Fransa Turu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fransa Turu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2018 Perşembe

Fransa Turu - A Long and Winding Road









(Bu yazı Cyclist Türkiye Aralık 2017 sayısında çıkan risalenin evrim geçirmiş halidir)


Fransa Turu yine geldi çattı. Futbol Dünya Kupası'nın gölgesinde kalacak olsa da bisikletseverler olarak bunu çok önemsemiyoruz. Bizim her sene koşulan bir dünya kupamız var, meşin kafalılar düşünsün. Bu minvalde, siz değerli okuyuculara, Le Tour de France 2018'in parkuru hakkında birkaç kelam etmek niyetiyle 6 ay önceki yazıyı biraz değiştirip sunuyorum. Başlık düşünürken Beatles'ın o güzel şarkısı aklıma geldi. Uzun ve kıvrıla kıvrıla giden parkurdan birazdan bahsedeceğim fakat, Paul McCartney'in sözlerinde sanki başka bir mesaj da buldum. Bisiklet takvimi, o şehirden bu ülkeye dolaşan yarışlarla, her Temmuz ayında bizi Fransa Turu'nun kapısına götüren uzun ve kıvrımlı bir yol gibi geliyor. Üstelik şarkıdaki gibi hiç yok olmayacak bir yol bu. Bu sene de, Bahar Klasikleri, Tirreno, Paris-Nice, Giro, Dauphiné derken haç yürüyüşümüz yine Le Tour de France'da bitti, onun kapısına yüz vurduk. Viskiyi fazla kaçırmış da olabilirim tabii. İlgilenenler için şarkı aşağıda: 



Fransa Turu'nun parkuru Ekim ayında açıklanmadan önce bir sürü spekülasyon havalarda uçuşur. Bu sene için de, Mont Ventoux’nun çıkılacağı ve L’Alpe d’Huez’in aynı etapta iki kez tırmanılacağı dedikoduları vardı ama ikisi de tutmadı. Ventoux bir başka Temmuz'a kaldı, L’Alpe ise sadece bir kez geçilecek. Etaplara dalmadan önce biraz sayılara bakalım. 

Fransa Turu 2018, alıştığımızdan bir hafta geç olarak, 7 Temmuz’da Fransa’nın Vendée bölgesinde start alacak ve 29 Temmuz’da Paris’te bitecek. Gecikmenin nedeni, Rusya’da yapılacak futbol Dünya Kupası’yla çok çakışmaması ve TV ratinglerinde geri düşmemesi isteği. Maalesef Tanrı futbolun hala cezasını vermediği için, sevgili sporumuz bisiklet bu gibi durumlarda hala bir adım geri atmak zorunda. Lakin bu bizi yıldırmıyor; haklıyız, kazanacağız.  

TdF, alışıldığı üzere, 21 etap üstünden düzenlenecek ve toplam 3.329 km koşulacak. En uzun etap 231 km’lik Fougeres - Chartres arasında geçilirken, Pireneler’deki 65 km’lik dağlık Bagneres-de-Luchon - Saint-Lary-Soulan (Col de Portet) parkuru yarışın en kısa günü olacak. 22 takımdan sekizer sporcu yarışıyor. UCI, biraz da ASO’nun baskısıyla, yeni sezonda Büyük Turlar’ın 8, haftalık turlarınsa 7’şer yarışçıyla yapılmasına karar verdi. Bu değişikliğin takım seçimi ve taktikler üstünde ciddi etkisi olacağı düşünülüyor. 

Şimdiye kadar kullanılmamış üç yeni yokuş parkura alındı (Pl. des Glieres, Col du Pré ve Col de Portet). Arras - Roubaix etabında da toplam 21,7 km pavé sektör yer alacak. Ayrıca bir TTT (35 km) ve bir de ITT (31km) koşulacak. İlk dinlenme günü Alpler’in eteğindeki güzel Annecy’de, ikincisi ise güneyde, surlarla çevrili ortaçağ kenti Carcassonne’da.

Son yıllarda TdF bir sene ülke dışında bir sene ülke içinde başlıyor ve “Grand Départ” adıyla 2-3 etaplık bir bölge turu olarak da pazarlanıyor. Geçen sene Düsseldorf’dan start alan yarış bu sene Fransa’nın ilginç bölgelerinden Vendée’de düzenlenecek üç etapla başlayacak. Zaten, beş dakikalık bir İspanya ziyareti haricinde 105. Le Tour tamamen Fransız topraklarında düzenlenecek. 

Vendée (“VAN-DE” olarak terennüm ediliyor) Batı Fransa’da, yüzünü Atlas Okyanusu’na, sırtını anakaraya dönmüş, geçmişinde tarım ağırlıklı, bugün turizm ve tarım odaklı bir ekonomiyle geçinen bir il. 1789 Fransız İhtilali’nden sonraki ilk birkaç yıl devrimi destekleyen halk, ekonomik durumun düzelmemesi ve merkezi hükümetin Katolik Kilisesi’ne aldığı sert tavır yüzünden huzursuz olmuştu. Kapatılan kiliselerin arazilerinin de çoğunlukla zengin burjuvalara satılması, köylü ve çiftçilerin pay alamaması tatsızlığı büyütmüştü. Devrim hükümetinin zorunlu seferberlik kararıyla kazan kaynamaya başladı, 1793'de XVI. Louis giyotinde kelleyi kaybedince de ayaklanma çıktı. Tabii güçlerini kaybeden bölgedeki kilise ileri gelenleri ve kralcı soylular da ateşe benzinle gittiler. Jakoben yönetimin son derece sert cevap vermesi sonucu yedi yıl içinde Vendée’de yaklaşık 200.000 erkek, kadın ve çocuk katledildi. Günümüzde savaşın ve sonraki katliamların “soykırım” sayılıp sayılmayacağına dair tartışmalar devam ediyor. Ama Fransa gibi üniter ve merkezci bir idarenin kendi halkına soykırım uyguladığını kabul etmesini herhalde beklemiyorsunuz. 

Vendée’nin acılı hikayesine başka zaman devam edelim ve dilerseniz yarışa geçelim. İlk planda yarışın Noirmoutier Adası’ndan başlayıp meşhur Passage du Gois yolundan ana karaya geçmesi planlanmıştı. Fakat Dünya Kupası nedeniyle yarış bir hafta ileri çekildi. Yeni tarihte okyanusun gelgit durumu daha önce 2 kez Fransa Turu’nda yer alan bu tehlikeli geçişin kullanılmasını imkansız hale getirdi. İlk iki etabın düz olmasından hareketle, sprinterlere uygun olacağını söyleyebiliriz ama okyanus kıyısından geçen rota ve bölgenin kuvvetli rüzgarlara sahip olması bu senaryoyu bozabilir. Büyük takımlar mutlaka çok dikkatli olacaklar. Giro 2017’den hatırlayacağınız gibi, etap sonlarına doğru sert bir çapraz rüzgar olursa Quick Step herkese çok tatsız anlar yaşatabilir. 



3. Etap iki yıldır ara verilmiş olan takım zamana karşı (TTT) formatına sahip. Erman Kunter’in basketbol takımının başında ciddi başarılar elde ettiği Cholet şehrinde 35 km’lik oldukça inişli çıkışlı bir parkur koşulacak (Cholet, Vendée isyanının merkeziydi). Bu rotada bazı takımların ciddi zaman kaybedeceklerini rahatlıkla öngörebiliriz. O takımlardan biri Roman Bardet’nin lideri olduğu “A-JE-DÖ-ZER” olur mu acaba? Hoş daha geçen gün Fransa ITT şampiyonu olan Pierrre Latour da kadroda ama 90 saniye kadar bir kayıp çok mümkün. Fransızlar'ın genel klasman umudu Bardet daha üçüncü günden geriye düşebilir. Tabii onunla beraber L’Equipe gazetesi ve tüm Fransa da karalar bağlar. hehehe, ne hoş senaryo! Yeterince sportif başarı yaşamayan bir ülkede, Fransız hocalarca eğitilmiş yazarınızın, ergenlikten kalan dertlerini "schadenfreude"e sığınarak unutmaya çalışmasını fazla ayıplamamanızı dilerim. 




Yarışın ilk 10 günü rouleurler ve kuvvetli sporculara/takımlara uygun tasarlanmış. Dördüncü etap, bir yalakalık örneği olarak, UCI Başkanı David Lappartient’in memleketi Sarzeau’da bitecek. Sprint olasılığı yüksek. Lorinet - Quimper etabı ise Christian Prudhomme’un deyişiyle “Ardennes Klasikleri”ni hatırlatacak. Dar ve inişli çıkışlı yollarda geçecek 203 km’lik bir yarı klasik bizi bekliyor. GvA, PhilGil, illa ki Sagan bu etabı çoktan gözlerine kestirdiler. 

Hep söylediğim bir şey var: Bisiklet yarışı sadece sporcular isterse olan bir rekabettir. Çok sarih bir beyan gibi gözükse de demek istediğim, büyük takımlar anlaşırsa, ortak bir irade belirirse, ilk 9 etabın her biri 2-3 kişinin kaçtığı, son 20 km'de yakalandıkları, düz veya yokuş sprintiyle biten uyuz ve monoton birer yarışa dönüşebilir. A.S.O., bunu önlemek için, ilk dinlenme gününe kadar olan tüm etapların belirli bir kilometresine 3-2-1 saniye zaman bonusu olan kapılar koydu. Yeşil Mayo mücadelesini etkilemeyen bu kapılar, GK takımlarını -zaman primlerini kazanmak için- aktif bir yarış stratejisi belirlemeye motive edeceği umuluyor. Bu plan başarıya ulaşır mı ilk iki etapta belli olur.

Zaten ilk haftanın tamamı Sagan'a çok uygun. 6. Etap yokuşsuz Brötanya’nın gururu Mur de Bretagne’da bitiyor. Fransa Turu’nda daha önce defalarca yer alan bu meşhur “duvar”a peloton, biri finişte olmak üzere, iki kez tırmanacak. 7. ve 8. Etaplar yine sprinterlere yakın duruyorlar. İlki UNESCO Dünya Mirası’na kayıtlı, muhteşem gotik katedraliyle tanınan Chartres kentinde biterken (2012 Wiggo ITT zaferini hatırlayan?), diğeri Jules Verne’in memleketi Amiens’de son bulacak. Özellikle 9. Etap'ın Arnaud Démare'ın şehri Beauvais'nin çok yakınından geçeceği düşünülürse, Fransızların Bastille Günü etap kazanma ihtirası tavana vurabilir. Bir  

TdF’ın 9. gününde artık iyice kuzeye gelmiş olacağız. Bisiklet sporunda “Kuzey Fransa” bize iki şey çağrıştırır: “Roubaix” ve “Pavé”. Zaten ikisi de aynı şeydir. Tour tarihinin en sert arnavut kaldırımlarının yer alacağı Arras-Roubaix etabı  birçok sporcuyu gerçekten ürkütüyor. Toplam 15 sektörde 21,7 km pavé geçilecek. Mons-en-Pevele, Pont-Thibaut, Templeuve, Cysoing ve Camphin-en-Pevele bu bölümlerin bazıları. Kolombiyalılar ve İspanyollar’a acıdığı için olacak, Thierry Gouvenou Carrefour de l’Arbre’ı parkura eklememiş. Etap Roubaix velodromunun hemen dışında bitiyor. Yarışın kilit günlerinden biri olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Takım seçimlerinde bu etabın ciddi bir karar kriteri haline geldiğini kadrolardan görmek mümkün. AG2R Oliver Naesen ve Sylvain Dillier'yi çağırırken, Movistar takımı liderlerini Imanol Erviti ile Daniele Bennati'nin pilotluğunda kazasız belasız ön grupla finişe getirmeyi amaçlıyor. Pavé şöleni tüm kazanan ve kaybedenleriyle bittikten sonra dileyen Dünya Kupası Finali’ni seyredebilir. 



Annecy’deki dinlenme gününden sonra, dokuz gün boyunca liderlerini çeken rouleurler görevi dağ keçilerine bırakacaklar. Mamafih, 8 kişilik takımlarda bu dengenin nasıl tutturulacağı ayrı bir sorun. Takım kurarken düz yol kaptanlarına mı yokuşçulara mı ağırlık verilecek? Yokuş domestikleri çok zorlu geçmesi beklenen/umulan ilk dokuz etaptan sonra zinde kalacaklar mı? Roubaix’ye kadar, alışkın olduklarından bir kişi eksikle liderlerini korumaya çalışan düz yolcular dağlara gelindiğinde tükenmiş olurlar mı? Yarışın bu seneki heyecanı biraz da bu parametrelerde yatıyor sanki. 

Takımların sekiz kişiye inmesiyle, son yılların en kısa Tour de France’ının koşulacak olması birbirinden bağımsız değil diye düşünüyorum. Prudhomme ve Gouvenou, gücü ve yarışı kontrol yeteneği azalmış takımlara en azından kilometre açısından biraz destek çıkmışlar gibi gözüküyor. Fakat şunu söylemek gerekir ki profil ve etap seçimi olarak hala çok zor bir Tour seyredeceğiz. Zaten, son yıllarda, Büyük Turlar’ın hemen hepsi daha kısa, sert ve hareketli etapları mönüye alır oldular. Angelo Zomegnan’ın Giro ’09’da koşturduğu 83 km’lik Blockhaus etabıyla öncü olduğu trend Fransa’ya da sıçramış durumda. Eğer bu seneki kumar tutarsa, önümüzdeki yıllarda 250 km’lik dağ etaplarına bir daha zor rastlarız. 



Alpler dedim ama üç etapla geçileceğini (10-11-12) söylemedim. Finişler sırasıyla Le Grand Bornand, La Rosiere ve L’Alpe d’Huez. 10. Etabın ortalarında çıkılacak Plateau de Glieres, ilk kez kullanılan bir yokuş ve 2 km’si toprak yüzeye sahip. 159 km’lik parkurun ortasında yer alan Glieres sonraki zirveler Romme ve Colombiere öncesi çatışmaların başlayacağı yer olabilir (Giro/Colle delle Finestre usulü). 

Alpler’in ikinci etabının uzunluğu 108 km. Kış Olimpiyatları'ndan bildiğimiz Albertville’den başlayan “Medio Fondo” tadında tasarlanmış. Montée de Bisanne, Col du Pré (ilk kez çıkılıyor), Cormet de Roseland ve daha yumuşak ama rüzgara açık La Rosiere tırmanılacak. La Rosiere, birkaç yıl önce Tour de l’Avenir’de kullanılmıştı ama TdF’de ilk kez yer alacak. Etap profili yokuşta geri düşen domestiklerin ana grupa dönebilecekleri vadiler de içermiyor. Çok aktif, çok sert, çok tehlikeli bir üç saat sporcuları bekliyor. 


Les Lacets du Montvernier
Doğu Fransa Alpleri’ni “Huez Alpi”yle bitirmeyecektik de ne yapacaktık? 175 km’lik 12. Etap, Tour klasikleri Col de la Madeleine ve Croix de Fer’i geçtikten sonra, bisiklet tarihinin belki de en iyi bilinen yokuşu L'Alpe d'Huez'e çıkacak. 21 firkete virajlı, 13,8 km uzunluğunda, %8,1 ortalama eğimli “Hollanda Dağı” elbette tüm dikkatimizi üstünde toplayacak. Fakat öncesinde, büklüm büklüm çıkılacak Lacets du Montvernier yer alıyor. Acaba L'Alpe'de Tom Dumoulin veya başka bir Hollandalı vatandaşlarını sevindirebilecek mi? 


L'Alpe d'Huez virajlarında sakin bir gün
Le Tour bu sene Güney Fransa ve Akdeniz kıyılarını pas geçiyor. Pireneler’e Valence'daki sprint finiş ve yokuş finişli Mende etabıyla geçiliyor. Mende son yıllarda çok sevilen bir finiş oldu. 1995’de Laurent Jalabert’in kazandığı onun adıyla anılan “Montée Jalabert” 2005, 2010 ve 2015’den sonra bir kez daha patlayıcı gücü olan yokuşçulara veya kuvvetli maceracılara gülecek ("baroudeur" kelimesine Türkçe karşılık bulamıyorum; "maceracı" en yakın kelime gibi duruyor; Liliane Calmejane, Sylvain Chavanel gibi adamlardan bahsediyorum). 

Massif Central bölgesinde,  çok yüksek olmasa da, yine mebzul miktarda yokuş mevcut. Son dinlenme gününden önce inişli çıkışlı bir etapla Millau’dan Carcassonne’a giderken Pic de Nore çıkılacak. Yöre insanı bu yokuşa "Küçük Ventoux" adını vermiş ki, (12.3 km - %6.3 ile hak ediyor bu lakabı. 14. & 15. Etaplar, eğer büyük takımlar anlaşırsa, ateşkes halinde geçebilir. Konudan bağımsız olsa da belirtmem gerek; muhteşem Millau Viyadüğü'nü tasarlayan insan, dünya yerinde durdukça (veya döndükçe) başımdan eksik olmayası sayın eşim C. Deniz Akgürgen Günsal'ın en sevdiği mimar Sir Norman Foster'dır. İhtiramla ayağa kalkın lütfen... Teşekkür ederim.


Viyadük değil bir kuğu..

İkinci dinlenme günüyle beraber yarışın son haftası başlıyor. 17. Etap’ta Carcassonne’dan Bagneres-de-Luchon’a, yani Pireneler’e geçilecek. 218 km’lik mücadelenin sakin başlaması bekleniyor ama dinlenmiş vücut sendromuna yakalanan favroriler olursa diğer takımlar kırbaçı vurup deli bir kovalamaca da başlatabilirler. Son altmış kilometre içinde Col de Portet d’Aspet, Col de Menté ve Col du Portillon gibi üç sert yokuşun ardından on kilometrelik ok gibi bir iniş bizi bekliyor. İlginç olabilir. 

Ve ardından yılın en merak edilen etabına geliyoruz. Toplam altmış beş kilometre, yani iki saatlik bir etap lakin 38 km’si yokuş. Sırayla söyleyelim: Col de Peyresourde ve hemen devamı olan Peyragudes, ardından Col de Val Louron-Azet ve son olarak da Col de Portet. Dilimin ucuna “Contador olsaydı” demek geliyor ama yıllar geçiyor maalesef. Genel klasmandaki zaman farkları hala yakınsa müthiş bir mücadele olması beklenebilir, hem de ilk kilometreden itibaren. A.S.O. bu etabın startında sporcuların "F1 grid" usulü GK sırasıyla yerleşip start alacaklarını bildirdi. Bu şekilde, start verilir verilmez yapılacak ataklarla, birkaç liderin, domestikleri yetişemeden izole olmasını bekliyor sanırım. Veya, genel klasman liderlerinin "mano a mano" yarışmalarını umuyor. Yarışı yarış yapan bisikletçiler olduğu için  bu senaryoların tutma ihtimalini düşük görüyorum ama belli de olmaz. Ancak, A.S.O.'nun planı tutarsa Team Sky'a ve/veya Movistar'a yarayacak bir uygulama gibi duruyor. Grupettoyu DQF'den kurtarmak için özel bir zaman sınırı belirlenecektir. 




Paris’den önceki son sprint etabı Trie-sur-Baise - Pau arasında. Trie-sur-Baise kasabası, 2011 yılına kadar, Fransa’nın “Domuz Başkenti” olarak anılmasına yol açan bir festivale ev sahipliği yapmış. Ağustos aylarında düzenlenen festivalde “en iyi domuz bağırışı taklidi”, “en iyi domuz kostümü”, “en iyi domuz bilmemnesi” gibi yarışmalar yapılırken bir yandan da ürettikleri etleri pazarlıyorlarmış. Evet dinimizce öyledir böyledir ama yiyen yiyor. Üstelik “porcelet” denilen, sadece sütle beslenmiş domuz etinin müthiş yumuşak olduğu söyleniyor. Kendi pisliğini yemiyorsa, hani sadece sütle besleniyorsa, temizse hayvan hala mundar sayılır mı, Diyanet’in danışma hattına telefon açabilirsiniz belki. Benimkisi tamamen merak, katiyyen ağzıma sürmem! 

19. Etap Lourdes - Laruns arasında ve 200 km uzunluğunda. Pireneler’de yakinen tanıdığınız üç yakışıklı var. Aspin, Tourmalet ve Aubisque. Nedense, bazı yokuşların erkek, bazısının dişi olduğunu hissediyorum. Daha çok isimleri bana bunu duyumsatan. Mesela Col de la Madeleine zarif bir hanım. Aspin genç ve güçlü bir erkek, Aubisque ise yaşlı ama yumruğunu masaya vurduğunda hala bardakları deviren sert bir aile reisi (Hepiniz katilsiniz!!!). Lacets de Montvernier de -elbette- ergenlik döneminde çiçek açan neşeli bir kız. Kafayı sıyırıyorum inceden herhalde... 



Neyse 19. Etap'tan bahsedecektim. Bir gün önce, 65 km’de heba olanlar bu kez uzun bir dağ etabında mücadele edecek. Üçünü yukarıda saydığım altı tane kategorize yokuş var ve Aubisque'den Laruns'a yirmi kilometrelik inişle finiş olacak. Genel Klasman'ın hala çekişmeli bir hali kaldıysa ilk beş altı kişinin aklı bir yandan da ertesi günkü tuhaf bireysel zaman karşı (ITT) etabında olacak. St. Pierre-sur-Nivelle - Espelette arasındaki 31 km alıştığımız ITT’lere pek benzemiyor. Hemen hemen hiçbir noktası düz değil.  Seksen metre irtifa alınacak bir yokuşla başlayıp inişle devam eden, son bölümünde %9 eğimli bir kilometrelik tırmanama bulunan, yetmezmiş gibi yine sıkı bir iniş ve yokuşla son bulacak tuhaf bir parkur. Profilden bu kadar anlayabildim. Yokuşta patlayıcı gücü yüksek Valverde tipi “puncheur”ler daha avantajlı gözüküyor. Etapla ilgili son not: Finiş kenti Espelette çok özel ve sadece bu bölgede üretilen kırmızı biberiyle tanınıyor. Memleket dahilindeki isotçulara duyurulur. "Süt domuzuyla iyi gider mi acep?" diye düşünen Cehennem'de yanar mazallah!! 




Fransa Turu 2018 galibini Bask Ülkesi’nin kendine has kırmızı biber dolu toprakları tayin etmiş olacak çünkü ertesi günkü klasik Champs Elysées etabıyla yarış sona erecek. 

Parkur yokuş çıkabilen TT’cilerden çok düzde de sert çevirebilen yokuşçulara daha uygun gibi gözüküyor. Yani bir yokuşçu parkuru daha. Yenilikçi, modern ve atak yapmayı heveslendirecek bir rota çizilmiş. Bu açıdan Thierry Gouvenou’yu kutlamak gerek. İki senedir Tour parkuruna hoş dokunuşlar yapıyor. Hatta 2018 rotasının, önümüzdeki yıllarda Büyük Turlar’ın koşulmasında önemli bir dönüm noktası olacağını öngörebiliriz. Yalnızca 31 km’lik ITT olması rouleurler için bir dezavantaj. Üstelik düz bir rotada da değil. Diyeceksiniz ki 35 km’lik TTT var. Var ama özellikle Team Sky’ın Froome gibi bir yokuşçusunu sadece bu TTT ile elimine etmek mümkün değil. Tom Dumoulin katılırsa ne olur? Olasılıkla ITT’de Froome’u rahat geçer, TTT’de az farkla geçilir, dağlarda ise zaman kaybeder. Sonunda ne olur tabii bir şey diyemiyorum. 

Yokuş uzmanlarının şansını olumsuz etkileyebilecek şey ilk haftaki etaplar ve sonundaki Roubaix parkuru. Quintana, Bardet ve Rigo gibi küçümenlerin hiç alışkın olmadıkları bir yer. Froome’un da pavé’lerde uçmasını beklemiyoruz gerçi ama, başta Geraint Thomas, kendisine kol kanat gerecek takım arkadaşları olacaktır. Froome’dan sonra Richie Porte’un da şansı var ama her büyük yarışta bir felaket yaşıyor. Hiç adını anmazsak belki kötü şans bu kez onu bulmaz. Bardet, Quintana ve diğerleri ise TTT ve pavélerde Froome’a zaman kaybetmezlerse şanslarını Espelette’deki son zamana karşıya kadar taşıyabilirler. Çok iyi dinlendiğini söyleyen Tom Dumoulin ise yine takımının gücü kadar şanslı. 

Tour favorileriyle ilgili yazıyı Cyclist Türkiye'nin Temmuz '18 sayısına yazdım. Bu yüzden blogda yer veremiyorum. Kusuruma bakmayın. Vive Le Tour, Vive La Démocratie, Vive La Capitalisme!!

22 Temmuz 2015 Çarşamba

Temiz Çocuk Romain (18. Etap)

TOUR DE FRANCE (III. HAFTA)



18. ETAP (GAP - SAINT-JEAN-DE-MAURIENNE,181 km)


#Suruç'ta katledilen, ideallerine bağlı, güzel gençlerimizi sevgi ve hayranlıkla anıyorum.




-Temiz Çocuk Romain-

İnişle yarış kazanıldığını biliyorduk, Romain Bardet iki iniş bir yokuşla da kazanılacağını gösterdi. Col du Glandon zirvesine az kala gruptan çıktı, iniş bitene kadar kazandığı 40" farkı kırk kilometre boyunca, şirin Montvernier yokuşu ve ardından St.-Jean-de-Mnne inişinde korudu. Hem Pl. de Beille hem de Mende'da denemiş olmamıştı. BU kez arkadan gelen vatandaşı Pierre Rolland'a yakalanmadı ve kötü geçen Tour'da kendini temize çıkardı. 

Bardet "yeni nesil" Fransızlar'ın en çok konuşulanlarından biri. 2012 Türkiye Turu'nda dördüncü olmuştu, hatırlayan vardır. Atakcı, panache'ı olan bir stili var, çok iyi bir yokuşçu ama kendisini "önce bir yarışçıyım" diye tanımlıyor. Çoğu Fransız gibi zamana karşısı zayıf. Büyük Turlar'da da dinlenme günlerinden sonraki ilk etaplarda hep zaman kaybediyor. Genel yaklaşımın tersine, Bardet, dinlenme günlerinde araba arkasında uzun mesafe sürüyor ama 2 senedir pek faydasını göremedi. Pau'da verilen aradan sonra sonra Froome'a 9 dakika kaybetmişti, bu Gap'tan sonra da Pra Loup'da 3 dakika civarı kaybetti. Bu eksikliğini önümüzdeki yıllarda gidermesi gerek. Çok iyi bir öğrenci olduğundan yayınlarda bahsetmiştik, Grenoble'da işletme master'ı yapıyor. Klasik bir "temiz, efendi çocuk". Bardet'den de zeki olduğunu herkesin kabul ettiği ablası Lisa en büyük yardımcısı. Lisa da bu sene Tour'da çalışıyor. 



Bardet, Purito'yla Yokuş Klasmanı'nda aynı puanda ama yaşına hürmeten mayoyu Rodriguez'e vermişler (değil tabii, bir takım başka hesapları var). Fransızlar Puanlı Mayo'yu en az Sarı Mayo kadar severler. Bu nedenle, yaşlı kurt ve genç horoz 2 gün boyunca (hatta Champs Elysées etabına kadar) kaçışa girip yokuş primleri için mücadele edecekler. İşleri zor, çünkü bugün ve yarın iki sert ve kısa etap var. Üstelik hem Quintana hem Froome bunlardan birisini mutlaka kazanmak istiyorlar. Kaçışı bırakıp sonra tekrar yakalayacak zaman pek yok. O nedenle yokuş puanlarını kazanmak oldukça zor olacak. Purito ve Bardet'nin 4 puan gerisinde dün bir motorsikletin çarpıp düşürdüğü Jakob Fuglsang var, o da denkleme katılmaya çalışacak (bu arada motor beş saniyede hem Hesjedal'ı hem Fuglsang'ı biçiyor neredeyse. Seyrediniz).

Dünkü etabın gerisi sakindi. Col de Morte'da Contador gitmeye kalktı, Quintana bırakmadı. Nibali Glandon'da mayosunu gösterdi "Hadi leyn.." dediler. Başka da bir şey olmadı. Dramatik bir hikaye de olmadığından alttaki videoyla sizi başbaşa bırakayım.




Bugün 138 km'lik kısa ve sert bir etap var dedik. Saint-Jean-de-Maurienne'den La Toussuire'e gidilecek. Aslında yirmi kilometrelik yol ama turist gezdiren Türk taksici gibi ASO pelotonu biraz dolaştıracak. Yarış doğrudan KAT1 tırmanışla başlayacak, Bardet-Purito-Fuglsang Puanlı Mayo primleri için kaçmaya çalışacaklar. Team Sky ile Movistar'ın buna izin verip vermeyeceklerini görmek ilginç olacak. Parkur daha sonra Bardet'nin ok gibi indiği taraftan Glandon ve üstüne Croix-de-Fer zirvesini tırmanarak devam edecek, en sonda da La Toussuire çıkılacak. 2012'de Pierre Rolland'ın kazandığı etapta Chris Froome etap ikincisi olacam diye lideri Bradley Wiggins'i unutup Pinot'yla kapışmıştı. Kanaat notumu o zaman vermiştim, hala da değiştirmedim.

GENEL KLASMAN ZAMAN FARKLARI (18. ETAP):

1.   Chris Froome.........74h 13'31"
2.   Nairo Quintana..............3'10"
3.   Alejandro Valverde........4'09"
4.   Geraint Thomas.............6'34"
5.   Alberto Contador...........6'40"
6.   Robert Gesink...............7'39"
7.   Vincenzo Nibali.............8'04"
8.   Mathias Frank...............8'47"
9.   Bauke Mollema.............12'06"


10. Romain Bardet.............12'52"





17. ETAP (DIGNE-LES-BAINS - PRA LOUP,161 km)



#Suruç'ta katledilen, ideallerine bağlı, güzel gençlerimizi sevgi ve hayranlıkla anıyorum.




-Tejay-

İnsanı heyecanlandıran, nefesini kesen, hayal kurduran bir bisikletçi olmadı hiçbir zaman. "Post-Armstrong dönemin en iyisi" olmak Amerika'da ne kadar nefes kesici bir sıfat olabilir ki? Voldemort'un depreme uğrattığı bir coğrafyada başarılı olmaya çalışıyor işte. Lance'in karizmasının yarısı bile yok. Olması da gerekmiyor. Karizma denen şey, çoğu zaman, erdemden çok kötülükle yakın ilişki kurar. Amerika'dan çok Avrupa'ya yakışan biri, babasının Hollandalı oluşu etkin olmalı. Sakin, parıltısız, görev bilinci yüksek, patlangacı az. Lance denen o parlak ama yakıcı güneşe hayranlıkla spora başlamış, ihaneti gördüğünde dönülmez yola çoktan girmişti. Armstrong patlayınca oluşan kara delikten kendince uzak durmaya çalışıyor. 

Tejay Van Garderen ortanın çok üstünde bir yarışçı ama bir süperstar değil. Çok iyi zamana karşıcıdır fakat motoru dizeldir. Yokuşlarda hepimizin yüreğini hoplatan o ivmesi yok. Tempolu çıkılan yokuşları seviyor. Nibali'yle başa çıkabilir ama Nairo, Alberto ve Froomey'nin hızlanmalarına karşı savunmasız. Zaten takımını da ikna edemedi yıllardır. Önce Cadel'le eş kaptan oldu, gelecek yıldan itibaren de Richie Porte ile paylaşacak liderliği. Fransa Turu'nu kazanması her zaman çok zor ama bu sene gerçekten de yıldızlar çok iyi gelmişti. Herkesin döküldüğü ilk haftayı tık demeden geçmiş, Pireneler'de de idare etmişti. Sadece 4 etap daha ve Paris'te podyum onu bekliyordu. 

Ama bazen olmuyor işte. Alın yazısı mı, kader mi, enerji mi, neyse ne... Herşey fizikle, ilimle açıklanamıyor. Dinle, kitapla da ben beceremiyorum, kafam basmıyor. Biraz şarap, biraz tefekkür, insana "süpernatürel" çayırların da kapılarını açıyor olabilir. Lance'le motor pacing yapması duyulunca oluşan negatif elektrik etkilemiş olabilir mi? Bu da çok abartılı oldu. Bazen bir şeyin olmayacağı varsa bir yerini yırtsan olmuyor işte. İnsan dinlenme gününde hastalanır mı ya? 

Pra Loup zirvesine 72 km kala, onu bekleyen takım arabasının arkasında durdu. Bisikletten inmeden, hatta sanırım yokuşu çıkarken ağlamaya başlamıştı. Kocaman gözlüklerden anlaşılmıyordu. Ben sarsıla sarsıla, hıçkırıklarla ağlarım. Bazısından ise sadece gözyaşları dökülür, bakmazsan farkedemezsin. Tejay hiç sarsılmadı, böyle çok günler yaşamış takım direktörünün omzuna kafasını gömdü, gözyaşları başka şeye gerek duymadan döküldüler. Sonra zerafetle kameraya arkasını döndü, yavaş yavaş arabaya yürüdü, bindi. Mekanik, bisikletini ulaşılması en zor yere, arabanın tavanında, en ortadaki yere taktı. Kamera yarışa dönerken ön jant hala arabaya dayalı duyuyordu. Gitmek istemezmiş gibi... 


Bisiklet zor, acıyla dolu bir meslek. Yenilgisi zaferinden kat kat fazla... 

Bu etapla ilgili başka bir şey yazmak içimden gelmiyor aslında. Çabuk geçeyim. Contador'un, yarattığı algının tersine, kötü bir inişçi olduğu kafamıza dank etsin artık. Bu hatırladığım üçüncü düşüşü yaw! Ondan kötü sadece Thibaut Pinot var. Chris Froome da tam tersine canavar gibi iniyor. Nibali'den hiç kopmadı Allos'da. Öğrenmiş işi. Helal! 

Peki Quintana ne yapıyor? Altı üstü 8 (yazıyla -sekiz-) saniyelik yokuş atağıyla Froomey'i dökebileceğini falan sanıyor mu gerçekten? Şerefli bir ikincilik dışında ne amaçladığı halen belli değil. Nibali ve Valverde daha heyecan verici halen. 

Etabı kazanan Simon Geschke için bugün bir sürü şiir yazdım, daha söyleyecek bir şeyim yok. Sakallarını kes Haliçli Simon! 

Yarınki etapta da kaçış grubu yazıyor. Ortada bir yerde Col du Glandon olmak üzere 7 kategorize tırmanış var. Sonuncusu Lacets de Montvernier. Şirin bir yokuşumuz. O çıkılırken mekanik sorun yaşayan olursa kıyamet kopar, takım arabalarına izin verilmeyecek. Froome'u geçmek artık çok zor ama güzel, heyecanlandıran bir atak görür müyüz diye umut etmekten vazgeçemiyorum. 

Umut en büyük işkence...

GENEL KLASMAN ZAMAN FARKLARI (17. ETAP):

1.   Chris Froome.........69h 06'49"
2.   Nairo Quintana..............3'10"
3.   Alejandro Valverde........4'09"
4.   Geraint Thomas.............6'34"
5.   Alberto Contador...........6'40"
6.   Robert Gesink...............7'39"
7.   Vincenzo Nibali.............8'04"
8.   Nathias Frank...............8'47"
9.   Bauke Mollema.............11'47"
10. Warren Barguil............13'08"

2 Temmuz 2015 Perşembe

Dört Duvar İçinde Sıkıştım Kaldım



Bu yazı, Fransa Turu favorilerini şöyle bir tartmak için yazılıyor. Zaman kalırsa kısa kısa diğer heveslilere de bakıp Yeşil ve Beyaz Mayo hakkında iki kelam etmek istiyorum. Bu hafta yine İtalyan patronlar var başımda. İlk yazıyı önden yetiştirdim ama bunun işi daha zor (halen Çarşamba sabahın körü). 

Yarışın dört favorisi elbette Alberto, Vincenzo, Chris ve Nairo. Kim kazanır? Ne bileyim ben!? Dört duvar içinde sıkıştım kaldım. Lakin tahmin zaten yanılmak üzere yapılır. Tüm tahminleri isabetli birini tanıyorsanız hemen secdeye varın. Mühim olan, işkembeden atmadan, artısını eksisini tartarak fikirlerini yazmak. Geçen sene, Froome’un pavé’ye varmadan ondokuz kez düşeceğini, Contador’un yemek yerken ayağını kıracağını, Nibali’nin meğer doğuştan pavéci olduğunu hanginiz tahmin etti? O nedenle, beklentinizi yüksek tutmayın, okuyun geçin. 




Bu sene, genel klasman favorilerinin önceliği, ilk 10 günü kazasız, belasız ve kayıpsız geçmek olacak. İlk günlerin heyecanı ve telaşı, takımların kendini gösterme isteği Tour'un açılış etaplarını çok ajite hale getiriyor. Ek olarak, Hollanda ve Belçika yolları babalar, kasisler, kavşaklar, daraltmalar, vs. ile dolu (lafı çalalım ve bundan böyle “yol mobilyası” diyelim). Bu kadar yol mobilyası olunca 200 bisikletli sığışamıyor, kazalar oluyor, hesap mutlaka birilerine kesiliyor. Piyango bizim dörtlüye vurmaz inşallah. 

İlk hafta için hava tahminleri iyi gözükse de, en az iki etap denize çok açık yerlerden geçecek. Çapraz rüzgardan yararlanmak isteyen takımlar pelotonu zora sokabilir ve zaman kayıpları yaşanabilir. Bu tür kayıplar favorilerin başına gelirse üzülmem açıkçası, çünkü bu taktikler yarışın bir parçası. Ama yok, köpeğe çarptım, kameraman önüme çıktı olursa yazık olur. Dolayısıyla, ilk dokuz etapta favorilerin kazanacağı bir şey yok ama her şeyi kaybedebilirler. Bir küçük not 9. Etap TTT için. Tam bir muamma. İki tane tırmanış var fakat asıl alışılmadık olan şey son 1,700 metrenin %6.2 eğimli bir yokuş olması. TTT'de pek görmediğimiz bir finiş. Takımların bu bölümü hangi taktikle koşacaklarını görmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Kazasız belasız Pireneler’e varırsak yarış sakinler, yerine oturur. Geçiş etaplarının da favorilere çok sorun yaşatmayacağını düşünüyorum. 


Çapraz rüzgarın olası sonucu


Dediğim gibi, bu seneki Tour başlarken dört büyük favori var: Alberto Contador, Vincenzo Nibali, Chris Froome ve Nairo Quintana.  GT’ler (Grand Tour/Büyük Tur) göz önüne alındığında, Contador yedi (9-2=7), Nibali üç, Froome ve Nairo da birer kez zafer kazandı. Spor gibi meritokratik bir disiplinde, incelemeyi de bu metotla yapalım, herbirinin artı ve eksilerine birer paragrafla bakalım: 


Alberto Contador

Onu şöyle iyi yokuş çıkar, böyle çakaldır falan diye anlatmaya gerek yok. Ne yaptığını gördük, kim olduğunu biliyoruz. Aktif sporcular içindeki en büyük GT yarışçısı. 7 zaferi Indurain’inkine eşit. Elinden alınanları katsak Anquetil’i de geçip Merckx ve Hinault’nun ardından üçüncü sırayı alır. Contador TdF 2013’de Froome, Nairo ve Purito’dan tokadı yedikten sonra antrenman sistemini ve diyetini değiştirmişti. 2014 başından beri çok iyi yarışıyor. Halen son iki GT’un şampiyonu ve Tour’u kazanırsa arka arkaya 3 GT kazanan ikinci insan olacak (rekor Eddy'de: 4 defa). 
 
Çok iyi bir bisiklet yarışçısı olmakla “çok iyi Büyük Tur yarışçısı” olmak aynı şey değil. Bu farkı sindirmek gerek. Mesela VanGarderen, Richie Porte ve Purito da çok iyi bisikletçiler ama büyük turları kazandıran o son "şey"e sahip değiller. Doğrudur, Contador müthiş bir yokuşçu ve çok iyi bir TTci. Ama bence, onu diğerlerinden bir adım öne çıkaran şey, taktik zekası ile gavurun “panache” dediği, cüretkar, gösterişli ve riskli atak yapma karakteri. Aprica’da geri kalınca Mortirolo’daki insiyatifini veya Giro’nun son etaplarında, kendini perişan etmeden, tek başına, azar azar zaman kaybederek yarışı bitirişini hatırlayın. Nibali’yle birlikte yarışı hareketlendirip Froome’u terse düşürmeye çalışırsa şansı artar. 


"Ben Armstrong'u yemiş adamım ulan!!"

Sıkıntı ne? Eh, Manolo Saiz’in talebesi olarak gençliğinin pek temiz olmama olasılığı var. Zaten  clenbuterol’den de patlamıştı. Contador’un sahtekar olduğunu düşünenler haklıdır. Ama cezasını çekti ve döndü. Yaşam devam ediyor, takılıp kalmayın. Alberto’nun potansiyel olarak en büyük derdi, Giro'dan kalma yorgunluğu olacak. Adam Hansen gibi, ara vermeden 11 GT koşmak mümkün ama Giro’yu kazanırken ne kadar tükendiği ve bir ayda ne kadarını geri koyup forma girdiğini şu an için kimse bilmiyor. Göreceğiz. 1998'de Marco Pantani bolca EPO desteğiyle becerdiğinden bu yana Giro-Tour dublesini başaran olmadı. Demek ki zor iş. Özellikle son hafta Alpler’de performans düşüşü yaşayabilir ve bu ona yarışı kaybettirir.
  
Diğer sıkıntısı ise takımın son performansı. Tinkoff Saxo İtalya Turu’nda kötü bir performans gösterdi. Contador son 10 gün tek başınaydı denebilir. O kadrodan Rogers, Basso, Kreuziger ve Tosatto Tour’a da geliyorlar. Umarım bu kez liderlerine daha iyi destek olurlar, çünkü sadece Aru ve Astana yok karşısında. En az üç takımla birden mücadele etmesi gerek. Tek başına bunu başarması mümkün değil. Bir de Oleg Tinkov faktörü var ama 13 yıldır RTE ile yaşamaya alışan Türk insanını Oleg’in bir dezavantaj olduğuna ikna etmem çok zor (4 paragraf oldu farkındayım). 


Vincenzo Nibali 

Nibali de en az Contador kadar “panache” dolu, zeki ataklar yapmayı seven biri. Geçen sene Tour’u adam yokluğundan kazanmamıştı. Sheffield’de cesaretiyle etap aldı, Arenberg’de de kendi gücü ve takımını kullanarak rakiplerini ekarte etti. Dağlarda iki etap daha kazanmıştı. Zamana karşı disiplinde de, Froome kadar olmasa bile, Contador kadar gider. Astana TTT’de de çok geri kalacak bir takım değil. Boşuna favori göstermiyoruz herhalde...

Nibali’ye değil ama Astana’ya biraz şüpheyle yaklaşıyorum mecburen. Takımın sabıka kaydı kabarık. Giro’da gördüğümüz Astana muhteşem, hatta biraz “fazla güçlü” bir takımdı. O ekipten yalnızca Tanel Kangert Utrecht’e geliyor. Nibali İtalya Şampiyonası’na formsuzum diye katılmayan sadık domestiği Alessandro Vanoti’yle takıştı ve Tour’a getirmedi. Onun yokluğunda J. Fuglsang, M. Scarponi ve Rein Taaramae yokuşlarda destek olacak. Geçen sene pavéde Nibali’yi Boom, Westra ve Fuglsang çekmişlerdi. Bu sene de aynı senaryonun tekrarlanmasını bekliyorum. 


"El Pueblo unido
jama sara vencido!!"


Gelelim dağlara… Vincenzo çok müthiş bir yokuşçu değil. Diğer üç favori gibi bir anda hızlanamıyor veya bir yokuşta 4-5 kez atak yapamıyor. Ama uzun süre yüksek tempoyla çıkabiliyor. Bu özelliği nedeniyle, Astana’nın yokuşlarda herkesi perişan edecek bir tempo yakalayıp çıkması gerek. Takım tüm yokuşlarda bunu yapabilirse Vincenzo özellikle etap sonlarında diri kalabilir ve bonus saniyeleri kaybetme sıkıntısı yaşamaz. 

Öte yandan, Nibali pelotonun en iyi inişçilerinden biri. Bunu da avantaj olarak kullanmak isteyeceği kesin. Daha önce de denedi. Alberto da ona katılabilir. Cauterets (11.), Gap (16.) ve Pra-Loup (17.) etapları buna izin verecek gibi gözüküyorlar. Özellikle Col de Manse’dan sonra, 11 km inişle Gap’ta biten etapta Froome’a bonus zamanlarla beraber 20-25 saniye fark atılabilir. Üç etapta birden olur mu? Pek sanmam, sadece Froome’a karşı ikili üçlü bir ittifakla bu başarılabilir. 

Zaten bence yarışı belirleyecek şeylerden biri, yapılacak veya yapılmayacak ittifaklar olacak. Post-doping dönemde olduğumuzu varsayarsak, bu dört sporcunun hiçbiri, diğerlerinin hepsine, her etapta üstünlük sağlayacak bir güce sahip değil. Bu nedenle, yarış içinde ittifak yapılmasını zorunlu görüyorum. Kim kimle yapar, yapabilir mi, ne kadar süreyle yapar, bilemiyorum ama etaplardan birinde Nibali ve Contador’un yada Contador ve Quintana’nın beraber bir numaralar çevirmesine hiç şaşırmam. 

Nibali’nin dezavantajını söyledik, motoru biraz dizel. Öte yandan bu sene, aynı geçen sene gibi hazırlandı ama yılın ilk yarısındaki hastalığı form tutmasını engelledi. Kendi de şikayetçiydi. Dauphiné’de hala form tutmaya çalışıyordu. Bir etap kazandı fakat diğerlerinde pek iyi gözükmedi. Bu yarıştan sonra San Pellegrino'da gittiği irtifa kampı ve sonrasında kazandığı “tricolore” ile çalışan reçeteyi değiştirmediğini gösterdi. Diğer üç rakibinin sert yokuş ataklarına cevap verebilirse Nibali de Paris’e Sarı Mayo ile gelebilir. 


Chris Froome 

Vallahi taraflı yazmayacağım. Evet Wiggo’ya La Toussuire’de yaptığı şirretlikten beri kendisinden pek hoşlanmıyorum. Karısı da az fettan değildi ilk dönemlerinde hatırlarsınız. Neyse, PR şirketi kadının elini ayağını çektirdi ortamlardan, iyi de oldu. Ama Frome'u damat olarak almayacağım sonuçta (ben bu lafı LA için de etmiştim bir zamanlar). Beni asıl uyuz eden sele üstündeki halleri. Yokuş çıkarkenki stili o kadar itici geliyor ki, bakmamak için çayır, çimen, inek, otlak seyrediyorum. İki yana kafa sallamalar, söğüt dalı gibi kollarıyla yay çizerek gidon tutmalar, gözünü powermetreden kaldırmamalar... Benim gibi bir estet yüzünü buruşturuyor haliyle. Aerodinamik olarak daha verimli diye yokuş ataklarında ayağa kalkmıyor beyefendi. Marjinal kazançlar felsefesine çok uygun, tebrik ederiz. Lakin sayesinde seyir zevkimiz piç oluyor, ota boka bakıyoruz. Bir de “panache” sıfır… “Üçtür panache yazıyon lan ukala! Ne demek bu?” deme, bir dakika lütfen. Bisiklet sporu için panache, yarışırken belli bir havası, farklılığı, canlılığı, zarafeti olan demek. "X’in panache’ı var” dendiğinde farklı, dinamik, şık, cüretkar, estetik bir yarışçı demek oluyor. Froome farklı ve dinamik ama gerisi yok işte… 


"Bu kez gündüz seremonisi istiyorum Christian"


Ama şunu bilin ki, dörtlünün içinde en bilimsel, en detaycı, en iyi hazırlanan Chris Froome. Team Sky’ın 2012 ve 2013’de kazandığı iki Fransa Turu, tüm pelotonda antrenman usulleri açısından devrime neden oldu. Froome da, bu farklı antrenman metotlarını sonuna kadar ve din gibi uygulayan biri. Mesela Quintana 2 aydır Kolombiya’da kokoyin mi içiyordu, antrenman mı yapıyordu bilen yokken, bu arkadaşımız Teide’de her gün dağ çıkıp iniyordu. Yolda gözleri sürekli gidon boğazında çünkü kaç dakikada ne kadar güç üretir, ne kadar zaman sonra hangi atağı yapabilecek gücü kalacak hepsini biliyor. Thomas Voeckler gibi hep panache, az zafer değil. Etap yarışçıları içinde en iyi TT’ci o. Ve en az Quintana ve Contador kadar iyi bir yokuşçu. Eksik tarafı derseniz, hayal gücü yok, her şey powemetrede yazıyor sanıyor. Bir de benle beraber tüm peloton ona ve takımına gıcık. Dersine çok iyi çalışmış, pırıl pırıl önlüklü, her soruya parmak kaldıran sınıf birincisini kim sever? 


Nairo Quintana 

Bak bu çocuğu da sevmemek mümkün değil. Nairo 2013 Fransa Turu’nda bir güneş gibi doğmuştu hatırlarsanız. Genel Klasman’da ikinci, Gençler ve Yokuş Klasmanı’nda şampiyon olmuş, Le Semnoz’da Froome’un önünde etap kazanmıştı. Movistar, onu çok sık boğaz etmeden 2014’te Giro ve Vuelta’ya soktu. Giro’yu Uran ve Aru’nun önünde rahat kazandı, Vuelta’da ise ITT'de düştükten sonra yarışı bırakmıştı. Ama Nairo bisikletin yeni prensi olmuştu çoktan. Kolombiya, fakir çocukluğu, yeteneği, babasının kazanacağı yarış paralarını rehin ederek aldığı bisiklet falan yarı efsane haline geldi. Son derece yetenekli bir yokuşçu. Tırmanışlarda sadece bir kez o da 2013 Ventoux’da Froome’un inanılmaz temposuna cevap veremedi. Onun dışında kimse onu kolay kolay silkeleyemiyor dağlarda. Zamana karşıda ise dörtlü içinde en zayıf o ama bir Pierre Roland değil, kayıplarını en azda tutabiliyor. Bu sene Mart’ta Tirreno-Adriatico’yu kazandı, Bask Turu’nda ise dördüncü oldu. Romandiya Turu’ndan sonra, Nisan sonunda Kolombiya’ya döndü ve Haziran ortasına kadar kendinden haber alınamadı!! Hehe alınmıştır tabii de biz bir şey duymadık. Yoksa en az iki kez idrar örneği almışlardır, o kadar süre yalnız bırakmazlar. Dönüşünde sadece dört etaplık Route du Sud’de  yarıştı, Bagneres de Luchon inişinde Contador’dan 13” fark yiyince yarışı ikinci bitirdi. Form durumunu tam bilmiyoruz ama ciddi, disiplinli ve inatçı bir tip olduğundan yarışa çok iyi durumda geleceğini düşünüyorum. 


"Benim Sarı Mayo'yla resmim yok mu editör???"

Quintana’nın sıkıntısı Valverde. Movistar takımı hala Valverde'nin etrafında dönüyor. Alejandro'nun Unzue -ve sanırım sponsorun da- üstünde o kadar büyük bir gücü var ki, hangi yarışa isterse giriyor. Fransa Turunu ikinci bitiren adam (Quitana) ertesi yıl TdF koşmuyor da takım lideri Valverde oluyorsa "Yeşil Mermi" etkisini bir düşünmek lazım. 

Bu sene, Unzue, Valverde'yi Giro koşma konusunda ikna etti ama Alejandro ne yaptı etti Fransa Turu’na ortak takım lideri olarak gelmeyi başardı. Halbuki bu sene Quintana’ya yardım edeceğini söylemişti. Quintana'nın Valverde’yi elimine etmesi için Pireneler’de zaman olarak ona fark atması gerek. Yani Formula 1'deki gibi ilk rakibin takım arkadaşındır durumu. Açılış etapları Valverde’nin uzman olduğu klasik parkurları gibi (Cambrai-Seraing hariç elbette). Pau’ya Alejandro 2 etap zaferi ve Sarı Mayo’yla gelirse şaşırmayın. Quintana sakin olmalı ve zaman kaybetmeden Plateau de Beille etabına kadar sabretmeli bence. O yokuşta uzar giderse Valverde Alpler’de takımı bölmez, hatta belki Nairo’ya yardım bile eder. Hoş Quintana -Contador gibi- yokuş çıkmak için takıma ihtiyaç duymayan tiplerden. Bu onun için büyük bir avantaj, Alejandro'ya hiç gerek kalmayabilir. İyi de olur. 

Movistar Utrect’e karışık bir ekiple geliyor. Dowsett, A. Malori ve J. Castroviejo ile takım TTT’de şampiyon adayıdır. Yokuşlarda da Anacona, Herrada, G.Izaguirre ve Imanol Erviti iki ortak lideri çekecek. Tour’un tek İspanyol takımı olarak Pireneler’de büyük bir destek alacaklar. Bunun gazına gelip etap zaferi peşine düşerlerse Kolombiyalı yıldızı destekleme işi tavsayabilir. 


...Ve Diğerleri

Evet, dört büyük favoriyi şöyle bir değerlendirdim. Başaltı pehlivanlarını da birkaç cümleyle geçeceğim: 

Joaquin Rodriguez (Katusha): Tanrı Purito’nun yarış kazanmasını istiyorsa bu parkurdan iyisini yaratamazdı. TT yok gibi bir şey, finişi rampalı düz etaplar ve ciddi dağ yokuşları var. Ama favoriler çok güçlü. Kusura bakma hombre! 

Thibaut Pinot (FdJ): Pinot her sene daha iyi diyeceğim ama geçen seneki derecesini tekrarlaması çok zor. Ama her yarışında daha olgun, daha güçlü birini görüyorum. İlk beş çok çok iyi derece olacak. Özgüven toplamaya devam paşam, olacak. 

Romain Bardet: J-C. Péraud formsuz olmasına karşın yarışta ama acaba Lavenu o kadar ısrar etmese miydi? Eğer Riblon Bardet için çalışmazsa (ki sanmıyorum), genç Fransız etap ve Yokuş Klasmanı’nı kovalar gibi. 

Tejay VanGarderen (BMC): İyisin hoşsun Tejay ama 3 hafta çok uzun bir süre. Vazgeç bu sevdadan, etap kazan, tek haftalık turlara odaklan…

Pierre Roland (Europcar): Karım çok yakışıklı bulduğu için Pierre’i Tanrı’ya havale ediyorum. Çok panache, az sonuç, belki etap, belki Puanlı Mayo. 

Kelderman, Gesink, Ten Dam (Lotto NL): Üçü bir Quintana etmiyor bunların. Düz ve zengin ülkelerden GT şampiyonu çıkmıyor artık… Ten Dam’ı candır, Gesink'den soğudum, Wilco'ya değil karavanına gıcığım. 

Bauke Mollema (TREK): E bu da Hollandalı. İlk 10’a girer, yokuşta saklanır saklanır son kopan o olur.  Mollema, sağı solu kollama… 

A.Talansky & Dan Martin (Cannondale): Dan Martin ilk haftaya bakar, arada domestik kuzene kamış atar, ilk 10-15 arasında bitirir. Talansky ise ihtirası yeteneğinden büyük bir arkadaş. İşi zor bu dünyada. 

Daniel Navarro (Cofidis): Herkes Bouhanni’ye bakarken Navarro çok can yakacak bak buraya yazıyorum. 

Warren Barguil (Giant Alpecin): Fransa basınının baskısından kaçıp Hollanda takımına gitti. O ve Romain Bardet aynı tornadan çıkmışlar gibi. Sanki seneye daha güçlü olacak. 

Louis Meintjes (MTN-Qhubeka): Afrika’nın en iyisi diyorlar. Froome alınıyormuş. İyi yokuşçu. Daha 23 yaşında. Genel Klasman’da ilk 20 peşinde koşacağına Puanlı Mayo’yu kovalasın derim. 

DİĞER MAYOLAR 

Şimdi burada konu Yeşil Mayo ve Puanlı Mayo’ya geliyor ama artık Puanlı Mayo tahmini yapmıyorum. Çünkü tamamen piyango. Pireneler’de sıkı bir kaçış grubuna girip orada puanları toplayan iki üç yokuşçunun Alpler’deki rekabeti olacak. Bir şey demek mümkün değil. Tek istisna şu olabilir: Eğer yarış, sonuna kadar dört favori arasında geçerse, birbirlerini hiç silkeleyemezlerse, dördünden biri Sarı Mayo’yla beraber Puanlı Mayo’yu da kazanabilir. 

Yeşil Mayo'nun en büyük favorisi son üç yılın şampiyonu Peter Sagan. Ama bu sene işi daha zor. Takımın önceliği Contador ve Sagan arasında bölünecek. Sagan'ın yanında ikiden fazla domestiği olmayacak ve hem etap finişlerini hem de ara sprint puanlarını kovalaması zorlaşacak. Bu sene sprinterleri kayıran bir puanlama sistemi de var ama bu değişiklik Mark Cavendish’e veya diğerlerine yetmeyebilir. Cav son İngiltere Şampiyonası’nda inanılmaz güçlü gözüktü,“Acaba Yeşil Mayo için Sagan’la mı kapışacak?” diye düşündüm fakat Etixx-QST kadrosu bir sprint treni görünümünde. Marcel Kittel de yokken bence sprint etaplarını kovalamak ister. Onun en büyük rakibi de Katusha'dan A.Kristoff olacak elbette. Sagan’a en büyük tehditin John Degenkolb’dan gelmesi şaşırtıcı olmaz. Hem iniş çıkışlı finişleri seviyor hem de Sagan gibi güçlü, ara sprintleri kovalayacak bir takımı var. Degenkolb'ün önceliği Seraing etabı olacak, sonra da bence Yeşil Mayo peşine düşecek. 


Sarı Mayo ve ilk 5 Tahminim

1. Chris Froome...............(kılım ama bence kazanacak)
2. Vincenzo Nibali............(yokuşta hızlanmada sıkıntı var)
3. Nairo Quintana.............(zamanını bekle, seneye inşallah)
4. Alberto Contador..........(kazansın isterim ama çok zor)
5. Thibaut Pinot................(best of the rest) 


Bu iki yazıyla Fransa Turu öncesi risalelerimiz son buluyor. Etaplardan sonra da kısa kısa izlenim ve düşüncelerimi yazacağım. Ayrıca @alparsla da klasman ve etaplarla ilgili bilgiler içeren bir sayfa yapacak (tatilden dönerse tabii).

2015 Fransa Bisiklet Turu kazasız belasız geçsin, ailemize, ülkemize ve tüm insanlığa iyilik ve güzellik getirsin.




Sg/sg
2.7.15




11 Ağustos 2014 Pazartesi

Sarhoş Atlar Zamanı - Fransa Turu Parantezinde


Artık adet olduğu üzere, Akif Burak Atlar ile Açık Radyo'da Fransa Turu 2016'yı konuştuk. 94.9 Açık Radyo'da Pazar gecesi yayınlanan Fransa Bisiklet turu parantezindeki Sarhoş Atlar Zamanı #220'i aşağıdaki linke tıklayarak dinleyebilirsiniz. 

S.A.Z. #256 (Fransa Turu 2016 parantezinde)





24 Temmuz 2016

S.A.Z. # 256 özçekimi



---0---


Akif Burak Atlar ile dün gece (10 Ağustos 2014) 2014 Fransa Turu ile ilgili bir müzikli söyleşi daha yaptık. Üçüncü senedir tekrarladığımız ve elbette 94.9 Açık Radyo'da yayınlanan programın kaydını aşağıda dinleyebilirsiniz:

S.A.Z. #168 (Fransa Turu 2014 parantezinde)


Mutad "program sonu" resmi
---0---

2012 ve 2013'ün kayıtlarını ise aşağıda bulabilirsiniz.



Akif Burak Atlar, genç bir şehir planlamacısı, besteci, gitarist, radyo programcısı ve bisiklet yarışları tutkunu. İki yılı aşkın bir süredir, Açık Radyo 94.9'da pazar akşamları 21:00'de "Sarhoş Atlar Zamanı (S.A.Z.)" adlı bir müzik programını hazırlıyor ve canlı olarak sunuyor. "Konu Parantezinde Rock" vurgusu uyarınca, her program belli bir tema etrafında kurgulanıyor, şarkılar da ona göre seçiliyor.  

Akif, 2012 Fransa Bisiklet Turu sürerken benimle temasa geçti ve yarışın bittiği akşamki programına konuk olmak isteyip istemeyeceğimi sordu. Elbette hemen kabul ettim, çünkü bazen duvarlarla bile bisiklet yarışı konuşuyorum. Kendi iradesiyle bunu talep eden bir kurban bulmuşum, hiç kaçırır mıyım?

Akif Burak Atlar ile TdF 2012'nin bittiği akşam (22 Temmuz 2012) buluştuk. Birbirimizle önceden hiçbir tanışıklığımız olmamasına karşın ikimizin de hoşuna giden bir program yaptık. Seçilen şarkılar Tour de France temalıydı. Bir saatlik programın kaydını aşağıda bulabilirsiniz:

S.A.Z. #65 (Fransa Turu 2012 parantezinde)



S.A.Z. #65 - Akif Burak Atlar ve SG


Akif, bu (geçen) sene de Fransa Turu'nun son haftası aradı. Tabii programa yine katıldım. Ama bu yıl (2013), Fransa Turu son etabı akşam koşuluyordu ve S.A.Z bizim Eurosport naklen yayınıyla çakıştığından, bir hafta sonra (28 Temmuz 2013) buluştuk, söyleştik. Önden birer bira parlattığımızdan mı, yoksa geçen bir sene içinde karşılıklı sempatimiz arttığından mı bilemem, ikinci program (yani S.A.Z #117) sanki daha samimi geçti. Onun da kaydı aşağıda (yaklaşık 1 saat):

S.A.Z. #117 (Fransa Turu 2013 parantezinde)

Yazılarımdan "Böğğ!" gelenleri biraz da sesimle baymak için, Akif'in izni, Açık Radyo'nın kavliyle kayıtları bizim bloga da koymuş oldum. 


Fransa Turu parantezinde S.A.Z. #117 




Akif Burak Atlar'a ve Açık Radyo'ya nezaketlerinden dolayı teşekkür ederim.

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Yürüyedur Nibali!

Tour başlamadan önceki muhabbetten:

SA: Peki Nibali, Valverde veya bir başkasının kazanma şansı hakkında ne düşünüyorsun?

SG: Fransa Turu'nu Chris Froome veya Alberto Contador dışında biri kazanırsa çok şaşırırım. Bunun gerçekleşmesi için bu ikisinin yarış dışı kalmaları veya ciddi sorunlar yaşamaları gerekiyor. Görünen o ki, şimdilik, diğer tüm iddialılar bu ikilinin bir boy gerisindeler. Vincenzo Nibali –geçen hafta İtalya şampiyonu olmasına karşın- geçen seneki formunda değil. Bir türlü ciddi forma giremedi. Kendi de söylüyor. Bu sene TdF'da hüsran olup takımdan ayrılır gibi haince bir tahminde bulunayım.

Süper şom ağzımın sonuçlarını görüyorsunuz. Froome ve Contador'u bitirdim, Nibali de son günlerini yaşıyor gibi...Valverde'yi de halledersem rahatlayacağım...

Do not eat while riding!!!


Gerçekten çok acaip bir 10 gün geçti değil mi? Kırılan bacaklar, baş favorilerin yarış dışı kalması ve pek de şans verilmeyen Nibali'nin, cebinde iki etap zaferi ve Sarı Mayo'yla Richie Porte'un 2'23" önünde olması... "The race is Nibali's to lose". Hadi Türkçe'ye çevir. "Yarış kendisi kaybedene kadar Nibali'nin" desem? Oldu gibi. Nibali ondan ummadığım kadar formda. İki etap kazanarak müthiş bir özgüven de depoladı. Planche des Belles Filles'de Alberto'dan pek fark yemezdi diye düşünüyorum. Bu saatten sonra Porte ve Valverde'nin Nibali'ye atak yapmaları gerek yarışın sonuna kadar. Bu fark başka türlü erimez. Çok riskli bir plan ama yarışı kazanmak için başka çareleri yok. 

Nibali kazanırsa kimse "Chris ve Alberto yoktu da kazandı" demesin lütfen. Nibali silah çekip vurmadı adamları. Düşerek yarış dışı kalmak, son tahlilde bir hatalar silsilesinin sonucudur, beceriksizlik ve başarısızlıktır. Team Sky ve Tinkoff'un takımca sınıfta kaldıklarını gösterir. Astana, Orta Asya steplerinden gelen sertlik ve İtalyan oportünizmini birleştirmiş olarak canavar gibi gidiyor. Şimdilik :))

Ah-hah-haaaa! Zirvede tek başımayım!!

Sagan'ın Yeşil, Purito'nun da Benekli Mayo'yu bu andan sonra kaybetmeleri zor gözüküyor. Bardet ve Pinot'ya ne dersiniz peki? Dört Fransız ilk 10'da yer alıyorlar. Bayraklar çekmecelerden çıkmaya başladı ama bence Paris'te Romain Bardet ve J-C. Péraud dışında ilk ona girecek kimse yok gibi. Küçük Prens Thibaut Pinot hiç sevmediği yokuşu Pl. des B.F.'yi 2012'den çok daha iyi çıktı. Ama her an bir etapta geri düşüp 3-4 dk. kaybedecekmiş gibi duruyor. Keza Tejay (3'56") ve Van den Broeck da (4'18") "vulnérable" durumdalar (artık açıp bakın, yok bunun Türkçesi). Ayrıca etap için ataklar da başlayacak ve daha çok kaçış göreceğiz. 

Nibali'nin arkasındaki 13 yarışçı üç dakikanın içinde sıralanıyorlar. Bu da, muhteşem bir podyum mücadelesinin bizi beklediğini gösteriyor. Güzelliği en parlak yıldızda veya en yüksek ağaçta aramayın lütfen. Aşağılarda da nefesimizi kesecek şeyler var. Üstelik, mazallah Nibali de yarış dışı kalırsa süper bir yarışa geri döneriz. Ve o zaman Bardet'ye kazandırabilirler işte...

İyi seyirler!!