le Tour etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
le Tour etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2018 Perşembe

Fransa Turu - A Long and Winding Road









(Bu yazı Cyclist Türkiye Aralık 2017 sayısında çıkan risalenin evrim geçirmiş halidir)


Fransa Turu yine geldi çattı. Futbol Dünya Kupası'nın gölgesinde kalacak olsa da bisikletseverler olarak bunu çok önemsemiyoruz. Bizim her sene koşulan bir dünya kupamız var, meşin kafalılar düşünsün. Bu minvalde, siz değerli okuyuculara, Le Tour de France 2018'in parkuru hakkında birkaç kelam etmek niyetiyle 6 ay önceki yazıyı biraz değiştirip sunuyorum. Başlık düşünürken Beatles'ın o güzel şarkısı aklıma geldi. Uzun ve kıvrıla kıvrıla giden parkurdan birazdan bahsedeceğim fakat, Paul McCartney'in sözlerinde sanki başka bir mesaj da buldum. Bisiklet takvimi, o şehirden bu ülkeye dolaşan yarışlarla, her Temmuz ayında bizi Fransa Turu'nun kapısına götüren uzun ve kıvrımlı bir yol gibi geliyor. Üstelik şarkıdaki gibi hiç yok olmayacak bir yol bu. Bu sene de, Bahar Klasikleri, Tirreno, Paris-Nice, Giro, Dauphiné derken haç yürüyüşümüz yine Le Tour de France'da bitti, onun kapısına yüz vurduk. Viskiyi fazla kaçırmış da olabilirim tabii. İlgilenenler için şarkı aşağıda: 



Fransa Turu'nun parkuru Ekim ayında açıklanmadan önce bir sürü spekülasyon havalarda uçuşur. Bu sene için de, Mont Ventoux’nun çıkılacağı ve L’Alpe d’Huez’in aynı etapta iki kez tırmanılacağı dedikoduları vardı ama ikisi de tutmadı. Ventoux bir başka Temmuz'a kaldı, L’Alpe ise sadece bir kez geçilecek. Etaplara dalmadan önce biraz sayılara bakalım. 

Fransa Turu 2018, alıştığımızdan bir hafta geç olarak, 7 Temmuz’da Fransa’nın Vendée bölgesinde start alacak ve 29 Temmuz’da Paris’te bitecek. Gecikmenin nedeni, Rusya’da yapılacak futbol Dünya Kupası’yla çok çakışmaması ve TV ratinglerinde geri düşmemesi isteği. Maalesef Tanrı futbolun hala cezasını vermediği için, sevgili sporumuz bisiklet bu gibi durumlarda hala bir adım geri atmak zorunda. Lakin bu bizi yıldırmıyor; haklıyız, kazanacağız.  

TdF, alışıldığı üzere, 21 etap üstünden düzenlenecek ve toplam 3.329 km koşulacak. En uzun etap 231 km’lik Fougeres - Chartres arasında geçilirken, Pireneler’deki 65 km’lik dağlık Bagneres-de-Luchon - Saint-Lary-Soulan (Col de Portet) parkuru yarışın en kısa günü olacak. 22 takımdan sekizer sporcu yarışıyor. UCI, biraz da ASO’nun baskısıyla, yeni sezonda Büyük Turlar’ın 8, haftalık turlarınsa 7’şer yarışçıyla yapılmasına karar verdi. Bu değişikliğin takım seçimi ve taktikler üstünde ciddi etkisi olacağı düşünülüyor. 

Şimdiye kadar kullanılmamış üç yeni yokuş parkura alındı (Pl. des Glieres, Col du Pré ve Col de Portet). Arras - Roubaix etabında da toplam 21,7 km pavé sektör yer alacak. Ayrıca bir TTT (35 km) ve bir de ITT (31km) koşulacak. İlk dinlenme günü Alpler’in eteğindeki güzel Annecy’de, ikincisi ise güneyde, surlarla çevrili ortaçağ kenti Carcassonne’da.

Son yıllarda TdF bir sene ülke dışında bir sene ülke içinde başlıyor ve “Grand Départ” adıyla 2-3 etaplık bir bölge turu olarak da pazarlanıyor. Geçen sene Düsseldorf’dan start alan yarış bu sene Fransa’nın ilginç bölgelerinden Vendée’de düzenlenecek üç etapla başlayacak. Zaten, beş dakikalık bir İspanya ziyareti haricinde 105. Le Tour tamamen Fransız topraklarında düzenlenecek. 

Vendée (“VAN-DE” olarak terennüm ediliyor) Batı Fransa’da, yüzünü Atlas Okyanusu’na, sırtını anakaraya dönmüş, geçmişinde tarım ağırlıklı, bugün turizm ve tarım odaklı bir ekonomiyle geçinen bir il. 1789 Fransız İhtilali’nden sonraki ilk birkaç yıl devrimi destekleyen halk, ekonomik durumun düzelmemesi ve merkezi hükümetin Katolik Kilisesi’ne aldığı sert tavır yüzünden huzursuz olmuştu. Kapatılan kiliselerin arazilerinin de çoğunlukla zengin burjuvalara satılması, köylü ve çiftçilerin pay alamaması tatsızlığı büyütmüştü. Devrim hükümetinin zorunlu seferberlik kararıyla kazan kaynamaya başladı, 1793'de XVI. Louis giyotinde kelleyi kaybedince de ayaklanma çıktı. Tabii güçlerini kaybeden bölgedeki kilise ileri gelenleri ve kralcı soylular da ateşe benzinle gittiler. Jakoben yönetimin son derece sert cevap vermesi sonucu yedi yıl içinde Vendée’de yaklaşık 200.000 erkek, kadın ve çocuk katledildi. Günümüzde savaşın ve sonraki katliamların “soykırım” sayılıp sayılmayacağına dair tartışmalar devam ediyor. Ama Fransa gibi üniter ve merkezci bir idarenin kendi halkına soykırım uyguladığını kabul etmesini herhalde beklemiyorsunuz. 

Vendée’nin acılı hikayesine başka zaman devam edelim ve dilerseniz yarışa geçelim. İlk planda yarışın Noirmoutier Adası’ndan başlayıp meşhur Passage du Gois yolundan ana karaya geçmesi planlanmıştı. Fakat Dünya Kupası nedeniyle yarış bir hafta ileri çekildi. Yeni tarihte okyanusun gelgit durumu daha önce 2 kez Fransa Turu’nda yer alan bu tehlikeli geçişin kullanılmasını imkansız hale getirdi. İlk iki etabın düz olmasından hareketle, sprinterlere uygun olacağını söyleyebiliriz ama okyanus kıyısından geçen rota ve bölgenin kuvvetli rüzgarlara sahip olması bu senaryoyu bozabilir. Büyük takımlar mutlaka çok dikkatli olacaklar. Giro 2017’den hatırlayacağınız gibi, etap sonlarına doğru sert bir çapraz rüzgar olursa Quick Step herkese çok tatsız anlar yaşatabilir. 



3. Etap iki yıldır ara verilmiş olan takım zamana karşı (TTT) formatına sahip. Erman Kunter’in basketbol takımının başında ciddi başarılar elde ettiği Cholet şehrinde 35 km’lik oldukça inişli çıkışlı bir parkur koşulacak (Cholet, Vendée isyanının merkeziydi). Bu rotada bazı takımların ciddi zaman kaybedeceklerini rahatlıkla öngörebiliriz. O takımlardan biri Roman Bardet’nin lideri olduğu “A-JE-DÖ-ZER” olur mu acaba? Hoş daha geçen gün Fransa ITT şampiyonu olan Pierrre Latour da kadroda ama 90 saniye kadar bir kayıp çok mümkün. Fransızlar'ın genel klasman umudu Bardet daha üçüncü günden geriye düşebilir. Tabii onunla beraber L’Equipe gazetesi ve tüm Fransa da karalar bağlar. hehehe, ne hoş senaryo! Yeterince sportif başarı yaşamayan bir ülkede, Fransız hocalarca eğitilmiş yazarınızın, ergenlikten kalan dertlerini "schadenfreude"e sığınarak unutmaya çalışmasını fazla ayıplamamanızı dilerim. 




Yarışın ilk 10 günü rouleurler ve kuvvetli sporculara/takımlara uygun tasarlanmış. Dördüncü etap, bir yalakalık örneği olarak, UCI Başkanı David Lappartient’in memleketi Sarzeau’da bitecek. Sprint olasılığı yüksek. Lorinet - Quimper etabı ise Christian Prudhomme’un deyişiyle “Ardennes Klasikleri”ni hatırlatacak. Dar ve inişli çıkışlı yollarda geçecek 203 km’lik bir yarı klasik bizi bekliyor. GvA, PhilGil, illa ki Sagan bu etabı çoktan gözlerine kestirdiler. 

Hep söylediğim bir şey var: Bisiklet yarışı sadece sporcular isterse olan bir rekabettir. Çok sarih bir beyan gibi gözükse de demek istediğim, büyük takımlar anlaşırsa, ortak bir irade belirirse, ilk 9 etabın her biri 2-3 kişinin kaçtığı, son 20 km'de yakalandıkları, düz veya yokuş sprintiyle biten uyuz ve monoton birer yarışa dönüşebilir. A.S.O., bunu önlemek için, ilk dinlenme gününe kadar olan tüm etapların belirli bir kilometresine 3-2-1 saniye zaman bonusu olan kapılar koydu. Yeşil Mayo mücadelesini etkilemeyen bu kapılar, GK takımlarını -zaman primlerini kazanmak için- aktif bir yarış stratejisi belirlemeye motive edeceği umuluyor. Bu plan başarıya ulaşır mı ilk iki etapta belli olur.

Zaten ilk haftanın tamamı Sagan'a çok uygun. 6. Etap yokuşsuz Brötanya’nın gururu Mur de Bretagne’da bitiyor. Fransa Turu’nda daha önce defalarca yer alan bu meşhur “duvar”a peloton, biri finişte olmak üzere, iki kez tırmanacak. 7. ve 8. Etaplar yine sprinterlere yakın duruyorlar. İlki UNESCO Dünya Mirası’na kayıtlı, muhteşem gotik katedraliyle tanınan Chartres kentinde biterken (2012 Wiggo ITT zaferini hatırlayan?), diğeri Jules Verne’in memleketi Amiens’de son bulacak. Özellikle 9. Etap'ın Arnaud Démare'ın şehri Beauvais'nin çok yakınından geçeceği düşünülürse, Fransızların Bastille Günü etap kazanma ihtirası tavana vurabilir. Bir  

TdF’ın 9. gününde artık iyice kuzeye gelmiş olacağız. Bisiklet sporunda “Kuzey Fransa” bize iki şey çağrıştırır: “Roubaix” ve “Pavé”. Zaten ikisi de aynı şeydir. Tour tarihinin en sert arnavut kaldırımlarının yer alacağı Arras-Roubaix etabı  birçok sporcuyu gerçekten ürkütüyor. Toplam 15 sektörde 21,7 km pavé geçilecek. Mons-en-Pevele, Pont-Thibaut, Templeuve, Cysoing ve Camphin-en-Pevele bu bölümlerin bazıları. Kolombiyalılar ve İspanyollar’a acıdığı için olacak, Thierry Gouvenou Carrefour de l’Arbre’ı parkura eklememiş. Etap Roubaix velodromunun hemen dışında bitiyor. Yarışın kilit günlerinden biri olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Takım seçimlerinde bu etabın ciddi bir karar kriteri haline geldiğini kadrolardan görmek mümkün. AG2R Oliver Naesen ve Sylvain Dillier'yi çağırırken, Movistar takımı liderlerini Imanol Erviti ile Daniele Bennati'nin pilotluğunda kazasız belasız ön grupla finişe getirmeyi amaçlıyor. Pavé şöleni tüm kazanan ve kaybedenleriyle bittikten sonra dileyen Dünya Kupası Finali’ni seyredebilir. 



Annecy’deki dinlenme gününden sonra, dokuz gün boyunca liderlerini çeken rouleurler görevi dağ keçilerine bırakacaklar. Mamafih, 8 kişilik takımlarda bu dengenin nasıl tutturulacağı ayrı bir sorun. Takım kurarken düz yol kaptanlarına mı yokuşçulara mı ağırlık verilecek? Yokuş domestikleri çok zorlu geçmesi beklenen/umulan ilk dokuz etaptan sonra zinde kalacaklar mı? Roubaix’ye kadar, alışkın olduklarından bir kişi eksikle liderlerini korumaya çalışan düz yolcular dağlara gelindiğinde tükenmiş olurlar mı? Yarışın bu seneki heyecanı biraz da bu parametrelerde yatıyor sanki. 

Takımların sekiz kişiye inmesiyle, son yılların en kısa Tour de France’ının koşulacak olması birbirinden bağımsız değil diye düşünüyorum. Prudhomme ve Gouvenou, gücü ve yarışı kontrol yeteneği azalmış takımlara en azından kilometre açısından biraz destek çıkmışlar gibi gözüküyor. Fakat şunu söylemek gerekir ki profil ve etap seçimi olarak hala çok zor bir Tour seyredeceğiz. Zaten, son yıllarda, Büyük Turlar’ın hemen hepsi daha kısa, sert ve hareketli etapları mönüye alır oldular. Angelo Zomegnan’ın Giro ’09’da koşturduğu 83 km’lik Blockhaus etabıyla öncü olduğu trend Fransa’ya da sıçramış durumda. Eğer bu seneki kumar tutarsa, önümüzdeki yıllarda 250 km’lik dağ etaplarına bir daha zor rastlarız. 



Alpler dedim ama üç etapla geçileceğini (10-11-12) söylemedim. Finişler sırasıyla Le Grand Bornand, La Rosiere ve L’Alpe d’Huez. 10. Etabın ortalarında çıkılacak Plateau de Glieres, ilk kez kullanılan bir yokuş ve 2 km’si toprak yüzeye sahip. 159 km’lik parkurun ortasında yer alan Glieres sonraki zirveler Romme ve Colombiere öncesi çatışmaların başlayacağı yer olabilir (Giro/Colle delle Finestre usulü). 

Alpler’in ikinci etabının uzunluğu 108 km. Kış Olimpiyatları'ndan bildiğimiz Albertville’den başlayan “Medio Fondo” tadında tasarlanmış. Montée de Bisanne, Col du Pré (ilk kez çıkılıyor), Cormet de Roseland ve daha yumuşak ama rüzgara açık La Rosiere tırmanılacak. La Rosiere, birkaç yıl önce Tour de l’Avenir’de kullanılmıştı ama TdF’de ilk kez yer alacak. Etap profili yokuşta geri düşen domestiklerin ana grupa dönebilecekleri vadiler de içermiyor. Çok aktif, çok sert, çok tehlikeli bir üç saat sporcuları bekliyor. 


Les Lacets du Montvernier
Doğu Fransa Alpleri’ni “Huez Alpi”yle bitirmeyecektik de ne yapacaktık? 175 km’lik 12. Etap, Tour klasikleri Col de la Madeleine ve Croix de Fer’i geçtikten sonra, bisiklet tarihinin belki de en iyi bilinen yokuşu L'Alpe d'Huez'e çıkacak. 21 firkete virajlı, 13,8 km uzunluğunda, %8,1 ortalama eğimli “Hollanda Dağı” elbette tüm dikkatimizi üstünde toplayacak. Fakat öncesinde, büklüm büklüm çıkılacak Lacets du Montvernier yer alıyor. Acaba L'Alpe'de Tom Dumoulin veya başka bir Hollandalı vatandaşlarını sevindirebilecek mi? 


L'Alpe d'Huez virajlarında sakin bir gün
Le Tour bu sene Güney Fransa ve Akdeniz kıyılarını pas geçiyor. Pireneler’e Valence'daki sprint finiş ve yokuş finişli Mende etabıyla geçiliyor. Mende son yıllarda çok sevilen bir finiş oldu. 1995’de Laurent Jalabert’in kazandığı onun adıyla anılan “Montée Jalabert” 2005, 2010 ve 2015’den sonra bir kez daha patlayıcı gücü olan yokuşçulara veya kuvvetli maceracılara gülecek ("baroudeur" kelimesine Türkçe karşılık bulamıyorum; "maceracı" en yakın kelime gibi duruyor; Liliane Calmejane, Sylvain Chavanel gibi adamlardan bahsediyorum). 

Massif Central bölgesinde,  çok yüksek olmasa da, yine mebzul miktarda yokuş mevcut. Son dinlenme gününden önce inişli çıkışlı bir etapla Millau’dan Carcassonne’a giderken Pic de Nore çıkılacak. Yöre insanı bu yokuşa "Küçük Ventoux" adını vermiş ki, (12.3 km - %6.3 ile hak ediyor bu lakabı. 14. & 15. Etaplar, eğer büyük takımlar anlaşırsa, ateşkes halinde geçebilir. Konudan bağımsız olsa da belirtmem gerek; muhteşem Millau Viyadüğü'nü tasarlayan insan, dünya yerinde durdukça (veya döndükçe) başımdan eksik olmayası sayın eşim C. Deniz Akgürgen Günsal'ın en sevdiği mimar Sir Norman Foster'dır. İhtiramla ayağa kalkın lütfen... Teşekkür ederim.


Viyadük değil bir kuğu..

İkinci dinlenme günüyle beraber yarışın son haftası başlıyor. 17. Etap’ta Carcassonne’dan Bagneres-de-Luchon’a, yani Pireneler’e geçilecek. 218 km’lik mücadelenin sakin başlaması bekleniyor ama dinlenmiş vücut sendromuna yakalanan favroriler olursa diğer takımlar kırbaçı vurup deli bir kovalamaca da başlatabilirler. Son altmış kilometre içinde Col de Portet d’Aspet, Col de Menté ve Col du Portillon gibi üç sert yokuşun ardından on kilometrelik ok gibi bir iniş bizi bekliyor. İlginç olabilir. 

Ve ardından yılın en merak edilen etabına geliyoruz. Toplam altmış beş kilometre, yani iki saatlik bir etap lakin 38 km’si yokuş. Sırayla söyleyelim: Col de Peyresourde ve hemen devamı olan Peyragudes, ardından Col de Val Louron-Azet ve son olarak da Col de Portet. Dilimin ucuna “Contador olsaydı” demek geliyor ama yıllar geçiyor maalesef. Genel klasmandaki zaman farkları hala yakınsa müthiş bir mücadele olması beklenebilir, hem de ilk kilometreden itibaren. A.S.O. bu etabın startında sporcuların "F1 grid" usulü GK sırasıyla yerleşip start alacaklarını bildirdi. Bu şekilde, start verilir verilmez yapılacak ataklarla, birkaç liderin, domestikleri yetişemeden izole olmasını bekliyor sanırım. Veya, genel klasman liderlerinin "mano a mano" yarışmalarını umuyor. Yarışı yarış yapan bisikletçiler olduğu için  bu senaryoların tutma ihtimalini düşük görüyorum ama belli de olmaz. Ancak, A.S.O.'nun planı tutarsa Team Sky'a ve/veya Movistar'a yarayacak bir uygulama gibi duruyor. Grupettoyu DQF'den kurtarmak için özel bir zaman sınırı belirlenecektir. 




Paris’den önceki son sprint etabı Trie-sur-Baise - Pau arasında. Trie-sur-Baise kasabası, 2011 yılına kadar, Fransa’nın “Domuz Başkenti” olarak anılmasına yol açan bir festivale ev sahipliği yapmış. Ağustos aylarında düzenlenen festivalde “en iyi domuz bağırışı taklidi”, “en iyi domuz kostümü”, “en iyi domuz bilmemnesi” gibi yarışmalar yapılırken bir yandan da ürettikleri etleri pazarlıyorlarmış. Evet dinimizce öyledir böyledir ama yiyen yiyor. Üstelik “porcelet” denilen, sadece sütle beslenmiş domuz etinin müthiş yumuşak olduğu söyleniyor. Kendi pisliğini yemiyorsa, hani sadece sütle besleniyorsa, temizse hayvan hala mundar sayılır mı, Diyanet’in danışma hattına telefon açabilirsiniz belki. Benimkisi tamamen merak, katiyyen ağzıma sürmem! 

19. Etap Lourdes - Laruns arasında ve 200 km uzunluğunda. Pireneler’de yakinen tanıdığınız üç yakışıklı var. Aspin, Tourmalet ve Aubisque. Nedense, bazı yokuşların erkek, bazısının dişi olduğunu hissediyorum. Daha çok isimleri bana bunu duyumsatan. Mesela Col de la Madeleine zarif bir hanım. Aspin genç ve güçlü bir erkek, Aubisque ise yaşlı ama yumruğunu masaya vurduğunda hala bardakları deviren sert bir aile reisi (Hepiniz katilsiniz!!!). Lacets de Montvernier de -elbette- ergenlik döneminde çiçek açan neşeli bir kız. Kafayı sıyırıyorum inceden herhalde... 



Neyse 19. Etap'tan bahsedecektim. Bir gün önce, 65 km’de heba olanlar bu kez uzun bir dağ etabında mücadele edecek. Üçünü yukarıda saydığım altı tane kategorize yokuş var ve Aubisque'den Laruns'a yirmi kilometrelik inişle finiş olacak. Genel Klasman'ın hala çekişmeli bir hali kaldıysa ilk beş altı kişinin aklı bir yandan da ertesi günkü tuhaf bireysel zaman karşı (ITT) etabında olacak. St. Pierre-sur-Nivelle - Espelette arasındaki 31 km alıştığımız ITT’lere pek benzemiyor. Hemen hemen hiçbir noktası düz değil.  Seksen metre irtifa alınacak bir yokuşla başlayıp inişle devam eden, son bölümünde %9 eğimli bir kilometrelik tırmanama bulunan, yetmezmiş gibi yine sıkı bir iniş ve yokuşla son bulacak tuhaf bir parkur. Profilden bu kadar anlayabildim. Yokuşta patlayıcı gücü yüksek Valverde tipi “puncheur”ler daha avantajlı gözüküyor. Etapla ilgili son not: Finiş kenti Espelette çok özel ve sadece bu bölgede üretilen kırmızı biberiyle tanınıyor. Memleket dahilindeki isotçulara duyurulur. "Süt domuzuyla iyi gider mi acep?" diye düşünen Cehennem'de yanar mazallah!! 




Fransa Turu 2018 galibini Bask Ülkesi’nin kendine has kırmızı biber dolu toprakları tayin etmiş olacak çünkü ertesi günkü klasik Champs Elysées etabıyla yarış sona erecek. 

Parkur yokuş çıkabilen TT’cilerden çok düzde de sert çevirebilen yokuşçulara daha uygun gibi gözüküyor. Yani bir yokuşçu parkuru daha. Yenilikçi, modern ve atak yapmayı heveslendirecek bir rota çizilmiş. Bu açıdan Thierry Gouvenou’yu kutlamak gerek. İki senedir Tour parkuruna hoş dokunuşlar yapıyor. Hatta 2018 rotasının, önümüzdeki yıllarda Büyük Turlar’ın koşulmasında önemli bir dönüm noktası olacağını öngörebiliriz. Yalnızca 31 km’lik ITT olması rouleurler için bir dezavantaj. Üstelik düz bir rotada da değil. Diyeceksiniz ki 35 km’lik TTT var. Var ama özellikle Team Sky’ın Froome gibi bir yokuşçusunu sadece bu TTT ile elimine etmek mümkün değil. Tom Dumoulin katılırsa ne olur? Olasılıkla ITT’de Froome’u rahat geçer, TTT’de az farkla geçilir, dağlarda ise zaman kaybeder. Sonunda ne olur tabii bir şey diyemiyorum. 

Yokuş uzmanlarının şansını olumsuz etkileyebilecek şey ilk haftaki etaplar ve sonundaki Roubaix parkuru. Quintana, Bardet ve Rigo gibi küçümenlerin hiç alışkın olmadıkları bir yer. Froome’un da pavé’lerde uçmasını beklemiyoruz gerçi ama, başta Geraint Thomas, kendisine kol kanat gerecek takım arkadaşları olacaktır. Froome’dan sonra Richie Porte’un da şansı var ama her büyük yarışta bir felaket yaşıyor. Hiç adını anmazsak belki kötü şans bu kez onu bulmaz. Bardet, Quintana ve diğerleri ise TTT ve pavélerde Froome’a zaman kaybetmezlerse şanslarını Espelette’deki son zamana karşıya kadar taşıyabilirler. Çok iyi dinlendiğini söyleyen Tom Dumoulin ise yine takımının gücü kadar şanslı. 

Tour favorileriyle ilgili yazıyı Cyclist Türkiye'nin Temmuz '18 sayısına yazdım. Bu yüzden blogda yer veremiyorum. Kusuruma bakmayın. Vive Le Tour, Vive La Démocratie, Vive La Capitalisme!!

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Tatil Arası Fransa Turu



Ya elbette gelenek olduğu üzere hem parkur tanıtım hem de favorileri inceleyen bir yazı yazmam lazımdı. Ama atladım. Yani atlamadım ama yazamadım. Parkur yazısı hazırdı ama Normandiya otellerindeki wi-fi yetersizliğinden siteye zamanında yükleyemedim. Sonra da çok geç oldu. Favoriler yazısı da bir anda çok gözümde büyüdü, ona hiç başlayamadım. Yani öyle işte. Kusura bakmayın. Fakat artık o kadar çok mecra var ki benim tanıtım yazılarımın ne derece değerli ve işe yarar olduğundan kuşku duymaya da başladım. Bilgi kaynakları çoğaldı, çeşitlendi, ben ancak bir iki farklı noktaya değinirsem yeni ve işe yarar bir şey yaptığımı düşünmeye başladım. Yeni bir formata geçmeliyim veya kendimi eğlendirecek bir metod bulmalıyım. Bilmiyorum göreceğiz. 



Üst paragrafta kurtlarımı döktükten sonra ilk 11 etabın bende yarattığı ruh dalgalanmasını yazıya dökeyim.

Fransa Turu’nun ilk dinlenme gününü geride bıraktık. Genel Klasman daha pek şekillenmedi aslında. İlk on dört yarışçı iki dakikanın içinde yer alıyor. Ama görünüm bizi yanıltmasın.  Yarış öncesi favori gösterilenlerden sadece ikisi önlerde (Froome & Quintana). Alberto Contador yarışı bıraktı, Thibaut Pinot genel klasman yerine Benekli Mayo peşinde helak oluyor. Fransızların diğer ümidi Warren Barguil de pek iyi durumda sayılmaz. Sadece Romain Bardet kararlı bir şekilde bekliyor. Öte yandan zoraki ikizlerden Richie Porte yanlış zamanda lastik patlattığı için 2’10” geride, Tejay Van Garderen daha iyi durumda ama nedense ilk haftaki dağlarda pek de iyi gözükmedi. 

10. ETAP SONU GENEL KLASMAN

1.FROOME Christopher Team Sky...49:08:20
2.YATES Adam ORICA-BE...0:16
3.MARTIN Daniel Etixx-QST...0:19
4.QUINTANA Nairo Movistar Team...0:23
5.RODRÍGUEZ Joaquim Team Katusha...0:37
6.MOLLEMA Bauke Trek-Segafredo...0:44
7.BARDET Romain AG2R La Mondiale...0:44
8.HENAO Sergio Team Sky...0:44
9.MEINTJES Louis Lampre-Merida...0:55
10.VALVERDE Alejandro Movistar Team...1:01
11.VAN GARDEREN Tejay BMC Racing Team...1:01
12.KREUZIGER Roman Tinkoff...1:16
13.ARU Fabio Astana...1:23
14.PORTE Richie BMC Racing Team...2:10
15.BARGUIL Warren Team Giant-Alpecin...2:51 



Alberto Contador’un iki etap üst üste düşüp sakatlanması, bir hafta boyunca iyileşmeye çalışmasına karşın -özellikle yokuşta seleden kalkıp pedal basamaması onu çok rahatsız ediyordu- ateşlenmesi sonucunda yarışı bırakması GK açısından dramatik  bir gelişmeydi. 2009’da uçarcasına çıktığı Arcalis yokuşuna bu kez varamadı. Sanırım Tinkoff’daki başıbozukluk da bu kararını çabuklaştırdı. Takımda herkes başına buyruk. Alberto Lioran’da geri düşerken Roman Kreuziger’in yürüyüp gitmesi takımdaki egoist tavrı gayet iyi gösteriyordu. Adios Alberto diyelim. 



İlk dokuz etabın en büyük süksesini Mark Cavendish ve Dimension Data yaptılar. Açıkçası Cav’dan değil 3, bir etap bile beklemiyordum. Çok şaşırdım. Kittel ve treniyle Greipel’in formsuz oluşuna mı yormak lazım bilemedim. Ama Dimension Data’nın Steve Cummings’le bir etap daha kazanması gerçekten müthiş bir iş oldu. 



Peter Sagan Cherbourg’da müthiş kazandı ve dün de ne kadar güçlü ve formda olduğunu gösterdi. Orica-BE onu ancak 3 kişiyle alt edebildi. Etixx QST Dan Martin’le GK’a gidecek gibi. Dünkü 10. Etap’ta kaçışı kovalamamaları ilginçti. Bugünkü Carcassonne - Montpellier etabını beklemeyi tercih ettiler. Halbuki Alaphilippe, Martin veya Vakoc ile şanslarını zorlayabilirlerdi.  Lotto Soudal’ın sessizliği de can sıkıcı. Onları daha agresif görmek istiyoruz. 

Genel Klasman açısından Cuma akşamı daha net ir şey söyleyebileceğiz. Bu 15 kişinin bir kısmı en azından süre olarak Froome ve Nairo'dan uzaklaşacaklar, orası kesin. Adam Yates'in de bu genç yaşında yarışın sonuna kadar şimdiki yerini koruması zor gözüküyor. Richie Porte, Bauke Mollema ve Romain Bardet'in klasmanda yükseleceklerini bekliyorum ama iki büyük favoriyle olan zaman farklarını azaltabilecekler mi göreceğiz.

Son olarak da yarışın geri kalan kısmındaki etaplara şöyle bir bakalım:

14 Temmuz Bastille Bayramı Mont Ventoux’da kutlanacak. Ventoux’yu anlatmaya gerek yok aslında. Bisikletle çıkılan yokuşların en korkuncu demek lazım. 16 km ve %8.8 ortalama eğim bir anlam ifade etmiyor. Yakıcı güneş, kırbaç gibi bir rüzgar, çıplak dağdaki yüzbinlerce kişinin çığlığı.. Bu yokuşu çıkarken ölenler olduğunu bilmek bile Ventoux’yu itici bir yer yapmaya yetiyor. Ama kazanan için ömür boyu gurur kaynağı olan bir dağ. Kaçmaması gereken bir etap. Üstelik hava tahminlerinde sert rüzgar var. 

Cuma günü yarışın ilk ITT’si var. 37.5km ve bir gün önceki ağır etabın ardından tek başına, hem de yokuşla başlayan bir profilde mücadele etmek klasman heveslilerini zorlayacak. Bu ilk yokuştan (7 km ve %4.8) sonra 25 km boyunca bir “rouleur” çabası ve ardından son 4 km yine yokuş. 

13. Etap (ITT)

15. Etap Tour de France 2016’nın en merak ettiğim parkurlarından biri. Bourg-en-Bresse - Culoz arasında koşulacak etapta toplam 20 km düzlük ancak var. Gerisi ya çıkış ya iniş. Fransa Turu 2012’de geçerken müthiş görüntüler veren Col du Grand Colombier bu kez farklı yerlerden iki kez çıkılacak ve nefis bir görsellik sunacak. Kaçış grubunun kazanması kesin gibi gözüküyor. 

15. Etap
16. Etap İsviçre’ye geçerek Bern’de bitecek. Bir anlamda, kariyeri boyunca 29 gün Sarı Mayo’yu taşımış Fabian Cancellara’ya saygı ve veda niteliğinde. Spartacus’ün kendi şehrinde etap kazanması pek de kolay gözükmüyor ama zamana karşıda çoktan istediğini elde etmiş olabilir tabii. 17. Etap’ta da İsviçre sınırları içinde kalacağız. Kafile, UCI merkezi Aigle’den de geçtikten sonra son 25 km’de kırıcı iki yokuş yer alıyor ve pek anılmasa da genel klasmancılar açısından kritik bir gün olacağını düşündürüyor bana. Tabii Team Sky herşeyi kontrol etmezse. Ertesi günkü bol yokuşlu 17 km’lik ITT daha bile kritik olabilir. Parkur 1980 Dünya Şampiyonası’nın düzenlendiği Sallanches’da. Dördüncü kilometrede Bernard Hinault’nun gökkuşağı mayoyu kazandığı Cote de Domancy ile başlıyor ve finişe iki buçuk kilometre kalana kadar hep çıkıyor. Quintana eğer Froome’a üstünlük kuracaksa buralarda işaretlerini görmemiz gerekiyor.

Zaten bu yılki Tour’un kırılma noktası 17-18-19 ve 20. etaplar olacak. Gerçekten de 19. etap çok zor dağlardan oluşmasa da arka arkaya gelecek yokuşlar sporcuların nefesini kesecek. Albertville’den sonra klasik bir senaryo beklenmeli. Aralarında yokuş domestiklerinin de olduğu kaçış grubu önde giderken liderler Mont Blanc manzaralı son yokuşta (St. Gervais) kozlarını paylaşacak. Parkurun tek HC yokuşu Montée de Bisanne aslında “Col des Saisies” olarak yakinen bildiğimiz tırmanışın farklı bir versiyonu. 

19. Etap

Alpler’deki son etap Megeve - Morzine arasındaki 146.5 km’lik nefis yokuş. İsimlerini artık ezberlediğim Cop des Aravis, Col de la Colombiere, Col de la Ramaz’dan sonra canımız Joux-Plane ve son yokuş Col du Ranfolly (sen de kimsin?). Yarış Morzine’e deli inişle sona erecek. Son gün ise yine Chantilly’den (krem şantiyi bulan kutsal kasaba) haraket edip Champs Elysées’ye 113 km’lik klasik etapla gelip Le Tour’u bitireceğiz. 


Bu parkuru mutlaka ayakta kalan en iyi yokuşçu kazanacak. Ama şampiyon aynı zamanda uyanık, çabuk karar veren, dikkatli ve cesur da olmalı. Etapların sonuna yerleştirilen inişler veya kısa sert yokuşlar ASO yarışlar direktörü Thierry Gouvenou’nun  zeki, çevik ve -umarım- ahlaklı bir şampiyon istediğini gösteriyor. Biz de tüm şampiyonlarımızın Atatürk’ün sporcu tarifine uymasını diliyoruz.

22 Temmuz 2015 Çarşamba

Temiz Çocuk Romain (18. Etap)

TOUR DE FRANCE (III. HAFTA)



18. ETAP (GAP - SAINT-JEAN-DE-MAURIENNE,181 km)


#Suruç'ta katledilen, ideallerine bağlı, güzel gençlerimizi sevgi ve hayranlıkla anıyorum.




-Temiz Çocuk Romain-

İnişle yarış kazanıldığını biliyorduk, Romain Bardet iki iniş bir yokuşla da kazanılacağını gösterdi. Col du Glandon zirvesine az kala gruptan çıktı, iniş bitene kadar kazandığı 40" farkı kırk kilometre boyunca, şirin Montvernier yokuşu ve ardından St.-Jean-de-Mnne inişinde korudu. Hem Pl. de Beille hem de Mende'da denemiş olmamıştı. BU kez arkadan gelen vatandaşı Pierre Rolland'a yakalanmadı ve kötü geçen Tour'da kendini temize çıkardı. 

Bardet "yeni nesil" Fransızlar'ın en çok konuşulanlarından biri. 2012 Türkiye Turu'nda dördüncü olmuştu, hatırlayan vardır. Atakcı, panache'ı olan bir stili var, çok iyi bir yokuşçu ama kendisini "önce bir yarışçıyım" diye tanımlıyor. Çoğu Fransız gibi zamana karşısı zayıf. Büyük Turlar'da da dinlenme günlerinden sonraki ilk etaplarda hep zaman kaybediyor. Genel yaklaşımın tersine, Bardet, dinlenme günlerinde araba arkasında uzun mesafe sürüyor ama 2 senedir pek faydasını göremedi. Pau'da verilen aradan sonra sonra Froome'a 9 dakika kaybetmişti, bu Gap'tan sonra da Pra Loup'da 3 dakika civarı kaybetti. Bu eksikliğini önümüzdeki yıllarda gidermesi gerek. Çok iyi bir öğrenci olduğundan yayınlarda bahsetmiştik, Grenoble'da işletme master'ı yapıyor. Klasik bir "temiz, efendi çocuk". Bardet'den de zeki olduğunu herkesin kabul ettiği ablası Lisa en büyük yardımcısı. Lisa da bu sene Tour'da çalışıyor. 



Bardet, Purito'yla Yokuş Klasmanı'nda aynı puanda ama yaşına hürmeten mayoyu Rodriguez'e vermişler (değil tabii, bir takım başka hesapları var). Fransızlar Puanlı Mayo'yu en az Sarı Mayo kadar severler. Bu nedenle, yaşlı kurt ve genç horoz 2 gün boyunca (hatta Champs Elysées etabına kadar) kaçışa girip yokuş primleri için mücadele edecekler. İşleri zor, çünkü bugün ve yarın iki sert ve kısa etap var. Üstelik hem Quintana hem Froome bunlardan birisini mutlaka kazanmak istiyorlar. Kaçışı bırakıp sonra tekrar yakalayacak zaman pek yok. O nedenle yokuş puanlarını kazanmak oldukça zor olacak. Purito ve Bardet'nin 4 puan gerisinde dün bir motorsikletin çarpıp düşürdüğü Jakob Fuglsang var, o da denkleme katılmaya çalışacak (bu arada motor beş saniyede hem Hesjedal'ı hem Fuglsang'ı biçiyor neredeyse. Seyrediniz).

Dünkü etabın gerisi sakindi. Col de Morte'da Contador gitmeye kalktı, Quintana bırakmadı. Nibali Glandon'da mayosunu gösterdi "Hadi leyn.." dediler. Başka da bir şey olmadı. Dramatik bir hikaye de olmadığından alttaki videoyla sizi başbaşa bırakayım.




Bugün 138 km'lik kısa ve sert bir etap var dedik. Saint-Jean-de-Maurienne'den La Toussuire'e gidilecek. Aslında yirmi kilometrelik yol ama turist gezdiren Türk taksici gibi ASO pelotonu biraz dolaştıracak. Yarış doğrudan KAT1 tırmanışla başlayacak, Bardet-Purito-Fuglsang Puanlı Mayo primleri için kaçmaya çalışacaklar. Team Sky ile Movistar'ın buna izin verip vermeyeceklerini görmek ilginç olacak. Parkur daha sonra Bardet'nin ok gibi indiği taraftan Glandon ve üstüne Croix-de-Fer zirvesini tırmanarak devam edecek, en sonda da La Toussuire çıkılacak. 2012'de Pierre Rolland'ın kazandığı etapta Chris Froome etap ikincisi olacam diye lideri Bradley Wiggins'i unutup Pinot'yla kapışmıştı. Kanaat notumu o zaman vermiştim, hala da değiştirmedim.

GENEL KLASMAN ZAMAN FARKLARI (18. ETAP):

1.   Chris Froome.........74h 13'31"
2.   Nairo Quintana..............3'10"
3.   Alejandro Valverde........4'09"
4.   Geraint Thomas.............6'34"
5.   Alberto Contador...........6'40"
6.   Robert Gesink...............7'39"
7.   Vincenzo Nibali.............8'04"
8.   Mathias Frank...............8'47"
9.   Bauke Mollema.............12'06"


10. Romain Bardet.............12'52"





17. ETAP (DIGNE-LES-BAINS - PRA LOUP,161 km)



#Suruç'ta katledilen, ideallerine bağlı, güzel gençlerimizi sevgi ve hayranlıkla anıyorum.




-Tejay-

İnsanı heyecanlandıran, nefesini kesen, hayal kurduran bir bisikletçi olmadı hiçbir zaman. "Post-Armstrong dönemin en iyisi" olmak Amerika'da ne kadar nefes kesici bir sıfat olabilir ki? Voldemort'un depreme uğrattığı bir coğrafyada başarılı olmaya çalışıyor işte. Lance'in karizmasının yarısı bile yok. Olması da gerekmiyor. Karizma denen şey, çoğu zaman, erdemden çok kötülükle yakın ilişki kurar. Amerika'dan çok Avrupa'ya yakışan biri, babasının Hollandalı oluşu etkin olmalı. Sakin, parıltısız, görev bilinci yüksek, patlangacı az. Lance denen o parlak ama yakıcı güneşe hayranlıkla spora başlamış, ihaneti gördüğünde dönülmez yola çoktan girmişti. Armstrong patlayınca oluşan kara delikten kendince uzak durmaya çalışıyor. 

Tejay Van Garderen ortanın çok üstünde bir yarışçı ama bir süperstar değil. Çok iyi zamana karşıcıdır fakat motoru dizeldir. Yokuşlarda hepimizin yüreğini hoplatan o ivmesi yok. Tempolu çıkılan yokuşları seviyor. Nibali'yle başa çıkabilir ama Nairo, Alberto ve Froomey'nin hızlanmalarına karşı savunmasız. Zaten takımını da ikna edemedi yıllardır. Önce Cadel'le eş kaptan oldu, gelecek yıldan itibaren de Richie Porte ile paylaşacak liderliği. Fransa Turu'nu kazanması her zaman çok zor ama bu sene gerçekten de yıldızlar çok iyi gelmişti. Herkesin döküldüğü ilk haftayı tık demeden geçmiş, Pireneler'de de idare etmişti. Sadece 4 etap daha ve Paris'te podyum onu bekliyordu. 

Ama bazen olmuyor işte. Alın yazısı mı, kader mi, enerji mi, neyse ne... Herşey fizikle, ilimle açıklanamıyor. Dinle, kitapla da ben beceremiyorum, kafam basmıyor. Biraz şarap, biraz tefekkür, insana "süpernatürel" çayırların da kapılarını açıyor olabilir. Lance'le motor pacing yapması duyulunca oluşan negatif elektrik etkilemiş olabilir mi? Bu da çok abartılı oldu. Bazen bir şeyin olmayacağı varsa bir yerini yırtsan olmuyor işte. İnsan dinlenme gününde hastalanır mı ya? 

Pra Loup zirvesine 72 km kala, onu bekleyen takım arabasının arkasında durdu. Bisikletten inmeden, hatta sanırım yokuşu çıkarken ağlamaya başlamıştı. Kocaman gözlüklerden anlaşılmıyordu. Ben sarsıla sarsıla, hıçkırıklarla ağlarım. Bazısından ise sadece gözyaşları dökülür, bakmazsan farkedemezsin. Tejay hiç sarsılmadı, böyle çok günler yaşamış takım direktörünün omzuna kafasını gömdü, gözyaşları başka şeye gerek duymadan döküldüler. Sonra zerafetle kameraya arkasını döndü, yavaş yavaş arabaya yürüdü, bindi. Mekanik, bisikletini ulaşılması en zor yere, arabanın tavanında, en ortadaki yere taktı. Kamera yarışa dönerken ön jant hala arabaya dayalı duyuyordu. Gitmek istemezmiş gibi... 


Bisiklet zor, acıyla dolu bir meslek. Yenilgisi zaferinden kat kat fazla... 

Bu etapla ilgili başka bir şey yazmak içimden gelmiyor aslında. Çabuk geçeyim. Contador'un, yarattığı algının tersine, kötü bir inişçi olduğu kafamıza dank etsin artık. Bu hatırladığım üçüncü düşüşü yaw! Ondan kötü sadece Thibaut Pinot var. Chris Froome da tam tersine canavar gibi iniyor. Nibali'den hiç kopmadı Allos'da. Öğrenmiş işi. Helal! 

Peki Quintana ne yapıyor? Altı üstü 8 (yazıyla -sekiz-) saniyelik yokuş atağıyla Froomey'i dökebileceğini falan sanıyor mu gerçekten? Şerefli bir ikincilik dışında ne amaçladığı halen belli değil. Nibali ve Valverde daha heyecan verici halen. 

Etabı kazanan Simon Geschke için bugün bir sürü şiir yazdım, daha söyleyecek bir şeyim yok. Sakallarını kes Haliçli Simon! 

Yarınki etapta da kaçış grubu yazıyor. Ortada bir yerde Col du Glandon olmak üzere 7 kategorize tırmanış var. Sonuncusu Lacets de Montvernier. Şirin bir yokuşumuz. O çıkılırken mekanik sorun yaşayan olursa kıyamet kopar, takım arabalarına izin verilmeyecek. Froome'u geçmek artık çok zor ama güzel, heyecanlandıran bir atak görür müyüz diye umut etmekten vazgeçemiyorum. 

Umut en büyük işkence...

GENEL KLASMAN ZAMAN FARKLARI (17. ETAP):

1.   Chris Froome.........69h 06'49"
2.   Nairo Quintana..............3'10"
3.   Alejandro Valverde........4'09"
4.   Geraint Thomas.............6'34"
5.   Alberto Contador...........6'40"
6.   Robert Gesink...............7'39"
7.   Vincenzo Nibali.............8'04"
8.   Nathias Frank...............8'47"
9.   Bauke Mollema.............11'47"
10. Warren Barguil............13'08"

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Yürüyedur Nibali!

Tour başlamadan önceki muhabbetten:

SA: Peki Nibali, Valverde veya bir başkasının kazanma şansı hakkında ne düşünüyorsun?

SG: Fransa Turu'nu Chris Froome veya Alberto Contador dışında biri kazanırsa çok şaşırırım. Bunun gerçekleşmesi için bu ikisinin yarış dışı kalmaları veya ciddi sorunlar yaşamaları gerekiyor. Görünen o ki, şimdilik, diğer tüm iddialılar bu ikilinin bir boy gerisindeler. Vincenzo Nibali –geçen hafta İtalya şampiyonu olmasına karşın- geçen seneki formunda değil. Bir türlü ciddi forma giremedi. Kendi de söylüyor. Bu sene TdF'da hüsran olup takımdan ayrılır gibi haince bir tahminde bulunayım.

Süper şom ağzımın sonuçlarını görüyorsunuz. Froome ve Contador'u bitirdim, Nibali de son günlerini yaşıyor gibi...Valverde'yi de halledersem rahatlayacağım...

Do not eat while riding!!!


Gerçekten çok acaip bir 10 gün geçti değil mi? Kırılan bacaklar, baş favorilerin yarış dışı kalması ve pek de şans verilmeyen Nibali'nin, cebinde iki etap zaferi ve Sarı Mayo'yla Richie Porte'un 2'23" önünde olması... "The race is Nibali's to lose". Hadi Türkçe'ye çevir. "Yarış kendisi kaybedene kadar Nibali'nin" desem? Oldu gibi. Nibali ondan ummadığım kadar formda. İki etap kazanarak müthiş bir özgüven de depoladı. Planche des Belles Filles'de Alberto'dan pek fark yemezdi diye düşünüyorum. Bu saatten sonra Porte ve Valverde'nin Nibali'ye atak yapmaları gerek yarışın sonuna kadar. Bu fark başka türlü erimez. Çok riskli bir plan ama yarışı kazanmak için başka çareleri yok. 

Nibali kazanırsa kimse "Chris ve Alberto yoktu da kazandı" demesin lütfen. Nibali silah çekip vurmadı adamları. Düşerek yarış dışı kalmak, son tahlilde bir hatalar silsilesinin sonucudur, beceriksizlik ve başarısızlıktır. Team Sky ve Tinkoff'un takımca sınıfta kaldıklarını gösterir. Astana, Orta Asya steplerinden gelen sertlik ve İtalyan oportünizmini birleştirmiş olarak canavar gibi gidiyor. Şimdilik :))

Ah-hah-haaaa! Zirvede tek başımayım!!

Sagan'ın Yeşil, Purito'nun da Benekli Mayo'yu bu andan sonra kaybetmeleri zor gözüküyor. Bardet ve Pinot'ya ne dersiniz peki? Dört Fransız ilk 10'da yer alıyorlar. Bayraklar çekmecelerden çıkmaya başladı ama bence Paris'te Romain Bardet ve J-C. Péraud dışında ilk ona girecek kimse yok gibi. Küçük Prens Thibaut Pinot hiç sevmediği yokuşu Pl. des B.F.'yi 2012'den çok daha iyi çıktı. Ama her an bir etapta geri düşüp 3-4 dk. kaybedecekmiş gibi duruyor. Keza Tejay (3'56") ve Van den Broeck da (4'18") "vulnérable" durumdalar (artık açıp bakın, yok bunun Türkçesi). Ayrıca etap için ataklar da başlayacak ve daha çok kaçış göreceğiz. 

Nibali'nin arkasındaki 13 yarışçı üç dakikanın içinde sıralanıyorlar. Bu da, muhteşem bir podyum mücadelesinin bizi beklediğini gösteriyor. Güzelliği en parlak yıldızda veya en yüksek ağaçta aramayın lütfen. Aşağılarda da nefesimizi kesecek şeyler var. Üstelik, mazallah Nibali de yarış dışı kalırsa süper bir yarışa geri döneriz. Ve o zaman Bardet'ye kazandırabilirler işte...

İyi seyirler!!


10 Temmuz 2014 Perşembe

Arenberg Sonrası Tour






Fransa Turu'nun dün koşulan beşinci etabı (Ypres - Arenberg - Porte de Hainaut) ciddi sonuçlara yol açtı. En büyük favori Chris Froome yarışı bırakırken diğer büyük favori Alberto Contador da toplam yedi pavé bölümde zaman kaybederek Sarı Mayo Vincenzo Nibali'nin 2'37" gerisine düştü.



Chris Froome 4. Etap'ta düşerek bileğini sakatlamıştı. Yağmur altında başlayan Ypres-Porte de Hainaut etabında, daha parke bölümlere gelmeden 2 kez düştü. Bunu bir gün önce sakatladığı bileğine bağlamak elbette mümkün. Hatta doğrusu bu olur. Ancak, Froome'un, TDF'a, mental olarak oldukça kırılgan şekilde başladığını da öne sürmek mümkün. Son iki ayda TUE (Therapeutic Use Exemption/tedavi kullanım istisnası) ile kullandığı kortikosteroid ve Dauphiné'de ekranlara takılan salbutamol fısfısının bayağı çalkantı yaratmıştı. Üstüne Wiggins'in takıma alınıp alınmaması konusu ve Dauphiné'de düşmesi dengesini bozmuştu. 

Birkaç kişiye Froome'un bu konudaki handikapları  olduğunu söyleyen bir mail atmıştım yarış öncesi (bu sayede şimdi atıp tutabiliyorum). Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur elbette ama Brailsford bu sabah "Ben neettim de Wiggo'yu almadım takıma!!?" diye olmayan saçlarını yoluyordur. Bradley Wiggins uyuz, pasif-agresif bir tip olarak insanı deli edebilir elbette ama onun beygir gücünden yararlanmamak kabul edilemez. Şimdi bekle ki Richie Porte genel klasmanda bir şeyler yapsın. Hem Brailsford hem de bu kararın alınması için çok baskı yapan Chris Froome şimdi ne düşünüyorlar acaba?




Contador'a bakarsanız da, dün çamurdan dolayı vites ayarları bozulmuş ve zincirini küçük dişlilere geçirememiş. Dalga mı geçiyorsun Alberto??? Yedek bisiklet, takım arabası, arkadaşının bisikleti? Asıl doğruyu söylediği yer sanırım "Düşeceğime 1 dakika fark yemeyi tercih ederim" kısmı olacak. Bence de öyle ama etap sonunda liderin 2'37" gerisine düşmesi affedilmez. Contador'un (Flecha hariç tüm İspanyollar gibi) pavé üstünde beceriksiz olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Halbuki 2010'da fena değildi. 

Alberto'nun sorunu sadece Nibali'yle olan zaman farkı değil. Contador'un önünde, geçmesi gereken daha birçok isim var:  Fuglsang, Kwiatkowski, vd Broeck, R.Porte, Talansky, Valverde, R. Bardet, van Garderen, Rui Costa, Th. Pinot ve Mollema. E bayağı yani... Dağlarda Contador'un tüm bu isimleri geçeceğine inanıyor musunuz? Nibali'nin istediği zaman süper başarılı bir savunmacı olduğunu 2013 Giro'dan hatırlıyoruz. Contador'un işi çok zor, belki de imkansız. Ama Alberto her şeyini ortaya koyacak ve bu da bize nefis etaplar izlettirecek. Daha bu hafta sonundan başlayarak hem de...




Bir paragraf da elbette Nibali'ye ayırmak gerek. Tour'dan 10 gün önceye kadar bu kadar kötü bir sezon geçiren Astana formalı birinin böyle şahlanması kaşların kalkmasına neden olabilir. Seçim sizin. Kaşı kalkmayanlar için Nibali'nin Dauphiné'den sonra çok iyi çalıştığını, İtalya şampiyonu olunca da morali ve kendine güveninin yükseldiğini söyleyelim. Her zamanki, risk almayı seven, "panache" dolu ataklarından biriyle 2. Etapbı kazanıp Sarı Mayo'yu giymesi, onu ve ekibini şahlandırmış olmalı. Dün ilk defa deneiği pavélerde son derece rahattı. Her sektörde arkadakilerle farkı açtı, Lars Boom'u kovalaması artık gerekmeyene kadar da peşinden ayrılmadı. Gerçekten Fuglsang ve Westra'yla beraber Nibali'ye çok büyük bir "chapeau!" Fransa Turu'nu kazandı diyemeyiz belki ama başkasının kazanmasını çok zorlaştırdı.





4 Temmuz 2014 Cuma

Fransa Turu Muhabbeti...





Geçen salı akşamı, blog müdürümüz Savaş Bey’le içkili olup olmadığını açıklayamayacağım bir restoranda oturup muhabbet ettik. Konuştuğumuz şeyler arasında Galatasaray, Dünya Kupası, Red Sox, Cubs, evlilik, baba olmak, çocuk terbiyesi ve Fransa Turu vardı. TdF hakkında konuştuklarımızın MİT tarafından kaydedilmiş tapeleri aşağıdadır…






Savaş Alparslan: Talansky turu kazanabilir mi?

Sarper Günsal: Hayır kazanamaz. Son günkü karışıklık olmasaydı Dauphiné'yi de kazanamazdı zaten ama Tinkoff'un hatası, Contador ve Froome'un Talansky'i unutup birbirlerini marke etmeleri bu şansı getirdi. Üstelik Talansky 3 haftalık Tour'un yükünü omuzlamak için hala oldukça genç ( 25 yaşında). Garmin de -Hesjedal'ın Giro zaferine rağmen- Büyük Tur takımı olmaktan ziyade, gerilla taktikleriyle daha başarılı olduğu gözüküyor. Fransa Turu 2014 bence önce Froome ve Contador sonra da Valverde ve Nibali arasında geçecektir. Talansky de ilk beşte yer alır ve önümüzdeki yıllarda Tour'un favorilerinden biri haline gelebilir.

SA: O halde ilk soru şu olmalıydı sanırım: Contador turu kazanabilir mi? (Talansky'i saymazsak Dauphine'yi onun kazanacağını varsayıyorum)

SG: Lütfen sorularınızı sırayla sorun Savaş Bey! Contador TdF'ı kazanabilir elbette. Daha önce de kazandı. Ama Froome Dauphiné'de düşmeseydi son 2 etapta o kadar zaman yitirir miydi diye de sormak gerek. Şunu kabul etmek gerekir ki, Contador, bu sene, geçen yıla oranla çok daha iyi gözüküyor. 2014’de Froome ile beraber 2 yarışa katıldılar, ikisinde de GK'da Froome’un önünde bitirdi. Dauphiné ITT'de 10 km'de 8" fark yedi ama bunu bekliyorduk. Froome mükemmel bir TT’ci.  Ama zaten Contador Fransa Turu'nu Froome'u TT'lerde geçerek kazanmayacak.

Alberto Dauphiné'yi kazanmanın önemli olmadığını söyledi ama son 2 günde Froome'a fark atması, beklenmedik ataklarla onu şaşırtması mental olarak Froome'u biraz sersemletmiş olabilir. Özellikle Romandie Turu'nda Froome'un kortikosteroid kullandığının ortaya çıkışı ve buna gelen tepkiler, Dauphiné'de salbutamol fısfısının kameralara takılması ve UCI Başkanı Cookson'un oğlunun Team Sky'da çalışıyor oluşu netameli konular.
Sky büyük patlayacak diye korkuyorum. Tiernan-Locke, Sergio Henao, Froome'un TUE'leri falan. Wiggins'i takım ruhu için TdF kadrosuna almadılar ama gölgesi üstlerinde olacak. Froomie Yorkshire'a çok da huzur içinde gelmeyecek. Son derece nazik ve iyi terbiye almış birisi Chris Froome ama iyi aile çocuğu olmak her zaman liderlik için en uygun özellik değil. 



Bu sene yine İngiltere'deyiz


SA: Zamana karşı demişken, bu sene TDF'de sadece bir tek ITT etabı var ve o da sondan birinci etapta. Bu Froome'un dezavantajına gibi gözükse de, Contador'u öncesinde zaman farkı atmak zorunda kalmak gibi bir strese sokabilir mi? Stratejileri nasıl etkiler?

SG: Contador Armstrong gibi "mind games" ustası birini bile alt etti zamanında. Bunu hatırlamak gerek. ITT'de Froome'u geçemeyeceğini tahmin ederek stratejisini kurması gerek. Öncesinde, dağlarda biraz fark atmak ister.

Son Dauphiné TT'sini kıstas alırsak 54km'lik TT'de Froome'un 50 sec fark atacağını düşünebiliriz. Ancak elbette bu "ceteris paribus" durumlar için geçerli. O saate kadar kim ne kadar zaman kaybeder, kim umudunu yitirir veya devam ettirir belli olmaz. Ben Froome'un yerinde olsam ITT'yi daha önce koşmak isterdim. Farkı daha önce açıp Sarı Mayo'yu giyerek yarışın son kısmını koşmak çok daha motive edici bir şey. Ama Contador'un ITT'ye sırtında liderlik mayosuyla başlaması ve bunun getireceği adrenalin 54 km'de kaç saniye kazandırır? Bunlar hep yarışın içinde gelişecek olaylar.  Contador’un çok daha cesur ve risk almaktan çekinmeyen bir yarışçı olduğunu gördük. Bu nedenle ITT öncesinde mutlaka farkı açmak isteyecektir.



Froome ve Contador Dauphiné'de


SA: Contador ile Froome'un takımlarını nasıl buldunuz? Son ITT'ye kadar sarı mayo zorunluluğu olmaması Sky'ı rahatlatabilir mi mesela?

SG: Hayırdır “siz”li “biz”li konuşur olduk Savaşım??? Dauphiné'de Tinkoff'un oldukça yetersiz kaldığı kesin. Ama domestikleri TdSuisse ve Dauphiné olarak ikiye böldüklerini düşünüyorum. Geçen sene Fransa Turu'nda Contador'un en büyük yardımcısı Roman Kreuziger’in biyolojik pasaport soruşturması nedeniyle yarışlardan çekilmesi Contador için büyük bir darbe. Rafa Majka onun yerini ne kadar alabilir emin değilim. Giro'nun yorgunluğunu atamamış olabilir. Kreuziger’i geçen yıldan hatırlarsak Contador’un en önemli kurmayını kayettiğini söyleyebiliriz. M. Rogers gibi süper bir yol kaptanı, S. Paulinho ve J. Hernandez gibi eski kurmaylarına rağmen Tinkoff-Saxo’nun  Team Sky'ın gerisine düştüğünü söyleyebiliriz.


Froome ise hemen hemen tüm takımını Dauphiné'de gösterdi. Porte, Lopez, Kiriyenka geçen sene de onun yanındaydılar. Bu sene Mikel Nieve de var. Team Sky'da soru işareti Bradley Wiggins. Her takımın mutlaka TdF kadrosunda yer vereceği Wiggo'yu Team Sky'ın "takım uyumu" adına kadronun dışında tutacak olması yazık. Wiggo en kötüsünden düz yolda ve yokuşların başında muhteşem bir domestik olabilirdi. Dünyanın en iyi 5 bisikletçisinden birini, üstelik de formunun zirvesindeyken TdF kadrosuna almamak çok büyük bir lüks ve Fransa Turu’nda böyle hovardalıklara bence yer yok.


Wiggo'yu satanı biz de satarız!!


SA: Peki Nibali, Valverde veya bir başkasının kazanma şansı hakkında ne düşünüyorsun?

SG: Fransa Turu'nu Chris Froome veya Alberto Contador dışında biri kazanırsa çok şaşırırım. Bunun gerçekleşmesi için bu ikisinin yarış dışı kalmaları veya ciddi sorunlar yaşamaları gerekiyor. Görünen o ki, şimdilik, diğer tüm iddialılar bu ikilinin bir boy gerisindeler. Vincenzo Nibali –geçen hafta İtalya şampiyonu olmasına karşın- geçen seneki formunda değil. Bir türlü ciddi forma giremedi. Kendi de söylüyor. Bu sene TdF'da hüsran olup takımdan ayrılır gibi haince bir tahminde bulunayım.

A. Valverde ise Eusebio Unzue'den torpilli olarak katıldığı son Tour'da. Aslında burada Quintana'nın olması gerekiyordu ama Unzue hem Kolombiyalı'yı Giro'da denemek hem de Alejandro'ya bir son bir şans daha vermek istedi bence. Valverde yüksek dağ etaplarında hiçbir zaman ortalığı yıkıp geçemedi. Zaman karşısı da çok üst düzey değil. Ama bu seneki her yarışında ses getirdi. Roma Maxima ve Fleche Wallonne'u kazandı biliyorsun. Valverde birkaç yıl daha götürür ama Vuelta hariç artık Büyük Turlar'da şampiyon olamaz.



İspanyol Üçlemesi'nin diğer iki ayağı: Valverde ve Purito


Valverde gibi artık fırsatı azalan diğer bir İspanyol da Joaquim Rodriguez. Purito bu sene Giro'yu hedeflemişti ama düşüp yarıda bırakınca alıcılarını Tour'a çevirdi. Tek bir ITT olan 3 haftalık turda da kazanamazsa nerede kazanacak değil mi? Ama birkaç yıl önce kendisine ilştirdiğim lanet geçerli olacak. Ardennes pavélerinde düşüp bir yerini kırmasın da kazanmasın ben razıyım. 



SA: Pavéler demişken etaplardan “bu kaçmaz” dediklerin hangileri?
SG: Fransa Turu’nun şanı için elbette açılış etabı demek lazım ama ben 2.Etabın çok ilginç olacağını bekliyorum. Daha doğrusu “umuyorum”. İrili ufaklı 9 kategorize yokuş var ve başka yokuşlar da var. İyi bir kaçış grubu işi götürebilir diyeceğim ama GK favorisi takımlar atmaca gibi olacaklardır. Eğer bu etabı adı konmamış şekilde nötralize etmezler ve kıyasıya yarışırlarsa (Giro’daki İrlanda etaplarının ne kadar yumuşak geçtiğini hatırlayalım) ortalık kan gölüne dönebilir. Tinkoff ve Contador sürprizi sever. Ekrandan gözümü ayırmayacağım. Manzaralar da muhteşem olacak.
Sonra dümdüz bir parkur olmasına karşın 5. Etabı seyretmek gerek. Yaz ortasında Paris-Roubaix seyreder gibi olacağız. Purito pavé üstünde ayakta kalabilir mi göreceğiz. Mutlaka birinin başına bir bela gelecek.
Fransa Turu hep Alpler ve Pireneler üstünden gider ama nadiren uğradığı Vosges Dağları da güzel yarış olanakları sunar. 8. Etabın son kısmında ilk ciddi yokuşlar var, üstelik zirve finişi. Hemen ertesinde de Vosgeslar’ı bitirmek için çok zor bir etap var. Bolca yokuş çıkıp inilecek ama son zirveyle Mulhouse’daki finiş arası 50 km’lik iniş ve düzlük etabın havasını kaçırıyor.
10. Etap’ta ise Planche des Belles Filles var. 2012’de Froome bu yokuş finişinde Wiggo’dan izin alıp etabı kazanmıştı hatırlarsan. 14 Temmuz şerefine çok güzel etap koymuşlar. Ben bile işi kırarım gibi geliyor.
13. Etap Chamrousse yokuşuyla bitecek. 18 km ve %7.3 ortalamalı bir HC. Etabın yarısından itibaren kaçmaz. O cuma işten erken çıkılır. Tabii 14. Etap da, hafta sonu olduğu için, yokuşlu güzel bir şey olmuş. maksat TV reytingleri artsın. 
Son hafta Pireneler'de hepsini seyretmek gerek. Belki 19. Etabı pas geçebiliriz ama geri kalanlar ve ITT mutlaka seyredilmek zorunda.  

SA: Başka kimden bahsedelim? Dark horse adayın var mı?

SG: At yarışı jargonuyla konuşursak Froome ve Contador favori, Nibali, Valverde ve Rodriguez plase, Talansky ve Van Garderen de sürpriz olur diyebiliriz. Ama Fransa Turu at yarışı gibi olmuyor ve genelde iş sürprize pek kalmıyor. Ancak İngiltere etaplarındaki hava ve yol durumu ve Ardennes Ormanı olası sürprizler taşıyorlar. 2010'da Frank Schleck'in düşüp omzunu kırdığını hatırlayalım. Bu olasılığı da dikkate almak gerek.

Paris'te Sarı Mayo'yu giymese de yarış boyunca dikkat çekecek ve klasmanda önlerde yer almasını beklediğimiz sporcular olacak. Çok isim çok olduğundan hızlıca ve birer cümleyle geçeyim:

Tejay  VanGarderen formunu hala bulamadı, bu seneki Tour performansı onun için çok kritik olacak. Eğer geçen sene gibi bu yıl da şişerse geçmiş ola. İyi bir takımla geliyor, herkes ona çalışacak;  "make or break" senesi.

Ag2R son 3 Büyük Tur boyunca en agresif ve başarılı ekiplerden biri oldu. Burada da Romain Bardet ve J-C. Péraud ile GK, Riblon ile de etap/Puanlı Mayo kovalayacaklar. Bardet burada, Warren Barguil de Vuelta'da dikkatle seyrececeğimiz arkadaşlar.

 FdJ ve mahzun prens Thibaut Pinot için yeni bir deneme daha. Arnaud Demare’ın sprint treni için kaç kişi ayrılacak bilmiyorum ama sprint finişlerin takım için önemi Pinot için hayırlı haber değil. Jeannesson ve Delage dışında pek domestiği kalmıyor. Kendi yağıyla ne kadar kavrulursa artık.



Son Fransız umut: Thibaut Pinot


Trek'te Schleck Kardeşler var. Onlar için öyle çok yazıp konuştum ki bu kez "susma hakkı"mı kullanıyorum. Cancellara ve OPQS'den Tony Martin'in ITT savaşı harika olacak. Haimar Zubeldia "Benim Schlecler'den neyim eksik?!!" diye söylenecek. Bir de Andy Schleck bu sene ilk 20'de bile yer alamayacak bence ;-).

Lampre iki başlı geldi. Dünya Şampiyonu Rui Costa ve Chris Horner. Horner araba çarptıktan sonra formunu kazanmaya çalışıyor. Olmazsa Vuelta'ya kayabilir. Rui Costa ise gökkuşağı mayoyla son derece sessiz bir yıl geçirdi. Kendini göstermesi gerek.

Belkin'de Bauke Mollema'yı söylemeliyiz. Baş sponsorun sezon sonunda ayrılacağını açıklamasıyla Mollema başka takımlarla görüşmeye başladı bile. Özel bir performans yakalarsa en bi “Dark Horse” kendisi olabilir.

Lotto-Belisol'den Jürgen van den Broeck da Dauphiné'de çok iyi gözüktü. Ama üç hafta bu formunu sürdüremiyor oluşu en büyük handikapı. Diğer Belçika takımı OPQS'in genel klasman lideri Michal Kwiatkowski. Ama Kwiatkowski hem tam anlamıyla bir GK koşucusu değil, hem de Klasik sezonundan bu yana formunu geri kazanamadı. Dauphiné'deki kötü sonuçtan sonra virüs taramasından da geçti ama daha sonucunu alamadık. Kwiatkowski'nin muhteşem bir Klasikçi olacağını umuyor, Büyük Turlar'da kendini heba etmemesini naçizane tavsiye ediyorum.



Michal Kwiatkowski


Genel Klasman'la ilgilenmeyen takımlar ise Orica, Giant Shimano, Europcar, Cannondale (Damiano Caruso var ama...). Oturup Sagan, Cavendish ve Kittel’den de bahsetmek lazım ama geç oldu.  Hesabı öde de Belçika-Amerika maçını kaçırmayalım.