılına kadar, Fransa’nın “Domuz Başkenti” olarak anılmasına yol açan bir festivale ev sahipliği yapmış. Ağustos aylarında düzenlenen festivalde “en iyi domuz bağırışı taklidi”, “en iyi domuz kostümü”, “en iyi domuz bilmemnesi” gibi yarışmalar yapılırken bir yandan da ürettikleri etleri pazarlıyorlarmış. Evet dinimizce öyledir böyledir ama yiyen yiyor. Üstelik “porcelet” denilen, sadece sütle beslenmiş domuz etinin müthiş yumuşak olduğu söyleniyor. Kendi pisliğini yemiyorsa, hani sadece sütle besleniyorsa, temizse hayvan hala mundar sayılır mı, Diyanet’in danışma hattına telefon açabilirsiniz belki. Benimkisi tamamen merak, katiyyen ağzıma sürmem! 

19. Etap Lourdes - Laruns arasında ve 200 km uzunluğunda. Pireneler’de yakinen tanıdığınız üç yakışıklı var. Aspin, Tourmalet ve Aubisque. Nedense, bazı yokuşların erkek, bazısının dişi olduğunu hissediyorum. Daha çok isimleri bana bunu duyumsatan. Mesela Col de la Madeleine zarif bir hanım. Aspin genç ve güçlü bir erkek, Aubisque ise yaşlı ama yumruğunu masaya vurduğunda hala bardakları deviren sert bir aile reisi (Hepiniz katilsiniz!!!). Lacets de Montvernier de -elbette- ergenlik döneminde çiçek açan neşeli bir kız. Kafayı sıyırıyorum inceden herhalde... 



Neyse 19. Etap'tan bahsedecektim. Bir gün önce, 65 km’de heba olanlar bu kez uzun bir dağ etabında mücadele edecek. Üçünü yukarıda saydığım altı tane kategorize yokuş var ve Aubisque'den Laruns'a yirmi kilometrelik inişle finiş olacak. Genel Klasman'ın hala çekişmeli bir hali kaldıysa ilk beş altı kişinin aklı bir yandan da ertesi günkü tuhaf bireysel zaman karşı (ITT) etabında olacak. St. Pierre-sur-Nivelle - Espelette arasındaki 31 km alıştığımız ITT’lere pek benzemiyor. Hemen hemen hiçbir noktası düz değil.  Seksen metre irtifa alınacak bir yokuşla başlayıp inişle devam eden, son bölümünde %9 eğimli bir kilometrelik tırmanama bulunan, yetmezmiş gibi yine sıkı bir iniş ve yokuşla son bulacak tuhaf bir parkur. Profilden bu kadar anlayabildim. Yokuşta patlayıcı gücü yüksek Valverde tipi “puncheur”ler daha avantajlı gözüküyor. Etapla ilgili son not: Finiş kenti Espelette çok özel ve sadece bu bölgede üretilen kırmızı biberiyle tanınıyor. Memleket dahilindeki isotçulara duyurulur. "Süt domuzuyla iyi gider mi acep?" diye düşünen Cehennem'de yanar mazallah!! 




Fransa Turu 2018 galibini Bask Ülkesi’nin kendine has kırmızı biber dolu toprakları tayin etmiş olacak çünkü ertesi günkü klasik Champs Elysées etabıyla yarış sona erecek. 

Parkur yokuş çıkabilen TT’cilerden çok düzde de sert çevirebilen yokuşçulara daha uygun gibi gözüküyor. Yani bir yokuşçu parkuru daha. Yenilikçi, modern ve atak yapmayı heveslendirecek bir rota çizilmiş. Bu açıdan Thierry Gouvenou’yu kutlamak gerek. İki senedir Tour parkuruna hoş dokunuşlar yapıyor. Hatta 2018 rotasının, önümüzdeki yıllarda Büyük Turlar’ın koşulmasında önemli bir dönüm noktası olacağını öngörebiliriz. Yalnızca 31 km’lik ITT olması rouleurler için bir dezavantaj. Üstelik düz bir rotada da değil. Diyeceksiniz ki 35 km’lik TTT var. Var ama özellikle Team Sky’ın Froome gibi bir yokuşçusunu sadece bu TTT ile elimine etmek mümkün değil. Tom Dumoulin katılırsa ne olur? Olasılıkla ITT’de Froome’u rahat geçer, TTT’de az farkla geçilir, dağlarda ise zaman kaybeder. Sonunda ne olur tabii bir şey diyemiyorum. 

Yokuş uzmanlarının şansını olumsuz etkileyebilecek şey ilk haftaki etaplar ve sonundaki Roubaix parkuru. Quintana, Bardet ve Rigo gibi küçümenlerin hiç alışkın olmadıkları bir yer. Froome’un da pavé’lerde uçmasını beklemiyoruz gerçi ama, başta Geraint Thomas, kendisine kol kanat gerecek takım arkadaşları olacaktır. Froome’dan sonra Richie Porte’un da şansı var ama her büyük yarışta bir felaket yaşıyor. Hiç adını anmazsak belki kötü şans bu kez onu bulmaz. Bardet, Quintana ve diğerleri ise TTT ve pavélerde Froome’a zaman kaybetmezlerse şanslarını Espelette’deki son zamana karşıya kadar taşıyabilirler. Çok iyi dinlendiğini söyleyen Tom Dumoulin ise yine takımının gücü kadar şanslı. 

Tour favorileriyle ilgili yazıyı Cyclist Türkiye'nin Temmuz '18 sayısına yazdım. Bu yüzden blogda yer veremiyorum. Kusuruma bakmayın. Vive Le Tour, Vive La Démocratie, Vive La Capitalisme!!

23 Ağustos 2013 Cuma

La Vuelta...Alçakgönüllü Münzevi



Vuelta yazısına oturduğuma göre yaz sonu yaklaştı demektir. Gölgeler uzamaya, günler kısalmaya başladı. Bu yaz mevsiminden hiçbir şey anlamadım. Haziran'ı zaten yazdan saymıyorum; bütçeyi tutturduk mı, bebeler sınıfı geçecek mi diye heba olan bir ay. Temmuz'u da Fransa Turu'na kurban verdik. Ağustos'ta da iptal edilen tatil planı yüzünden İstanbul'a takılı (tıkılı) kaldık. Ama Eylül'den umut kesilmez, bir şeyler olur illa ki. Olumlu düşünecek, pozitif olacaksın. Sonbaharın hüznüne kapılmamaya Vuelta yardım edecek. 

1995'e kadar takvim yılının ilk Büyük Tur'u olan Vuelta, o sene Eylül ayına atıldığından beri "multi purpose" bir tur haline geldi. Genç ve istidatlı etap yarışçılarının büyük sahneye ilk çıkışları, Dünya Şampiyonası'na hazırlanan pedalların form tutma yeri, doping cezası veya sakatlıktan dönen şöhretlerin, çok dikkat çekmeden kendilerini tartacakları bir platform özelliği sunuyor. Bu sene, Fransa Turu'nda hüsran olanlardan bazıları da karizmayı toparlamak için katılıyorlar. Eylül ayının hüznü ve Endülüs bozkırlarını da ekleyince, Vuelta 'ya kahvede pişpirikle gününü geçiren bir tekaüt muamelesi yapılıyor ama asla! Son 2-3 yıldır mükemmel mücadelelerin olduğu, şanlı şerefli bir yarış. 






Parkura Şöyle Bir Bakalım



Büyük Turlar'ın bu alçakgönüllü münzevisi bu sene 68. kez koşulacak. La Vuelta ülkenin kuzeybatısındaki Galiçya bölgesinde beş etapla başlayacak. Tour de France'ın sahibi A.S.O., Unipublic'e %50 ortak olduğundan beri, Vuelta'da bazı değişiklikler başladı. Biraz daha pazarlamaya, halkla ilişkilere dikkat ediliyor gibi. Hatta A.S.O., TdF'da yapmayı düşündüğü bazı değişiklikleri önce İspanya'da deniyor sanki. Geçen sene, Vuelta gece yapılan TTT ile başlamıştı hatırlarsanız. Bu sene de Fransa Turu gece (hadi peki "akşam" diyelim) koşulan Paris etabıyla bitti. TdF'ın "Grand Départ" diye adlandırdığı, yarışın seçilen bir bölgedeki 3 etapla başlaması alışkanlığı da bu sene Vuelta'ya ihraç edilmiş. Galiçya, Atlantik kıyıları daha zengin, iç kısımları ise tarıma dayalı bir ekonomi sonucu az gelişmiş, 2.8 milyonluk nüfusa sahip bir bölge. İspanya'nın yaşamakta olduğu derin ekonomik krizden etkilendiği için son zamanlarda pek keyfi yoktu, başkent Santiago de Compostela'daki hızlı tren kazasından sonra tam karalar bağladılar. Beş etaplık bisiklet bayramının bölgenin havasını biraz değiştirmesini umalım. 


Galiçya etapları

İspanya Bisiklet Turu'nda etaplar genelde daha kısa tutuluyor. Buna istisna ilk etaptaki takım saate karşı olacak. Son yıllarda, TTT'lerin daha kısa olmasına alışığız ama toplamda yalnızca iki TT olduğu için ses etmeyin (diğeri 11. Etap'taki 38 km'lik ITT). Takımlar Arousa Halici'nde bir tekneden start alacaklar (TDF/Porto Vecchio takım tanıtımı/podyuma tekneyle gelen sporcular. Çok yaratıcıyız valla!!!). İkinci etapta yarışın ilk zirve finişine tanık olacağız. 10 km ve %6.2 ortalamalı Alto de Monte da Groba in Baiona. Yokuşu çıkana kadar ancak okuruz! İlk 2 günde iki ayrı Kırmızı Mayo göreceğimiz kesin. Galiçya'daki 3. etap da yokuşla bitecek. tam bir sprint etabı gibi gözükmesine karşın sonuna bir Kat. 3 takmışlar. Zaten Vuelta '13, zirve finişi açısından bir rekor kıracak gibi gözüküyor. Toplamda onbir etap yokuşun tepesinde sonlanacak. Sprinterleri kaçıran da bu. 

Dördüncü etap dünyanın sonuna gidiyor! Harbiden... 186 km'lik inişli çıkışlı etap, kısa bir yokuş sonunda Finisterra "Etap Fin del Mundo"da huzura erecek. Bu gerzek Avrupalılar, anakaranın batıdaki her uç noktasına "finis terrae" (yeryüzünün sonu) adını veriyorlar. Fransa'da Finistere var, İngiltere'de Land's End var (hoş İngilizler "Avrupalı" denmesine bozulurlar ama biz işimize bakalım). Halbuki Avrupa'nın en batı noktası Portekiz'de (Cabo da Roca). Kolomb'un Hindistan'ı bulma saçmalığı kadar olmasa da idare eder bence... Bu AB'ye mi gireceğiz yani?? 


Dünyanın sonuna varıp hala bir sprint finiş görmemişsek, 5. Etap'ta muradımıza erebiliriz. Galiçya'dan ayrılıp Zamora bölgesine geçiyoruz. 168 km'lik etapta iki tane Kat 3. yokuş da var. Bir sonraki etap da Extremadura bölgesinin incisi Caceres'de sprintle bitecek. Ertesi gün ise Endülüs'te raks var. 194 km'lik parkur Sevilla'dan geçip Mairena de Aljarefe'de sprintle nihayet bulacak. Arka arkaya 3 etapla sprinterleri sakinleştiren Unipublic, sekizinci etabın sonuna koyduğu duvarla ortalığı bayram yerine çevirecek. 14.5 km'lik Penas Blancas* yokuşu (google "Beyaz Cezalar" diyor Türkçesi'ne?!) 970 mt irtifa kazanıyor. Genel klasmancıların gerçekten itişmeye başlayacakları yer burası. 9. Etap Valdepenas de Jaen'in %30'luk kısa rampasında son buluyor. Ciddi zaman kayıpları olabilir. Dinlenme gününden önceki son etap ise oldukça sert. Önce Kat.1 "Monachil" (8.5km-%7.7), sonra da "Especial" (HC gibi) sınıfında bulunan Alto de Hazallanas (15.5km-%5.5). % 5.5 dediğine kanmayın, son yedi kilometrenin ortalama eğimi %9.2... Muy especial!! 

10. Etap'tan sonra ilk dinlenme günü geliyor. Kafile uçakla Endülüs'den Aragon bölgesine geçecek. Lojistik kolaylığı da göz önüne alarak Tarazona'da yarışın tek ITTsi koşulacak. Kat 3. bir yokuş var, ilk bölüm çıkış, son kısım inişli (38.8 km). Nibali, Purito, Uran, Valverde kozlarını paylaşacaklar. Profil (parkuru tam bilemediğim için) GK'cılara uygun gibi gözüküyor. Ama iniş bölümünde güçlerini ortaya koyabilecekleri uzun düzlükler varsa TT uzmanları da iddialı olabilirler. Ertesi gün, TT'de dinlenmiş sprinterler için düz bir etap konmuş. Keza 13. Etap da yüksek tempolu bir sprint finişe sahne olacak bir profile sahip. 

14. Etap'ta Vuelta Pireneler'e doğru pedal basacak. Parkurun ortalarında Andorra'ya geçilecek. Bir adet ESP yokuş (26 km-%5.2), iki tane Kat.2 ve son olarak da bir kalem Kat.1 olmak üzere ceman dört tırmanışla yarış Collada dela Gallina'da bitecek. 2012'de burada biten etabı A. Valverde kazanmıştı. 15. Etap, İspanya Turu'nun en uzun parkuruna sahip. 232.5 km boyunca dört tane Kat.1 tırmanış var. Bunlardan biri Porte de Bales (evet Fransa'dayız). Andy Schleck'in meş'um "Chaingate" hadisesinin geçtiği yokuş. Etabın finişi Col de Peyragudes'de olacak ve burayı da çok iyi hatırlıyoruz: "Kaçan Valverde'yi kovalayan Chris Froome, ona yetişemeyen Bradley Wiggins'e ters ters bakıyordu" desem? 


Chaingate, TDF 2010
  
Froome ve Wiggins, Peyragudes 2012



Bir etap boyunca Fransa Turu'nun yakın geçmişindeki iki unutulmaz olaya referans veren Vuelta bence ketenpereye geliyor. Kendi yarışına, tarihine referans vermek varken insanlara yılın en büyük yarışını hatırlatmanın nasıl bir pazarlama stratejisinin parçası olduğunu biri açıklarsa çok sevinirim. Ama cep delik, cepken delik olunca, namerdin %50 ortaklıkla koyduğu paranın kölesi oluyorsun. Allah parasızlığın canını almadı ki!! 


Vuelta'da bu sene dağlar bitmiyor. Toplam 11 zirve finişi var. Arka arkaya dördüncü dağ etabı 9 Eylül'de koşulacak. Parkur kısa (147km) ama kısa yokuş etapları hareketli geçer. 3 gündür dağlarda helak olan bisikletçiler dinlenme günü öncesi olası ataklara direnmek zorundalar netekim. İkinci dinlenme gününden sonra sprinterlerin alabileceği sakin bir etapla Vuleta'nın kreşendosu başlayacak (Calahorra-Burgos, 189km). 17. Etap'ta yeni bir yokuş var: Pena Cabarga. 6 km ve %9.4 eğimle Angliru'nun küçük kardeşi gibi gözüküyor. Ama oraya gelmeden önce 4 yokuş kapısı daha geçilecek. Bu sene La Vuelta'da doping çıkmazsa çok şaşıracağım. Parkur müthiş sert hazırlanmış. Eylül ayının 13. Cuma'sı çok sert bir etap gibi gözükmese de son kısmında yine Kat.1 zirve finişiyle sonlanacak (Alto del Naranco: 6.1 km/%5.3). 

Ve geliyoruz Angliru'ya. Kendimi aslanların yiyeceği gladyatörleri seyreden Romalılar'a en yakın hissettiğim yerlerden biri bu yokuş. 12.2 km, %10.2. En sert bölümü %24 eğimli. Cehennemin ta kendisi. İlk kez 1999'da kullanıldı. Yağış altında çıkılan 2002 Vuelta'da, takım arabaları kaygan zeminde patinaj yapıp hareket edememişler ve yarışçılar patlak lastiklerle etabı bitirmişlerdi. Bana bu derece sert yokuşlar biraz abartılı geliyor ama seyir zevki açısından güzel olduğu su götürmez. Alto de L'Angliru bitene kadar yarış bitmiş sayılmaz. O 12 km'de insan 3-4 dakika bile fark yiyebilir. Ama yokuşun dikliğinden dolayı atak yapmanın (ve sürdürmenin) çok zor olduğu da bir gerçek. Favorilerden o gün havasında olmayan varsa podyumu bile kaybedebilir. 

Yarış, her zamanki gibi başkentte koşulacak şan ve şeref etabıyla son buluyor. Madrit sokaklarındaki yedi turun bitimiyle beraber Vuelta a Espana'nın yeni şampiyonu tarihe geçmiş olacak.

Kırmızı Mayo'ya Tedirgin Bir Bakış 


Neden tedirgin? E çünkü "aççık seççik" işaret edeceğimiz bir favori/favoriler yok. Üstelik bu kadar dağlık bir yarışta her şey olabilir. Liderlerden birisi kötü bir gün geçirse 2 dakika fark yemesi işten değil. Hesap kitaba gelmez bir durum. Ama ilk ağızda sayabileceklerimiz Vincenzo Nibali, A.Valverde, J.Rodriguez ve Sergio Henao olmalı. Gönül Henao'dan önce Rigoberto Uran'ı yazmak isterdi ama Uran OPQS'e transfer olduğu için Vuelta'da biraz "Judas" muamelesi görecek. Team Sky Sergio Henao'yu lider olarak getiriyor. Uran'ın uysal bir Kolombiyalı portresi çizip çizmeyeceği soru işareti... Ben Henao için çalışsa da -Quintana usulü- zirveyi zorlayacağını hatta etap kazanmak isteyeceğini düşünüyorum. Sky'ın Wiggo-Froome'dan sonra bir de Henao-Uran belirsizliği ile uğraşacak olması gereksiz bir baş ağrısı. 




Vincenzo Nibali çok iyi bir takımla geliyor Vuelta'ya. Ama sanırım Giro'daki form seviyesinin altında başlayacak. Brescia'da Pembe Mayo'yu giydikten sonra iki ay yarışmadı, ardından katıldığı Polonya Turu'nda ise resmen süründü. 2 hafta önce Burgos Turu'nda üçüncü olması bacakların tekrar çalşmaya başladığını gösteriyor fakat İtalya Turu'ndaki kadar motive mi emin değilim. Kesin favori diyemeyiz ama kazanamazsa eleştiri oklarına karşı durması gerek. Nibali'nin yakıcı bir hırsı yok. "Valla denedim olmadı, Fransa Turu'na bakacağım" diye kestirip atabilir de. Üstelik Eylül sonunda Floransa'da Dünya Şampiyonası var, B-planı hesabı onu kazanmaya çalışmak da Vuelta'daki olası bir başarısızlığı önemsiz kılar. Astana ise dağlarda Vincenzo'ya her tür desteği verebilecek kapasitede: Fuglsang, -düşmezse- Brajkoviç, Tiralongo, Vanotti, Kangert.... Daha ne olsun?  


Ben de kazandım
Nibali'nin ardından Fransa Turu gazileri Valverde ve Rodriguez iddialılar. Geçen seneyi 2. ve 3. bitirmişlerdi. Bu yüzden ikisini beraber düşünmek hoşuma gidiyor. Fuentes neslinin son İspanyolları'ndan. Bir nevi kader yoldaşı gibiler. İkisinin sohbetine dikiz atttığım güzel bir anım da var Ajaccio'da. Performanslarının, geçen sene gibi, birbirine yakın olmasını bekliyorum. Valverde ITT'de Rodrigez'den biraz daha iyi ama Purito da sert yokuş sprintlerinde Alejandro'dan üstün. Etap sonlarında zaman bonusu olması da Rodriguez'in lehine bir nokta. Geçen yıl son 150-200 mt'deki eforlarıyla 10'ar saniye kazanarak Contador'u uyuz etmişti. 

Purito katıldığı son 3 Büyük Tur'da podyumda yer almıştı artık en üst basamağı istiyor. Nibali'den sıyrılırsa bu mümkün fakat acaba Fransa'nın yorgunluğunu atıp forma girdi mi?? Valverde ise Grand Tour zaferleri ve podyumları olan bir isim olmasına karşın aynı soru onun için de geçerli. Üstelik bu kez yanında Quintana da yok. Yokuşlarda Eros Capecchi ve performansı üst düzeyde olması gereken Sylvester Szymyd'in çok iyi çalışmaları gerekecek. 


"E bende de var işte!!"
"Hadi len Purito..."


Geliyoruz Kolombiyalılar'a... Dave Brailsford Uran'ı geriye çekip Sergio Henao'yu ortaya sürdü. Anlaşılacak bir karar ama World Tour puanlarının gelecek seneye yansımasını düşünerek Giro ikincisine ket vurulması hoşuma gitmiyor. Uran lider olsaydı yarışı kazanma olasılığı çok yüksekti. Henao da çok iyi bir etap yarışçısı aslında ama sanki Rigo'dan hala bir tık aşağıda. Giro'da Wiggins için kaybettiği zamanlara karşın 16. oldu. Bask Turu'na üçüncü, Polonya'da beşinciliği var. Amstel ve Fleche Wallonne'da da dikkati çeken dereceler yaptı. Uran'ın milli hislerle ona yardım etmesine çok ihtiyacı var. Rigo "adam gibi adam" sıfatını hakeder mi yoksa kendi yarışını mı koşar acaba? Zis iz dı kuesçın! Henao'ya Kiryenka ve Cataldo da yardım edecekler. Bence genel klasmanı kazanamaz. Ama Giro 2014'de Sky'ın lideri olabilecek bir performans ortaya koyacak lakin o noktada da Richie Porte'ye tosluyor. Gelecek Vuelta'ya kadar homurdanacak gibi... 

Performansı merak edilen, hatta memleketimizde küçük ama tutukulu bir hayran kitlesine sahip bir başka "escarabajo" da 24 yaşındaki Carlos Betancur (Ag2R). Giro'daki beşinciliği onu da anmamızı gerektiriyor elbette. Takım desteği konusunda sıkıntısı var. Nocentini ve Pozzovivo'nun kendilerini düşüneceklerini varsayarsak, Carlos rakip trenlere yamanıp "değerli bir yalnızlık"tan iş çıkarmaya çalışacak. Aslan yeleli Betancur öncelikle etap kazanarak üstüne asılmaya çalışılan "Poulidor" etiketinden kurtulmak isteyecektir. 


Vuelta öncesi en üzücü haber Euskaltel Euskadi'nin bu sene sonu kapanacağını öğrenmek oldu. Turuncu mayoları ve ORBEA Orca'larıyla hafızamıza kazınan Bask takımı, sponsor fonlarının suyunu çekmesi sonucu 20 yıl sonra yollardan çekilecek. İki yıl önce, Bilbao'da, Igor Anton'un kazandığı etabı izlerken Basklıklar'ın takımlarını ne kadar sevdiklerine tanık olmuştum. Vuelta '13 onların son büyük turu olacak. Bu nedenle Euskaltel'in çok agresif olmasını beklemeliyiz. Yarışçıların gelecek sene kendilerine takım bulmak için de kişisel olarak çok motive olacakları kesin. Igor Anton kendi topraklarında bir etap daha isterken Mikel Nieve -bir başka Tour gazisi olmasına karşın- yine ilk 10'da olmaya çalışacak. Bisiklete binerken geçmişte kalmış mayoları giymeyi daha çok seviyorum. Gelecek sene için turuncu mayo siparişi kaçınılmaz. Adios Euskaltel!! 



Turuncuya veda ediyoruz... :-(


Belkin de B.Mollema ve L.Ten Dam ikilisiyle iddiasını ortaya koymaya çalışacak. Ancak ikisi için de bazı yokuşların çok sert geleceğini düşünüyorum. Yarışın hep içinde olacaklar ama eğim %10'lara çıktığında yavaş yavaş geriye kayacaklardır. Takımın bir önceliği de Theo Bos'a sprint kazandırmak olacak. Cavendish, Greipel ve Kittel'in gelmedikleri bir yarışta başaltı sprinterlerini ilgiyle izleyeceğiz. 


Mollema & Ten Dam tandemi!



Radio Shack de bu ismiyle son Büyük Tur'unu koşacak. Takım gayet iyi aslında ama lider yok. Cancellara Floransa için antrenman yapacak, Zubeldia, Busche ve Chris Horner da "Yahu bir şey yaparlar mı acaba?" diye yıllardır kesemediğimiz umudumuzu tekrar kaşıyıp geri düşecekler. Tersi olur da genel klasmanda iddialı bir RSLT ile karşılaşırsak gerçekten şaşıracağım.


Chris Horner & Matthew Busche



Eski kurtlardan Ivan Basso ve Michele Scarponi de yarıştalar. Onlardan hala bir Büyük Tur zaferi bekliyor musun derseniz, hayır  beklemiyorum. Ama Ivan Basso'nun mesleğine saygı olarak biraz kendini göstermesi gerek. Yıllardır sıfır "panache" ile devam ediyor. Sıkılmaya başladım. Scarponi ise her zaman atak yapmayı seven kişiliğiyle yarışa renk katar inşallah. Ama artık yaşlandı. 

Bjaerne Riis Contador'u Vuelta'da yarıştırmayı çok istedi ama Alberto oralı bile olmadı. Roman Kreuziger, Nicholas Roche ve Rafal Majka'lı bir ekiple GK yarışına bir yerinden  tutunmaları normaldir. Roche'a çok şans vermesem de Majka ve lider olarak Kreuziger'in ne yapacaklarını merak ediyorum.

Diğer ilginç isimler arasında Daniel Moreno (KAT), Dan Martin (GAR), Jelle Vanendert (LOT) ile Vacansoleil üçlüsü De Gendt, Poels ve Westra bulunuyorlar. De Gendt'i Stelvio 2012'den beri bekliyoruz, hadi artık Thomas! Dan Martin'in etap kovalayacağını, Tour'a katılamayan Vanendert'in de kendini genel klasmanda göstermeye çalışacağını düşünüyorum. Moreno her zaman dikkat edilmesi gereken harika bir bisikletçi. Domestik görevinden kaytarıp zirve finişlerinden birini almaya çalışırsa şaşırmam. Rodriguez erken patlarsa Katusha'nın ikinci kozu olarak öne çıkacaktır (geçen sene beşinci oldu, boru değil!!). 

Son olarak Thibaut Pinot için bir parantez açalım. TdF'de moralman çöken Fransız yokuşçunun toparlanması için bu yarış çok önemli. Kafasından iniş korkusunu atmış bir Pinot yarışa zevk katar. Ama bu yarışta da beynindeki şeytanlara yenilirse korkarım içinden çıkması zor bir kısır döngüye girip kariyerini tehlikeye atabilir... Aman diyeyim. 

Siz bakmayın Vuelta'nın ciddiye alınmadığına. Sporcuların en sevdiği Büyük Tur'dur. Stresi az, sade, etap başlangıç saatleri uygun, halk ilgisinin insanı ezmediği, dediğim gibi, alçakgönüllü bir yarıştır. Hatırlayacaksınız, 2012'nin en güzel mücadelesini İspanya'da gördük. Bu sene de farklı olmayacak. Çok favorili açık bir yarış, biz izleyicilerin arayıp da bulamadığı şey. Cumartesi akşam başlıyor. İlgi ve bilginize sunarım!! 









*:Peñas Blancas: İspanya uzmanımız @ata_atay  "penas"'ın aslında "penyas" okunan o üstünde dalga işaretli N harfiyle (Ñ) yazıldığını ve anlamının da "Beyaz Kayalıklar" olduğunu bildirdi. Google'dan iyi mi bilecek??